Son günlerde Azerbaycan, Türk ve İsrail basınında çıkan haberlere göre Kuzey Irak'tan kaçan PKK'lı teröristler Ermenistan'ın işgali altındaki Dağlık Karabağ bölgesine yerleştirilmektedir. Azerbaycan gazeteleri, İsrail gizli servisi MOSSAD'ın da konuyla ilgili bir dosyayı Ankara'dan sonra Azerbaycan yetkililerine sunduğunu yazdı. Bazı haberlerde PKK nın Rusya Koordinatörü Merabi Şamoyev’in başkanlığında bir grup teröristin, geçtiğimiz günlerde Hankendi yi ziyaret ettiği ve bu ziyaret esnasında Irak ve Türkiye den çıkan PKK yanlısı Kürt ailelerin, işgal edilmiş Laçin ve Kelbecer e yerleştirilmelerini müzakere edildiği de yazılmıştır.

 

Son dönem bölge gündeminin ön sıralarında olan bu haberlere Ermenistan tarafından resmi bir açıklama gelmiştir. Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Arman Kirakosyan yaptığı açıklamada topraklarında PKK varlığında söz etmenin 'absürd' olduğunu söylemiştir. Kirkosyan, "Bir yetkili olarak söyleyebilirim ki bu gerçekten saçma bir söylenti. PKK varlığına dair açıklamalarının herhangi bir gerçeklik payı yoktur. Ermenistan'da kesinlikle PKK grupları ya da kampları yoktur. Ermenistan'da sadece Kürt Yezidi azınlığı vardır" demiştir. Her ne kadar Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Arman Kirakosyan bu haberleri yalanlasa da Ermenistan’ın PKK ile ilişkisi ve onları Dağlık Karabağ bölgesine yerleştirme girişimleri yeni değildir.

 

Ermenistan’da SSCB döneminde yaklaşık 60 bin Kürt nüfus yaşamaktaydı. 1988 yılından beri Azerbaycan ile başlayan çatışma ve savaş sebebiyle Ermeniler Müslüman oldukları gerekçesiyle Ermenistan’daki bütün Müslüman Kürt nüfusu zorla Azerbaycan Türkleri ile beraber Azerbaycan’a göç ettirmişlerdir. Bir tek Müslüman olmayan Yezidi Kürtleri bunun dışında tutulmuştur. Göç sadece Ermenistan içerisindeki Müslüman Kürtlerle sınırlı kalmamıştır. Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan toprakları olan Dağlık Karabağ bölgesi ve etraf yerleşim yerlerindeki Müslüman Kürt nüfusu da Azerbaycan Türkleri ile aynı akıbete uğramış, ya öldürülmüş ve/veya sürülmüştür.

 

Eski SSCB ülkelerinde 1989 yılı sayımlarına göre 250.000 Kürt yaşamaktaydı. Azerbaycan’da 13.000 Kürt asıllı Azerbaycan vatandaşı yaşarken bu rakam Ermenistan’da 60 bine çıkmaktaydı. Azerbaycan Kürtleri “Kırmanç” diyalektinde konuşmaktadır.

 

Kürt gurupları içerisinde değişik dini inanışın mensupları bulunmaktadır. Genel olarak Müslüman (sünni –hanefi, şafi-, şii –alevi-) ve “Yezidi” Kürtler olarak ikiye ayrılmaktadırlar. Bölgede Azerbaycan’da bulunan (ve Ermenistan’dan kovulan) Kürtler genelde Müslüman ve Ermenistan’da kalanlar ise yezidi inancına mensuptur. Gürcistan’da da bir miktar “Yezidi Kürt” bulunmaktadır.

 

1923 yılında bizzat V. Lenin’in şahsi teşebbüsü ile Azerbaycan’ın güney-batı bölgesinde “Kızıl Kürdistan” muhtar bölgesinin kurulma çalışmaları başlatıldı, ancak bu muhtar kurumun devlet olabilecek arazi ve diğer özellikleri tam olarak tespit edilemedi. Önce Laçin merkez olarak alınmak isense de daha sonra bu fikirden vazgeçilmiş ve Şuşa merkez yapılmak istenmiştir. Yakın Doğu’ya paralel bir coğrafya da kurulmak istenen bu “Kızıl Kürdistan” vasıtası ile Türkiye, İran, Irak ve Suriye gibi geniş bir coğrafyada dağınık halde bulunan Kürtlere tesir gösterilmesi amaçlanmaktaydı. Anlaşılan o ki, zamanında Lenin'in yapamadığını şimdi Ermenistan yapmak istemektedir.

 

Stalin’in “bir millet için yalnız medeni işlerden ibaret bir muhtariyetin katiyyen kifayet etmeyeceği” yönündeki düşünceleri ve yanısıra SSCB’nin dış politika stratejisinin değişmeye başlamasıyla Rusların eliyle kurulan Kürt muhtariyeti yine Rusların teşebbüsüyle 1927 yılında lağvedildi.

 

II. Dünya savaşı sırasında ve sonrasında, SSCB’nin Çarlık Rusyası’ndan gelen “sıcak denizlere inme” hayalleri iyice netlik kazanmaya başlamıştı. Bu amaçla Türkiye ile girişilecek muhtemel savaş sırasında, Türkiye ile işbirliği yapmalarından duyulan endişe sebebiyle sınıra yakın bölgelerdeki Türk ve Müslümanlardan temizleme çalışmaları başlatıldı. İlk olarak 1937 tarihinde Ermenistan Kürtleri’nin büyük bir kısmı Kazakistan’a sürüldü. Daha sonra1944 yılında Gürcistan Kürtleri, Ahıska ve Azerbaycan Türkleri ile beraber Orta Asya’ya gönderildi. Aynı zamanda Ermenistan’da asırlardan beri yaşamakta olan Azerbaycan Türkleri Azerbaycan’a sürüldü ve yerlerine Yakın Doğu ülkelerinden getirilen Ermeniler yerleştirildi. Ermenistan ve Gürcistan’dan Türklerin yanısıra “Müslüman Kürtler” de aynı endişe ile sürülmüşlerdir. 

 

Moskova bir yandan Kürtleri sürgüne gönderirken, diğer yandan da İran’ın Güney Azerbaycan bölgesindeki Kürtleri destekleyerek Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ni kurdurmuştur. Ancak daha sonra bu “cumhuriyet” İran birlikleri tarafından dağıtılmış ve onun liderlerinden olan Irak Kürtlerinden Molla Mustafa Barzani (Mesut Barzani'nin babası) kendi birlikleri ile beraber SSCB’ye sığındı. Dönemin Sovyet yöneticileri ise Barzani için “uygun” yerleşim birimi olarak Orta Asya’nın yanısıra Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesini seçmişti.

 

1980’li yılların sonlarına doğru Sovyetler Birliği’nin dağılacağı yönündeki sinyaller çoğaldıkça SSCB’nin diğer halkları gibi değişik Sovyet Cumhuriyetlerinde dağınık halde yaşayan Kürt topluluklar da hareketlenmeye başlandı. 1988 yılından itibaren Ermenilerin Dağlık Karabağ’ı işgal etmeye başlamalarıyla beraber Ermenistan Kürtleri anlaşılması zor bir tavır içine girmişlerdir. Çünkü Ermeniler işgal ettikleri yerlerde Kürt veya Türk diye herhangi bir ayırımlama yapmadan katliam ve sürgün politikaları uygularken Ermenistan’daki Yezidi Kürtleri, Ermenistan Umummilli Haraketi ile beraber Erivan’ın Tiyatro Meydanında yapılan ve Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a ilhakını isteyen mitinglerde faal bir şekilde iştirak ediyorlardı.

 

Ermeni liderler Dağlık Karabağ bölgesinde Azeri Türkleri ile artık ayrılmayacak derecede kaynaşmış olan Kürtleri bir yandan bölgeden kovarken diğer yandan da dağıttıkları ilanlarla bölgede hatta Ermenistan topraklarının da bir kısmını içine alacak ölçüde bir Kürt Muhtar Devleti kuracaklarını telkin etmeye çalışmaktaydılar. Ermenistan liderleri hatta bir Ermeni Kürt Federasyonu’ndan da bahsederek böylece sadece Dağlık Karabağ’ı değil hem de Azerbaycan’ın içlerine kadar uzanacak bir bölgeyi bu vasıtayla kontrol etmeyi planlamaktaydılar.

 

Ermenilerin bu türden vaatleri özellikle de “Yezidi Kürtler” arasında zaman zaman kısmen destek görmekte ve Dağlık Karabağ’da Azerbaycan’a karşı yürütülen savaşta az sayıda Kürt faal şekilde iştirak etmekteydi.

 

Azerbaycan’ın Alibayramlı şehrinden 17 Mayıs 1992 tarihinde Ermenistan’a geçerek “Kürt Azatlık Hareketi”ni kuran ve Laçin’in Ermenistan birlikleri tarafından işgalinden sonra da temelleri çok daha önceden atılan Ermeni-Kürt ittifakı neticesinde tarihi Türk yurdu olan Laçin’de “Kızıl Kürdistan”ı kurulduğunu açıklayan, Azerbaycan İçişleri Bakanlığı’nın eski bir çalışanı, Vekil Mustafayev aynı zamanda Azerbaycan’a karşı savaşacak bir silahlı birlik kurmak istemişse de bunda başarılı olamamıştır. Bu süreçte Sovyet Kürtleri ve özellikle de Ermenistan’daki Yezidi Kürtler faal iştirak ettiler. İlginç olan husus Kürtlerin Dağlık Karabağ’da ilan ettikleri bu muhtar kuruma yukarıda bahsi geçen Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin bayrağını ve amblemini aynen kabul ettiler.

 

Ancak bu kurum fazla taraftar toplayamadı ve ilanı yapılan bir kurumdan öteye geçemedi. Bunun önemli sebeplerinden birisi; Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerinden Kürtler Laçin’e göç ettirilemedi. Aynı zamanda Azerbaycan Kürtleri çoğunlukla Ermenilerle beraber olmaktan kaçındılar. 1992 yılının sonlarında Ermenistan’da iktidarı tamamen ele geçiren Taşnaksütyun Partisi’nin de bölgede Kürtler de dahil diğer azınlıklara olumsuz bakması da bu haraketi neticesiz bıraktı.

 

Ermenistan’da Batıdaki Ermeni lobileri destekli hareketler Kürt motifinin Batı kamuoyunda en az Ermeni meselesi kadar güncel olması düşüncesi sebebiyle, Ermeniler ile Kürtlerin bölgede bir federasyon etrafında birleşmeleri fikrini desteklerken, Tarihi “Daşnaksütyun” görüşü etrafında birleşenler ise Türklerin düşmanları ile dostluk kurulabileceğini kabul etmekle beraber “Müslüman Kürtlerden” uzun süreçli bir stratejik müttefikliğin söz konusu olamayacağını ileri sürmektedirler. İleri sürülen argümana göre, Kürtler tarihte her zaman Türklere Ermenilerden daha yakın olmuşlardır. Hatta Ermenistan’da yaşayan Kürtler bile o bölgelerde 1988 yılına kadar bulunan Azerbaycan Türkleri içerisinde ve onlarla beraber yaşamış ve hatta kısmen asimile olmuştur. Ermenilerle bu türden bir ilişki içerisinde olmayan Kürtler bir seçim durumunda Müslüman Türkleri seçecektir, şeklinde düşünülmektedir. Diğer yandan Kürt İşçi Partisi PKK’nin Türkiye üzerinde hak iddia ettiği topraklar aynı zamanda Taşnaksütyun’un tarihi toprak iddiaları içerisindedir.

 

Bu meselenin bir diğer boyutu ise gerek Batı ve gerekse de Rusya ve Ermenistan tarafından gündeme getirilen bu sorunda; Ermenistan’dan 1988 sonrası kovulan ve yine Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinin Ermenistan tarafından işgali ile beraber bölgeden kovulan Kürt nüfusun bugün Azeri Türkleri ile beraber çadırlarda yaşıyor olmalarına rağmen Kürt nüfusun göç ettirildikleri topraklara geri dönmeleri hususu hep gözardı edilmektedir. 1988-1989 yılları arasında Ermenistan’dan 40.000 Kürt kovulmuş bir kısmı ise öldürülmüştür. Batıda Kürtlere beslenen genel sempati nedense burada gözardı edilmekte ve Azerbaycan Türkleri ile beraber Kürtlerin de Ermeniler tarafından kovuldukları bölgelere geri getirilmesi fikri pek destek görmemektedir.

 

Aslında bölgeye giden Kürt ve Ermeni misyonerlerin sayısında son dönemde ciddi bir artış vardır. Uluslararası Kürt İçtimai Teşkilatları Birliği Başkanı Merabis Samoyev ile beraber Mahmut Taha ve Mahmut Sengerin isimli Kürt temsilciler Ermenistan’ın işgal etmiş olduğu Dağlık Karabağ bölgesine üç günlük bir sefer düzenlemiş ve Ermeni temsilcilerle görüşerek Laçin ve Kelbecer ve Kubatlı bölgesinde BDT ülkelerinden ve özellikle de Irak’tan getirilecek Kürt aileler için bir kaç “Kürt yerleşim birimi” kurulması hususları görüşülmüş ve bu konuda anlaşmaya varılmıştır. İlk aşamada getirilmesi düşünülen Kürt sayısı 1500-2000 civarında olacaktır.

 

Sözde Dağlık Karabağ Hükümeti’nin Sosyal Güvenlik Bakanı Lenston Gulyan Hankendi’nde 2001 yılı faaliyet programını açıklarken Bakanlıkları tarafından bir programın hazırlandığını ve 2000 yılı içerisinde Dağlık Karabağ’a 194 ailenin getirilerek yerleştirildiğini ve 2001 yılı içerisinde ise bu faaliyeti hızlandıracaklarını bildirmiştir. Dağlık Karabağ’a göç ettirilen ailelere bir defaya mahsus para yardımı ve 20 yıllık düşük faizli krediler verilmektedir.

 

Ermenistan bir yandan Dağlık Karabağ’da bir Kürt oluşumu içerisine girerken diğer yandan da yıllardır Suriye’nin yaptığı “PKK’ya hamilik görevini” üstlenmek arzusundadır. PKK’nın Kuzey Irak’taki diğer Kürt guruplar tarafından sıkıştırılması, İran ve Suriye’nin de Türkiye ve ABD’nin baskısıyla PKK’ya bölgede verdiği desteğini çekme eğiliminde olması ve Türkiye’nin bölgede PKK’ya yönelik başarılı sınır ötesi harekatları PKK’yı yeni bir “yerleşim” alanı arayışına yönlendirdi. 1992’den beri Ermenistan ve Dağlık Karabağ’da faaliyette bulunan PKK için Ermenistan ve Dağlık Karabağ yeni “yerleşim” ve “kamp” yeri olarak seçildi.

 

Dağlık Karabağ hem Türkiye’nin direk temas hattı dışında olması, Ermenistan’ın kolaylıkla yardım gösterebileceği bir alanda olması, bölgenin uluslararası statüsünün daha tam olarak belirlenememesi ve Rusya’nın Gürcistan’da çıkardığı askeri birlik ve silahlarını Ermensitan ve Dağlık Karabağ’a yerleştirmesiyle beraber PKK’nın daha kolay silah ve mühimmat temin edebilecek olması, diğer yandan da bölgenin coğrafi olarak PKK için doğal bir kamp alanı olması açısından Dağlık Karabağ bölgesi seçilmiştir.

 

PKK’nın bölgede varolan ağırlığı 1999 tarihinden itibaren gözle görülür bir artış gösterdi ve artık bölgedeki PKK kamplarında geniş ölçekli “silahlı eğitim” verilmeye başlandı. Bu arada Irak ve İran üzerinden PKK militanlarını Ermenistan’a geçme çalışmalarında bir artış olduğu da gözlemlenmektedir. En son Naçivan üzerinden Ermenistan’a geçmek isteyen 5 Irak vatandaşı ile beraber toplam 13 “yezidi” Kürt’ün Nahçivan makamlarınca yakalanması da buna işaret etmektedir. Ancak genel olarak şunu da ifade etmek gerekir ki, Terör faaliyetlerine karışmış Kürtlere Ermenistan kucak açmış olmakla beraber Azerbaycan içerisinde de bu grupların faal oldukları gözlenmektedir.

 

Ermeniler bir yandan bölgede asırlardır yaşayan ve Azerbaycan Türkleri ile kaynayıp karışan Müslüman Kürtler kovulurken, diğer yandan dışarıdan Ermeniler için daha “güvenilir” saydıkları BDT ve Suriye, İran ve Irak’tan Kürtler bölgeye getirilmektedirler.

 

Azerbaycan bölgelerinde daha önceden yaşayan Kürtlerden ziyade Ermenistan’dan 1988 tarihinden itibaren göç ettirilen Kürtler PKK’nın etkisi altına girmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında Türk karşıtı faaliyetlerde bu unsurlardan daha geniş istifade edilmektedir.

 

1992 yılından beri PKK Ermenistan ve Azerbaycan’da faaliyet göstermektedir. Özellikle Türkiye ile Azerbaycan arasındaki zayıf sınır noktalarından da istifade ederek PKK üst düzey yöneticileri sık sık Nahçivan’a ve Bakü’ye gitmektedirler. PKK unsurları maalesef ki, Azerbaycandaki bazı çevrelerden destek dahi görmektedir.

 

1996 yılında Rusya Federasyonu’nun Yaroslav şehrinde toplanan Kürt Harekatının 3. Kurultayı’nda Kürt Harekatının önemli liderlerinden birisi olan, BDT ve Doğu Avrupa sorumlusu Mahire Veleta Azerbaycan arazisi içerisinde “Kızıl Kürdistan”ın mutlaka kurulması gerektiğini ısrarla vurgulamıştır. Yine aynı şahıs tarafından ortak sorunlarda ve ortak düşmana karşı Kürtlerin Ermenistan ile müttefik oldukları vurgulanmıştır.

 

Bölgedeki Kürt nüfusuna yönelik Ermenistan’ın uygulamış olduğu bu trajediye rağmen Kürt kartını kullanmaya kalkması büyük bir çelişki gibi görünse de bölgedeki Kürtler arasındaki dayanışmanın milliyet esasından ziyade din esasına dayandığını da göstermektedir. Zira kendi kardeşlerinin sürülmesine ve göçmen duruma düşürülmesine seslerini çıkarmayan ve Ermenistan’da uysal bir şekilde yaşamaya ve Ermeni hükümetinin politikalarına alet olmaya devam eden yaklaşık 10 bin civarındaki Yezidi Kürt nüfusu Ermenistan’ın Türkiye düşmanlığına alet olmaya devam etmektedir. Ermenistan’da yaşayan “Yezidi” Kürtlerinin dini inançları üzerinde Yahudilik, Ateşperestlik ve Müslümanlığın motifleri görülmektedir.

 

Ermenistan bir taraftan Müslüman Kürt nüfusu bölgeden sürerken, diğer taraftan da uzun süreden beri Türkiye’de Türk-Kürt-Müslüman ayırımı yapmadan her türlü terör faaliyetini yürüten terör örgütü mensuplarına silah, barınma ve tedavi yardımlarında bulunmuştur. Başkent Erivan’ın en işlek caddelerinden birisinde bugün PKK temsilciliği faaliyet göstermektedir.

 

Son dönemlerde PKK terör örgütü üyesi militanları aileleri ile birlikte Dağlık Karabağ bölgesine yerleştirme faaliyetlerinde ciddi bir artış yaşanmıştır. PKK daha önce bu bölgede silahlı eğitim yapmakta, kara para aklama ve narkotik maddeler kaçakçılığını yine bu bölge üzerinden yapmaktaydı. Şimdi ise PKK’nın Dağlık Karabağ bölgesinde daha geniş çaplı kamplar kurma girişimleri sözkonusudur. Burada Ermenilerin Kürtlere toprak verecekleri gibi bir tarihi yanılgıya Kürtlerin nasıl kanabildikleri konusu irdelenmemiştir. Zira bu ayrı bir araştırmanın konusu olabilecek kadar geniş ve önemli bir konudur. Zira her iki kesimin "tarihi vatan" dedikleri topraklar neredeyse aynı bölgeleri kapsamaktadır. Şimdilik yapılan Ermenilerin Kürtleri kullanmasından ibarettir. Ayrıca hadisenin bir de küresel boyutu sözkonusudur. Dağlık Karabağ bölgesinden Irak'ın kuzeyine kadar bir bölgenin Ermenileştirilmesi ve Kürtleştirilmesi ve böylece Türkiye ile Türk dünyasının arasına bir set çekilmesi çalışmaları da mevcuttur. Bu çalışmaların da son dönemde hız kazandığı bu çerçevede Türkiye'de Nahçivan ile sınır olan ve Azeri Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Iğdır vilayetinin Kürtleştirilmesi çalışmalarına da son dönemde hız verildiği dikkatlerden kaçmamaktadır. Özellikle önceki sınır ötesi harekatlar sonrasında bu çalışmaların hız kazandığı görülmüştür.

 

Sınır ötesi harekat uluslararası anlaşmalardan doğan ve daha çok günümüzde terör faaliyetlerine karşı kullanılan bir haktır. Şimdiye kadar dünyanın birçok ülkesinin kendi milli güvenlikleri gereği kullandığı bu hak, literatürde “Önleyici Vuruş Hakkı” olarak da bilinmektedir.

 

11 Eylül terör saldırılarından sonra Başkan Bush tarafından “Pre-emptive Strike” olarak formüle edilen “Önleyici Vuruş Doktrini”, devletin gerekli gördüğü hallerde dünyanın neresine olursa olsun, 'tek yanlı' müdahale etme ve 'düşman'ı kendi belirleyeceği zamanda 'önceden vurma' hakkına sahip olduğu konseptine dayanmaktadır. ABD bu hakka dayanarak terör örgütleri bir yana, bu örgütlerin yuvalandıkları ileri sürülen ülkeleri dahi işgal etmiştir. Yine İsrail’in Lübnan ve Filistin topraklarında, ABD’nin Irak ve Afganistan’ın yanısıra bazı güney Amerika ülkelerinde ve Libya’da bu hakkı kullandıkları bilinmektedir.

 

Saddam rejimi döneminde Türkiye tarafından da sıklıkla kullanılabilen bu haktan, Rusya dahi gerektiğinde istifade edebileceğini açıklamıştır. Rusya Genelkurmay Başkanı Korgeneral Yuri Baluyievski “Moskova, dünyanın her noktasında teröristlerin üslerine önleyici saldırılar yapmaya hazırdır” diyerek bu haklarını saklı tutmuştur.

 

Türkiye son dönemlerde yeniden Irak’a yönelik sınır ötesi harekata başlamıştır. Her ne kadar bu harekat ABD ile “anlık istihbarat paylaşımı” çerçevesinde ve kara harekatını içermeyecek bir düzlemde yapılmış olsa da Türkiye’nin her zaman ve her ülkeye karşı gündeminde bulunan bir savunma önlemidir.

 

Özellikle son dönemlerde PKK terör örgütüne karşı yürütülen bu operasyonlar neticesinde basına yansıdığına göre örgütte bölünmelerin yaşanması ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın ifadesiyle bölgenin BBG[1] evine dönüşmesi terör örgütü mensuplarını daha güvenli yerlere göçe zorlamıştır. Burada Ermenistan devletinin kucak açtığı bu teröristlerin şimdi Dağlık Karabağ’da yerleştirilmeleri Türkiye’nin bu bölgeye yönelik de bir sınır ötesi operasyon yapmasını gündeme getirebilir. Sözkonusu olan Dağlık Karabağ olduğu için bu bölgeye yönelik operasyonlar Azerbaycan ile beraber dahi yürütülebilir.

 

Bugün Ermenistan’ın işgalinde olan Dağlık Karabağ bölgesinde BM Güvenlik Konseyi’nin 822 Sayılı, 853 Sayılı, 874 Sayılı ve 884 Sayılı kararları ile tam dört kez Ermenistan’ın işgalci olduğu ve bu toprakların Azerbaycan toprağı olduğu tasdik edilmiştir. PKK terör örgütü Ermenistan makamlarının izni ve yardımı ile bu bölgeye yerleşmektedir. Türkiye Irak’a olduğu gibi terör ve teröristi takip ve yerinde imha anlamında Dağlık Karabağ bölgesine yerleştirilen terör kamplarına karşı bir sınır ötesi operasyon düzenleme hakkına sahiptir ve her an bu hakkını kullanabilir. Bu operasyonlar aynı zamanda Azerbaycan’ın işgal edilen topraklarını geri almasını kolaylaştıracak bazı mekanizmaları devreye sokabilir. Ancak bu topraklar şimdilik işgal altında olmasına rağmen bu toprakların asıl sahibi olan Azerbaycan tarafından dünyanın önemli bir bölümünün terörist örgüt olarak tanımladığı PKK’nın terör örgütünün bu statüsünü Azerbaycan Parlamentosunun tarafından vakit geçirilmeden kabul etmesi gerekmektedir.