Son günlerde Türkiye, gelen şehit haberleriyle yasa büründü. Terörle mücadele devam ederken şehit sayılarının artması Türk milletinde büyük üzüntüyle karşılandı.

 

TSK, 30 Mayıs’ta yaptığı açıklamada Kato Dağı bölgesinde 42 gündür aralıksız devam eden operasyonda toplam olarak 719 adet muhtelif tipte silah, 363.148 adet muhtelif mühimmat, 5 tondan fazla amonyum nitrat patlayıcı madde ile 76 tondan fazla yiyecek ve muhtelif yaşam malzemesi ele geçirildiğini duyurdu.

 

1 Haziran günü Lice’den alınan 3 şehit haberinin ardından Şırnak / Şenoba Tugay Komutanlığından kalkış yapan ve yüksek gerilim hatlarına takılarak düşen AS 532 COUGAR tipi helikopterde 13 asker şehit oldu. Kato Dağı’nda bölücü terör örgütü PKK’ya karşı başarılı operasyonlara imza atan çoğu yüksek rütbeli askerler de helikopterdeydi…

 

Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, Türkiye’de son dönemde artan terör olaylarını ve terörle mücadelede izlenmesi gereken yöntemleri TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Ülkede çok ciddi can almaya ve can yakmaya başlamıştır ve bunun geçmişte kökleri vardır. Teröre yönelik ortaya konulan teşhisin yanlış olması Türkiye’de teröre karşı tedbir almayı Uzun süre engellemiştir. İktidar, terörü Türkiye’de bir takım etnik grupların haklarını ve hukuklarını ihmal etmekten kaynaklanan bir süreç olarak değerlendirmiştir. Bunun içinde bu gruplara yönelik olarak adı üzerinde kendine göre bir “çözüm süreci” ortaya koymuştur. Bu “çözüm süreci” bağlamında Türkiye’de terörle mücadeleye yönelik geleneksel paradigma kırılmıştı. Artık bir şeyler vererek, bir şeylerden vazgeçerek, bir şeyleri çığırından çıkararak sorun çözme gibi bir tutum takınılmıştır. Çözüm süreci denilen süreç gerçek manada teröre karşı verilen mücadelen vazgeçme süreci olarak uygulanmıştır. Türkiye, teröre karşı verilen mücadelede geleneksel politikasından geriye adım atması bunun için Oslo’da,  İmralı’da ve Habur’da yaşanan rezaletlerin arkasından uluslararası bir takım güçler de, terör örgütünün ve Türkiye’ye karşı terör yürütenlerin yanında pozisyon almasına neden olmuştur.

 

“Türkiye’nin Uluslararası Alanda Elini Zayıflatan En Önemli Olguların Başında ‘Çözüm Süreci’ Gelmektedir”

 

Türkiye, Öcalan ile görüşülürken, İmralı’da, Oslo’da görüşmeler yapılırken Almanya’nın istihbarat teşkilatı BND, İsrail’in MOSSAD örgütü, Amerika Birleşik Devletleri İstihbarat Topluluğu CIA de doğrudan doğruya terörün karargahı ile Kandil ile görüşüyordu. Aslında İmralı’da Türkiye heyetinin önüne konulan şeyler, CIA, MOSSAD, BND ve benzer istihbarat teşkilatlarının Öcalan’a gönderdiği ve Türkiye’den şunları talep et direktifleriydi. Bunu anlamamak için kör sağır olmak yetmez biraz da olan bitenden habersiz olmak gerekmektedir. Bunlar zamanında söylenmiştir. Türkiye’de bütün bu yaşananlar aslında uzun süreli bir kurgunun, projenin ve stratejinin ayrıntılarından ibarettir. Süreç içerisinde Türkiye’ye şu söylendi kapılarından arkasından; “Siz Öcalan ile görüşüyorsunuz, siz terör örgütünü muhatap alıyorsunuz, dağlarda görüşüyorsunuz, Oslo’da görüşüyorsunuz. Biz görüşünce niye buna tepki gösteriyorsunuz? Niye bunu kabullenemiyorsunuz?” Onun için Türkiye’nin uluslararası alanda elini zayıflatan en önemli olguların başında “çözüm süreci” gelmektedir. Dolasıyla bu “çözüm süreci” Türkiye’nin güvenlik bağışıklık sistemini kırdığını ve bu bağlamda da Türkiye’yi savunmasız bıraktığını çok net bir şekilde son yaşanan olaylar göstermektedir. Türkiye bu “çözüm süreci” denilen süreçten belli sebepler yüzünden, AKP iktidarının geriye adım atması  -biliyorsunuz çok kararlılardı ve biz bu çözüm sürecinin altına gövdemizi koyduk yetmedi başımızı koyduk yetmedi baldıran zehri bile bu süreç için içeriz diyorlardı- ve birden bire bir baktık ki ne zehir içtiler ve baş koydular ve gövde koydular bu sürecin altına… Birden bu çözüm süreciyle bıçak kemiğe dayanınca teröristlerle mücadele etmeye başlamışlardır. Mücadele ederken teröristler dışardan ciddi bir şekilde destekçi bulmuş, müttefikler oluşturmuş ve bölgede (Suriye, Irak bölgesinde) meydana gelen boşluktan yararlanarak terör örgütü uluslararası bir aktör haline gelmiştir. Türkiye ciddi bir biçimde bu bölgedeki olaylardan kendisini dışarda tutmaya çalışmıştır. Uzun bir süre gayret göstermiştir. Farkında değildi ki, bölgede meydana gelen olaylar Amerika’dan, İngiltere’den, İsrail’den daha fazla Türkiye’yi ilgilendirmektedir. Türkiye’nin burnunun dibinde bu olaylar meydana gelmiştir Orada terör örgütleri var ve bu olaylara müdahil olmuştur. Dolayısıyla bu bölgede ciddi bir biçimde terör örgütü kurumsallaşmış, örgütleşmiş, kökleşmiş, müttefik elde etmiştir.

 

“Amerika Birleşik Devletleri, Almanya PYD’ye Yardım Etmektedir”

 

Türkiye elini kolunu bağladı mevcut AKP iktidarına yönelik; “Niye duruyorsunuz? Niye bekliyorsunuz? Bayır Bucak Türkmenleri katlediliyor. Tuzhurmatu’da, Kerkük’te, Telafer’de ciddi bir biçimde Türkmenlere karşı baskı oluşuyor. Terör örgütleri Türkiye’den girip çıkıyorlar. Bölgede Türkiye aleyhine bir takım tezgahlar planlanıyor” denirken bir gün kalktık ki, Türkiye Süleyman Şah türbesini 30 km ötedeki türbeyi yerinde muhafaza edemedi PKK ve PYD’nin önünü açacak şekilde türbeyi kendisi havaya uçurdu oradaki kemikleri de aldı Türkiye’nin kenarına getirdi koydu. Ondan sonra uluslararası istihbarat servisleri, PKK, PYD ve bölgedeki DAEŞ gibi gruplar Türkiye’nin riske girmekten kaçındığını, risk almaktan kaçındığını, bölgeyi bataklık olarak gördüğünü ve dolasıyla bu bölgeyi kendilerine müzahir bir alan olarak bıraktığı duygusu bunlarda oluşmuştur. Bu çerçeve içerisinde onlar bölgede istedikleri, bir kadavra gibi bölge üzerinde istediklerini tasarrufu yapabileceklerini düşünmeye başlamışlardır. Bugün geldiğimiz nokta, aslında onların bu düşüncelerinin sonucu olarak gelişmiş bir noktadır. Fakat Türkiye bir noktaya kadar beklemiştir. Bıçak kemiğe dayanınca bölgeye müdahale etmek zorunda kalmıştır. 15 Temmuz’un hemen arkasından Celabrus’a yapılan müdahale üzerine gerçekten bölgeyi Türkiye’yi güneyden kuşatacak şekilde bir terör koridoruyla sarmalamaya çalışan örgütü şaşırtmıştır. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya ve diğer ülkelerde gerçekten Türkiye’nin neden bunu yaptığını anlayamamışlar ve Türkiye’nin uyandığını hissetmeye başlamışlardır. Bunun içinde Türkiye’ye karşı tedbir alma gayreti içinde olmuşlardır. Onun için de PYD ve PKK’ya yönelik olarak gerek Almanya gerek İngiltere gerek Yunanistan, Ermenistan, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri çok ciddi bir biçimde silah yardımı, örgüt yardımı, teorik yardım ve diplomatik yardım yapmaya başlamışlardır. Bugün bölgede gerçekten terör örgütünün gömdüğü silahlar, kamufle ettiği patlayıcılar ve ortaya koyduğu bütün terör faaliyetleri uluslararası istihbarat servisleri tarafından organize edilen faaliyetlerdir. Bunlar bize yabancı değildir. Şaşılacak şeyler değildir. “Niye böyle yapılıyor” denilecek olaylar değildir. Eşyanın tabiatı gereği bölgede hakimiyet kurmaya çalışanların yapmaları gerektiği faaliyetlerdir. Bunları görmek lazım ve bunlara rağmen bölgede Türk hakimiyetinin ve Türkiye’nin etkin baskısının ortaya konması gerekmektedir. Yoksa Amerika Birleşik Devletleri, Almanya başından beri PYD’ye yardım etmektedir. Daha önce üstü kapalı yardım ediyorlardı şimdi iyice açıktan yardım etmeye başlamışlardır. Bunu açıktan yardım etmeye başlatan siyasi, askeri, diplomatik süreçlerinden üzerinde durmak gerekmektedir.

“Tedbirleri Bu Kadar Beklettikten Sonra Terör Kurumsallaşmıştır”

 

Türkiye etkinliğini azalttıkça bölgede terör örgütü etkinliğini arttırmıştır. Hadise bundan ibarettir. Dolayısıyla terör örgütü bölgede etkinliğini arttırdıktan sonrada Türkiye’yi içerde bloke edebilmek için Türkiye içerisinde ciddi saldırılara ciddi katliamlara başlamıştır. Canlı bombalar, bombalı araçlar kullanmaya başlanmıştır. Terör örgütlerinin bu faaliyetleri yapması son derece doğaldır. Türkiye’nin bölgedeki etkinliğini kurmasını engellemek isteyen yabancı devletlerin de bu terör örgütlerini kullanması son derece doğaldır. Bu bugün başından beri böyleydi. Biz Balkan Harbi’nde de bunları gördük. Balkan Harbi’nden önce Çanakkale’de gördük. Kurtuluş Savaşı sırasında gördük. Bunların hepsi vardı. Türkiye’de PKK yeni bir hareket değil ki… PKK daha önce “Kürdistan Teali Cemiyeti”ydi sonrasında kimi zaman Şeyh Sait biçimine büründü, Seyit Rıza kılıfını kullandı, bugün de PKK olarak var. Yarın PKK yok edildikten sonra başka bir isim adı altında devam edecek. Bölgede hakimiyet sürdüren veya bölge üzerinde etkinlik kurmak isteyen bir örgüt varsa buna bir isim herkes bulur. Bunu bir kişi veya bir istihbarat servisi her zaman kullanır. Size karşı her türlü eylemi yaptırır. Önemli olan sizin bunlara karşı gerekli tedbirleri almanız, sizin terör örgütünden daha uyanık olmanız, sizin terör örgütü besleyenler ve destekleyenlerden daha stratejik düşünmeniz daha önleyici tedbirler almanız gerekmektedir ki, bu örgütlerle baş edebilesiniz. Onun için Türkiye’nin son zamanlarda AKP hükümetinin son zamanlarda almış olduğu tedbirler en başında alması gereken tedbirlerdir. Bu tedbirleri bu kadar beklettikten sonra terör kurumsallaşmış, uluslararasılaşmış ve kendisine yeni müttefikler bulmuştur. Bu müttefikliğin yapısını şartlarını ortaya koymuştur. Ondan sonra Türkiye bununla mücadeleye başlamıştır. Bir de Türkiye’nin mücadelesi, mantığı son derece sakat daha doğrusu iktidarın bu yöndeki tavrı sonra derece sakattır. Ne yaptı? Salih Müslim’i Türkiye’ye çağırdı herkesten önce onunla görüşmek istedi. Görüştüğü zaman Salih Müslim meşru ondan sonra Salih Müslim ile anlaşamayınca Salih Müslim gayri meşru hale geldi. Öcalan ve terör örgütü PKK ile görüşüyor o görüşmeler “çözüm süreci” bağlamında herkes tarafından alkışlandı.

 

“Dış Politikada Ciddi Bir Savrulma Yaşamaktadır”

 

Uluslararası güçler devreye sokudu. Bölge üzerinden Süleyman Şah türbesini çekerek bölgeyi korumak yada bölgedeki hukuki statüsünü sürmekten vazgeçti. Ondan sonra Celabrus’ta müdahale etti. El-Bab’a kadar gideceğim, ben bu terör örgütüne nefes aldırmayacağım dedi. PYD’yi gayri meşru ilan etti, Türkiye’ye yönelik en ufak bir saldırısı olursa gerekeni yapacağım dedi. İfrattan tefrite bir savrulma söz konusudur. Dış politikada ciddi bir savrulma yaşamaktadır. Dışardaki devletlerle Türkiye’nin ne yaptığını neye karar verdiğini neyi yürüteceği noktasında kesin bir kanaatleri yoktur. Çözüm sürecini mi takip etmektedir? Yoksa mücadele sürecini mi takip edecektir? Salih Müslim ile görüşme sürecini mi takip edecektir? Yoksa Salih Müslim’e mi haddini bildirecektir? Süleyman Şah’ı taşıyacak mıdır? Yoksa Süleyman Şah’ı yerinde mi muhafaza edecektir? Bu konusunda uluslararası kuruluşların da Türkiye ile ilişkisi olanların da kesin bir kanaati yok. Olmadığı için “Türkiye bugün böyledir yarın başka bir şey söyler” gibi görüşleri son derece naif olan ve o Türkiye görüşlerini bir süre sonra değiştirecek bir ülke gibi görünmektedir.

 

Kandil ve Tel Abyad ve Afrin’e Operasyon…

 

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın da özellikle son zamanlarda nokta koymaya gidiyorum deyip virgül koyup gelmesi, referandum yaparız Avrupa Birliği’ne deyip Avrupa Birliği ile ilişkilerin belli bir aşamadan sonra sürdürülecek eskisi gibi sert olmayacak, görüştür onlarla gibi bir alana girmesi söylenen iktidar yetkililerin ciddiyeti konusunda uluslararası alanda ciddi bir zayıflık ve naiflik meydana gelmiştir. Bunlar da onları cesaretlendirmektedir. Türkiye bağırır çağırır ama sonra bizim istediğimiz noktaya gelir anlayışı bunlarda had safhaya gelmiştir. Bu son meydana gelen olaylar bu sürecin sonucu olarak meydana gelen olaylardır. Bu süreçte terör örgütü ciddi bir biçimde silah stoklamış, bölgede kurumsallaşmasını tamamlamış, mahkeme kurmuş, yargı yapar hale gelmiş, vergi toplar hale gelmiştir. Bölgede terör örgütü askere alma şubeleri nerdeyse ilan etmiştir. BDP ve HDP’yi ciddi bir biçimde adeta parlamentosu, sözcüsü gibi kullanmaya kalkmış bir durum ortaya çıkmıştır. Bu durum ciddi bir biçimde bölgede terörün belinin kırılması ve buradan def edilebilmesi için ciddi bir mücadeleyi gerekli ve zorunlu kılmıştır. Bu mücadeleye son zamanlarda devletin iradesinin destek verdiğini ve kararlılık ortaya koyduğunu görmekteyiz. Bu saklanan silahlar dış güçlerden, istihbarat servislerinden Amerika Birleşik Devlerinden sağlanan sofistike silahlar bölgede mücadelenin Türk Silahlı Kuvvetleri yönünden çok daha kanlı ve maliyeti yüksek bir boyutta devam etmesine neden olacak durumları ortaya çıkarmaktadır. Onun için önümüzdeki süreçte Türkiye bu mücadelesini elbette ki sürdürecek ama bu mücadeleyi ben söyleyeyim Türkiye çok açık ve net olarak kazanmak istiyorsa yapması gereken şey hemen bugün, bu saat, bu dakika, bu saniye Kandil’e Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ciddi topyekün yok edici, imha edici, ortadan kaldırıcı bir hareket yapması, Türk bayrağını en kısa sürede Kandil’e dikmesi ve Kandil bölgesinde Türkiye’ye yönelik terör ihraç eden bir grubun ve örgütün orada bulundurmaması gerekmektedir. İkinci yapılması gereken; Amerika Birleşik Devletleri’nin PYD ile birlikte Rakka’ya operasyon başlatmasından itibaren Türkiye’nin de her şeyi göze alarak Tel Abyad ve Afrin bölgesine ciddi bir biçimde operasyon yapması ve bu bölgede Türkiye aleyhtarı herhangi bir grubun oluşumun meydana gelmesini engellemesi gerekmektedir. Bunun için Türkiye her şeyi göze almalıdır. Çünkü dün yapmadıklarından dolayı bugün ne kadar bedel ödediğimiz ortadadır. Bugün yapılmayanlardan dolayı da yarın ödenecek bedel bugünkünden kat ve kat fazla olacaktır. Onun için devlet yetkililerinin gerçekten Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekasını sürdürmek istiyorlarsa bir an evvel bu söylediğimiz noktalarda akıllarını başlarına devşirerek gerekli tedbirleri alması risklere girmesi ve bununla ilgili gerekli çalışmaları başlatması gerektiğini düşünmekteyim.