Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yönetiminin Suriye’den tamamen çekilme kararını revize ederek bu ülkede en az 200 asker bırakacağını bildirmesinin yankıları devam ediyor. Batı basını, kritik kararın Amerika’nın Avrupalı müttefiklerinin baskısı ile alındığını yazarken, ABD Başkanı Donald Trump, geri adım atmadığını, az sayıda askerin uluslararası bir güçle beraber Suriye’de kalacağını söyledi. Trump, “DEAŞ’ın yeniden başlamaması için NATO güçleri ya da kimden oluşacaksa orada kalacak güçle birlikte biz de küçük bir güç bırakabiliriz, buna rızam var. Sahip olduğumuz gücün çok küçük bir bölümünden bahsediyoruz” derken, “Bugün orada olan 2.500 askerimiz başka yerlere gidecek. Bir kısmı güçlü bir üsse sahip olduğumuz Irak’a gidebilir. Orası milyarlarca dolar harcayarak kurduğumuz bir üs ve açıkçası orayı kullanmaya devam edeceğiz” dedi.

 

ABD’nin Suriye’den çekilme süreci ile ilgili gelişmeleri ve bölgedeki yankılarını Terör ve Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Trump’ın Kurnaz Stratejisi…

 

Türkiye sınıra yaptığı yığınak sonrasında Trump tarafından bir Twitter mesajıyla tehdit edilmiş ve ardından gündeme gelen “Güvenli Bölge” meselesiyle konjonktür değişmişti. ABD’nin uygulamaya koyduğu ve geliştirdiği bu saha stratejisiyle, var olan/ortaya çıkan kararlılıkları ve etkiyi istikrarsızlaştırmayı başarmıştır. Trump kurnaz bir strateji ve bir Twitter mesajıyla inisiyatifi ele almayı, önce ortalığı karıştırmayı, sonra da kendince ortalığı toparlamayı başarmıştır.

 

“ABD, Türkiye’yi Yaklaşık 9 Aydır Oyalıyor”

 

Türkiye harekâtla ilgili bir irade ortaya koymuştu. Öyle ya, 85 bin olduğu ifade edilen bir yığınak nasıl bloke edilecekti? ABD;

– Suriye’den çekilme ve “Güvenli Bölge” kartlarıyla, başta Türkiye, oyuna dahil olanları oyaladı.

– Ortaklıklarını ve alt oyuncularını test etti.

– Avrupalı oyuncuların bölgede kalma konusundaki kararsızlığını ortadan kaldırdı. Avrupalılar “Sen kaçacaksan, biz de kaçacağız” diyorlardı. Kendi maliyetlerini azaltırken Avrupalıların kaçmasına da engel oldu. (400 ABD + 1000 Avrupalı asker iyi formül)

– Güvenli bölge çıkışı ve bu çıkışın neden olduğu cazibe ve menfaat heveslerini kullanmaya başladı.

– Güvenli bölgenin inşasına dair sorumluluğunu kendisiyle beraber hareket eden ülkelere ve yerel oyunculara yükledi.

– Bir diğer tarafıyla da Arap ülkelerinden bu projeyle ilgili finansman desteği peşine düştü, imtiyazlar elde etti, bağlayıcı sözler aldı.

– İsrail’in Fırat’ın doğusuyla ilgili beklentilerini görmezden gelmediğini İsrail’e ispat etti.

– PYG/DSG’nin Rusya/Rejim kucağına oturmasını engelledi.

 

Başka? Münbiç’tekine benzer bir fotoğraf ortaya çıktı. Sonuçta, ABD ilk önce bağımsız, sonra müşterek devriyeler ve eğitim programlarıyla Türkiye’yi yaklaşık 9 aydır oyalıyor. Öte yanıyla, ABD’nin sizin istediğiniz gibi davranabilmesi, sizin inisiyatifinizde şekillenecek bir şey. Temelde güç muvazenesine (dengesine), gücü ve aklı nerede ve nasıl kullandığınıza ve bunu nasıl kabul ettirebildiğinize bağlı. ABD, var olan gerçeğe göre siyaset ve strateji üretmeyi seven, pragmatist, yığınağını ve savaş gücünü gelişen duruma göre şekillendirebilen bir ülke. Caydırıcılığına ve tekno – savaş gücüne çok güveniyor. Siz onu bu gerçek içerisinde kendi stratejinize veya hedeflerinize dâhil etmek zorundasınız. Bu yüzden de etki üretmek gerekiyordu. ABD’nin kararsızlık güncesinde etki üretemeyince de buraya doğru gitmesi gayet normal ve artık yeni bir şeyler yapmak zamanı…

 

Yakın Zamanda Fırat’ın Doğusuna Bir Harekât Olur Mu?

 

Burada en önemli kriter; Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler’in ABD’de yaptığı görüşmeler. Bu ziyarette yapılan görüşme ve müzakerelerden nasıl bir sonuç çıktı? Buna bağlı pek çok gelişme yaşanacak. Bundan başka birbiriyle ilintili ve birbirini etkileyen bazı gündemler var. Sonuçta harekat seçeneği, kendi başına bağımsız bir süreç değil. İdlib’le, Rusya ile ilişkilerle, seçimle, ekonomiyle ilgili bir süreç. Bir diğer tarafıyla da ABD’nin Suriye ve Irak stratejisiyle ilgili bir süreç var. Arada bir değil, sıklıkla İsrail’e, İran’a, Kıta Avrupası’na ve Körfez’e konuyla ilgili bakmak gerekiyor. Ayrıca konuya müdahil olanlar sadece IŞİD ve PKK ya da PKK içindeki eksenleşme değil. Diğer etnik, mezhebi, meşrebi ve ideolojik yapı ve radikalleri de unutmamak gerekiyor. Ötesi küresel bir gerginlik ve soğuk savaş rüzgarları var. Bunların birleşimi olarak ortaya çıkan bir durumdan bahsediyoruz. Fırat’ın doğusuna yapılacak hakaret ve olası diğer etkilerle ilgili ortada böyle bir denklem var.

 

Erdoğan’ın Çağrısı ve Lavrov’un Açıklaması

 

Küçük Grup ile Astana’nın Suriye’de didiştiği, ABD’yle Rusya’nın Soğuk Savaşa giriştiği bir konjonktürde Erdoğan’ın; “Batılılara İdlib’de iş birliği” çağrısı ve Lavrov’un; “Rusların Güvenli Bölge’de rol alabileceğine dair” açıklaması…

ABD-Türkiye-Rusya “İdlib/GüvenliBölge” iş birliği üzerinden;

– Suriye kör düğümünün nihayet çözülmesi,

– Terörle ve terör örgütlerle gerçekçi ve kalıcı mücadele,

– Suriye’nin üniter yapısının devamlılığı,

– Suriye’de siyasi çözüm,

– Suriye’nin yeniden inşası

– Küresel gerilimin düşmesi adına bir ümit ışığı olabilir.

 

Sonuçta, Fırat’ın doğusundaki küresel ve bölgesellerle, Fırat’ın batısındaki küresel ve bölgeseller kendi taraflarına çekiştirdikçe, Suriye Fırat çizgisinden cart diye en az ikiye ayrılacak. Ve bu türbülans, IŞİD’in neden olduğu istikrarsızlık ve tehditten çok daha büyüğüne ve küresel risklere neden olacak.

Türkiye, Fırat’ın doğusuyla batısı, ABD-Rusya eksenlerinde neden bir köprü olmasın?

 

“AB – Arap Ligi Zirvesi’ni ABD ve İsrail’i Bypass Hamlesi Olarak da Mümkün”

 

Şarm el Şeyh’teki Arap Birliği ve Avrupa Birliği arasındaki zirve oldukça ilgi çekiciydi. Hele hele Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmet Ebul Geyt’in; “İran ve Türkiye’nin faaliyetleri bölgedeki krizleri körüklüyor” mealindeki iddiası, çok daha ilgi çekiciydi. Bu açıklama temelde İran’la Türkiye’yi aynı eksene oturtmak isteyen ve karşısında ‘ABD-İsrail-AB destekli’ Arap etnik ve mezhep içi ideolojik bir eksen oluşturma çabası olarak okunabilir. Kurnazca gözükse de “mezhebi fitnenin engellenmesi adına iyi bir fırsat olabilir.” Küçük Grup içindeki Arap eksenle Kıta Avrupası ekseninin genişlemeyi hedefleyen bir stratejiyle kendini gösteren bu zirve, Mısır’ın Arap dünyasındaki liderlik ve küresel inisiyatif arayışlarına adına Mısır’a bir katkı sağlayabilir. Hele ki, Muhammed bin Selman’ın (MBS) hali ortadayken… Sonuçta Mısır, “Paran kadar konuş” denilemeyecek kadar demografisi güçlü, ama içten ideolojik eksenleşmiş ve baskılanmış bir ülke.

 

Şarm el Şeyh’teki zirvede AB’nin temsili üst seviyedeydi. 28 katılımcıdan biri (Romanya) cumhurbaşkanı düzeyinde, 20 ülke ise başbakan seviyesinde temsil edildi. Arapların ise bu denli yüksek düzeyde bir katılım sergilemediklerini de vurgulamak gerek. Arap patronajlar, başkaları kapar endişesiyle, koltuklarını bırakamamış olmalılar. Şaka bir yana; güvenli bölgenin inşası, ABD’nin neden olabileceği olası boşluğun nasıl doldurulacağı, güvenlik sorunları, olası ve var olan ekonomik türbülanslar ana gündem olarak kendini gösterdi. Bu zirveyi bir başka açıdan; Avrupa Birliği’nin Arap Birliği ile bu şekilde aracısız bir bağ kurması, ABD ve İsrail inisiyatifleri ile ilgili bir by-pass hamlesi olarak da okumak mümkün. Merkel’in Arap devletlerine; “Suriye lideri Beşar Esad’ı ülkedeki iç savaşın galibi olarak görmemeleri” çağrısında bulunurken, Araplar üzerinden yeni bir Suriye stratejisi ve meşruiyet üretmeye çalışan ABD ve İsrail politikalarına tezat üretiyordu. Aklıma şu soru geldi; Avrupa bundan sonra istikrarcı mı oynayacak, yoksa kaosçu mu? Totaliter rejimlere ve liderlere verilen destek ve girilen angajmanlar, çıkarları-pazarları doğrultusunda istikrara oynayacaklarını gösteriyor.

Ama bir soru… İstikrar, istikrarsızlığın ve ihtirasların üzerine inşa edilebilir mi?

 

“Kafamdaki Sinir Bozucu Sorular”

 

– PKK içindeki İran ve ABD eksenleri, örgütü böler mi, yoksa daha da mı güçlendirir?

– PYD’yi hedef alan Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yapacağı harekât karşısında PKK zil takıp oynar mı?

– PKK, PYD’li Eşbaşkan İlham Ahmet’in ABD ziyaretinden rahatsız olmuş mudur?

– PKK, İlham Ahmet’i görevden almaya kalkmış mıdır?

– İlham Ahmet buna karşı çıkmış mıdır?

– “Beni ancak kongre görevden alabilir, sizin buna hakkınız yok!” diyebilmiş midir?

– PYD, PKK’ya rağmen ‘ABD’nin emriyle’ Suriye’deki PKK paçavralarını ve Öcalan resimleri indirebilir mi?

– Buralardan birileri Türkiye’ye ‘ekseni değişmiş’ yeni bir ‘sözde’ Barış-Çözüm Süreci ya da bir başka gol atmaya kalkar mı?