2014’ün ilk ayının son günlerinde İsviçre’nin Monrtoux kentinde yapılacak olan Cenevre II Konferansı, Suriye’de Esad rejimi ile muhalifler arasında sürmekte olan kanlı iç savaşı sonlandırmak adına gayretli bir adım daha atıldığına dair umutları yeşertmektedir. Aslında arzu edilen husus, iç savaşın fiilen sona erdirilerek, müzakerelerin masa başında yapılmasını sağlayarak önce çatışmayı sona erdirmek ve sonra çatışmayı dönüştürerek, barışı sağlamak ve bunun kalıcı hale getirmektir. Tabii bu temenniler Birleşmiş Milletler’in çatışma çözümlerinde ortaya koymuş olduğu ilkelere uygun bir yaklaşım gibi gözükmesine rağmen, gerçekte ABD ile Rusya’nın Soğuk Savaş sonrası mücadelesinde yeni taktik ve tekniklerin uygulandığını göstermesi açısından örnek bir durum teşkil etmektedir.

 

Reelpolitik’in gereği olarak ABD ve Rusya’nın Suriye oyun alanında ortaya koydukları güç mücadelesinde kimin baskın çıkacağı konusu önem kazanmaktadır. Yaklaşık üç yıldır süren rejim değişikliği mücadelesinde ABD’nin yaklaşımı artık açık ve seçik Esad’ın yer almadığı bir düzen içinde yeni rejimin temellerini oturtmaktır. Rusya ise çıkarları doğrultusunda yönlendirdiği ve yönlendirebileceği Esad’ı kaybetmek istememekte ve onsuz bir çözüm önerisine şiddetle karşı çıkmaktadır. Rusya’nın bu isteği Çin ve İran tarafından da desteklenmektedir. İran bir taraftan Hizbullah üzerinden Suriye’ye her türlü desteği sağlarken, diğer taraftan da Devrim Muhafızları ile fiilen askeri katkıda bulunarak çatışmaları Esad lehine kazanımlarla etkilemeye çalışmaktadır.

 

ABD’ye karşı sadece Rusya, Çin ve İran mihveri karşı dursa belki mücadele daha kolay olurdu. Bunların dışında muhalif kesimin birlik ve beraberlikten yoksun yapısı Esad’ın durumunu daha da kuvvetlendirmiştir. Muhalifler yaklaşık tek bir liderlik altında birleşerek belirli amaç ve hedef ortaya koyma iradesini gerçekleştirememişlerdir. Üç yıldır süren bir ayrışma sonunda aşırı dinciler diğerlerine karşı bayrak açarak birbirlerini boğazlar hale gelmiştir. Bu durum ABD ve Batı’da “Esad rejimi gider ve Msır’da olduğundan da kötü koyu dinci bir kesim rejimi ele geçirirse biz ne yaparız” korkusunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Son zamanlardaki değerlendirmelere göre, ABD ve özellikle Avrupa’nın Esad’ın bir denge unsuru olarak yeni rejimde yer alabileceği şeklinde iyimser bir yaklaşımı benimsenmesine yol açmıştır.

 

Yapılacak toplantı BM gözetiminde yapılmaktadır. Rusya ve ABD’nin toplantı gündemi ve katılacaklar üzerinde ciddi görüş ayrılıkları varken, asgari müştereklerde uzlaşmaya vardığı görülmektedir. Bunlar; toplantıya Esad yönetimi temsilcilerinin katılması; Muhalefetin katılmasının sağlanmasıdır. Ayrıca öncelikle bir ateşkesin sağlanması masada yerini almaya çalışmaktadır. Muhalefet başlangıçta Esad tarafını kabul etmeyeceğini ifade ederken bu sorun aşılmıştır. Esad rejimi toplantıya “terörizm konusunda çözüm arayışı” önşartı ile katılacağını söyleyerek inisiyatif almak istemektedir. Bu yaklaşım karşı taraf için kabul edilemez bir çıkıştır. Muhalefetten katılım sağlanmış; ama ne kadar güçlü olduğu konusunda çekinceler vardır. İslami kesim katılmayacağını ve konferansı meşru saymayacağını ilan etmiştir. Bunun dışında, Esad’ın yanında İran’ın da konferansta yer alması Rusya tarafından şiddetle desteklenirken, muhaliflerin ayağa kalkması üzerine Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri davetini geri çekmek zorunda kalmıştır. Anlaşıldığı kadarıyla Avrupa Birliği (AB) de İran’ın bu konferansta yer almasını istemektedir. Nedeni, İran’ın Hizbullah vasıtasıyla ve fiilen çatışmalarda yer alması onları doğal taraf haline getirmektedir. İran’nında masa başında bir takım taahhütlerde bulunmasını sağlamak, ve çatışmalara karışmasını önleyici tedbirleri kabul etmesini sağlamak son derece rasyonel bir davranıştır. Bu arada 21 Ocak basınında Suriye’de rejimin 10.000 kişi üzerinde uyguladığı işkence resimleri iç savaşta vahşetin hangi boyutlarda olduğunu göstermektedir. Bu durumda Esad tarafı muhtemelen teröristlerle mücadele ettiği savını ileri sürecektir.

 

Bu güne kadar gelinen durumu özetleyecek olursak,

  • Suriye iç savaş şeklinde sürdürülmekte olan ABD ve Rusya iktidar mücadelesi artık BM nezdinde sürdürülen müzakere sürecine dönüştürülmeye çalışılmaktadır.
  • Gelecekte oluşacak yeni yönetimde Esad’ın kesinlikle yer almasının söz konusu olmadığı ifade edilirken, bugün Esad meşruluğunu koruduğunu ispat etmiş ve konferansa taraf olarak davet edilmiştir. Konferansta taraf olarak bir takım şartlar öne sürebilecek ve tekliflerde bulunabilecektir.
  • Rejim muhalifleri birlik ve beraberliği sağlamaktan ziyade daha çok parçalanmış ve el Kaide’nin baskın olduğu kesimle diğerleri arasında üstünlük mücadelesi korkutucu bir hale gelmiştir. Bu konu ABD ve Batı’da muhalefetin yapısı ve gücü konusunda şüpheye yol açmaktadır. Bu da doğal olarak Esad rejiminin yeni yapılandırmada istikrar unsuru olabileceği düşüncesini getirmektedir.
  • İran, Suriye konusunda ağırlıklı bir taraf olarak ortaya çıkmış ve konferansta yer alması gerektiği saptanmıştır. İran’ın bölgede ağırlık kazanmasına neden olmuştur. Avrupa, İran’ın katılmayacağı bir konferansta çözümün aksayacağını değerlendirmektedir.
  • Rusya, ABD ile mücadelesinde Esad ile ilgili iradesini kabul ettirmiş ve çözüm sürecine dahil edilmesini sağlayarak gelecekteki pozisyonunu sağlamlaştırmıştır.
  • Her ne kadar BM bu süreçte etkin bir organizatör gibi görünüyorsada aslında çok fazla bir etkisinin olmadığı bir gerçektir. Olayların çözülebilmesi için mutlaka ABD ve Rusya mutabakatı sağlanması şarttır. BM üyesi diğer ülkelerin istek ve iradelerinin barşın sağlanması ve korunması konularında girdilerinin son derece sınırlı olduğu görülmektedir.

 

Türkiye açısından Suriye meselesi oldukça karmaşık durumdadır. Muhaliflere sağlanan gizli silah ve mühimmatı yakalanması Batı’nın gözünde dahi “Bunlar kime gidiyor. Türkiye sınırındaki el Kaide üyesi muhalifler mi bu şekilde silahlandırılıyor?” sorusunu gündeme getirdiği için  oldukça sıkıntılı bir durum yaratmaktadır. Buna ilave olarak, olayların başında ülkemizin ortaya koyduğu “Esad mutlaka gidecek yerine yeni bir yönetim gelecektir” şeklindeki söylemin değişikliğe uğrayarak, yerine “Esad ehveni şerdir” gibi yaklaşımların  almasıyla dış politikadaki etkinliğini kaybettiği ve yerini İran’a terk ettiği gerçeğini görmemiz gerekiyor. Türkiye, Suriye politikası bundan böyle BM çatısı altında yapılacak konferanslara davetli bir ülke olmaktan öteye gidemeyecektir. Sayın Dışişleri Bakanı’nın bu konudaki beyanatları dış politikaya yönelik değil, iç politikada etkinlik sağlama çabasından öteye geçemeyecektir.

 

Konferansın Esad’ı devirerek yerine yeni bir rejim oluşturma amacana yönelik başarı şansı düşük olsa bile çatışmanın müzakere masasına çekilmesi bir başarı olarak görülebilir. Suriye açısından en önemli kazanım Esad’ındır. Öncelikle meşruiyeti müzakere masasına davetiyle perçinlenmş oldu. Muhalifler ise, Esad karşısında yer alarak meşruiyetlerini Esad rejimine kabul ettirmiş olacaklar. Bundan sonra mücadele ABD ve Rusya’nın yönlendirmesiyle sürdürülmeye çalışılacaktır.

 

Montreux’ta yapılacak toplantı bu ortam içinde başlayacaktır.