Geçtiğimiz çarşamba günü, 22 Mayıs 2013, ABD Senatosu’ndan Suriye’deki iç savaşın gidişatında önemli bir dönüm noktasını oluşturabilecek bir adım geldi. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi, Suriyeli muhaliflere silah yardımı yapılmasını öngören tasarıyı onayladı. Tasarı, Suriye muhalefetine silah yardımı ve askeri eğitim desteği ile daha fazla insani yardım yapılmasını öngörmektedir. Demokrat ve Cumhuriyetçi senatörlerden oluşan ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi'nin bu kararı sadece ABD’de değil tüm dünyada büyük bir etki yaratacağa benzemektedir.  Yapılan silah yardımınınresmi olarak dile getirilerek Suriye’deki duruma dikkat çekilmesi bakımından ve demokratlar ile cumhuriyetçilerin silah yardımı konusunda karar birliğine varması bakımından oldukça dikkat çekidir. Muhaliflere silah yardımının komiteden geçmesi ise hâlihazırdaki şartların böyle bir desteğe zemin hazırlamış olabileceği düşüncesiyle detaylı bir analiz gerektirmektedir.

 

ABD’nin Silah Yardımının Arkasındaki Nedenler

 

Suriye’de yaşanan iç karışıklık giderek dallanıp budaklanmaktadır. Suriye’deki iç karışıklığın başlangıcı olarak kabul edilen 2011 Mart ayından bu yana Birleşmiş Milletler’in verilerinde çatışmalarda 80 binden fazla kişinin hayatını kaybettiği belirtilmektedir. Bir buçuk milyon sığınmacının ise ülkeyi terk ederek Türkiye gibi komşu ülkelere sığındığını ve bunun yaklaşık üç katı kadar insanın ise iç göç yaşadığını göstermektedir.[1] Bu rakamların yanında giderek artan diplomasi trafiği zaman zaman yüreklerin ağza gelmesine neden olmaktadır. Nitekim ABD Senatosu’ndan çıkan muhaliflere silah desteği gündemin en önemli konularından biri haline gelmiştir.

 

Suriye’deki karışıklık iç savaş olmaktan giderek uzaklaşmaktadır. Reyhanlı’da yaşanan patlamalardan ve Suriye sınırımızdaki gerilimlerden de çıkarılabileceği üzere artık bölgeyi de yakından ilgilendirmektedir. Dahası, Esad’ın yönetimde kalmasını, ülkenin siyasi istikrarı için vazgeçilmez gören Rusya, İran ve Çin gibi büyük güçler bir yanda, muhaliflerin direnişini haklı gören Avrupa ve ABD gibi devler diğer tarafta olduğu dikkate alınırsa artık uluslararası gerilimlere de hiç uzakta görünmemektedir. Nitekim resmi rakamlarımıza göre, 51 kişinin ölümüyle sonuçlanan Reyhanlı saldırılarında Suriye’nin bütün itirazlarına rağmen Suriye’nin suçlanması Türkiye’nin de Suriye’ye karşı tutumunu pekiştirmektedir.

 

Bu tehdit öngörülmüş olacak ki, daha tarihi belli olmamakla birlikte önümüzdeki ay Cenevre’de ABD ve Rusya öncülüğünde Suriye’nin görüşüleceği uluslararası bir toplantının düzenlenmesine karar verilmiştir.[2] ABD ve Rusya’nın Suriye konusunda fikir ayrılıklarının yaşanmasına devam etmekteydi. Bu ayrılıkların temelini ise ortaya atılan kimyasal silah kullanıldığı ve muhalifler arasında Esad’a karşı savaşan El Kaide militanlarının da olduğu iddiaları oluşturmaktaydı. Bu iddialar henüz sıcakken Washington’un muhaliflere silah yardımı yapma kararı yeni tartışma alanları doğurmuştur. Cenevre’de yapılması planlanan görüşmelerle Suriye çıkmazına bir çözüm yolu bulmak hedeflenmiştir. Bu kararın alınmasından kısa bir süre sonra Birleşik Devletler’den silah yardımı yapma yönündeki bu hareketi bazı soru işaretlerine neden olmuştur.

 

Bu bakımdan ABD’den gelen bu hamlenin ne kadar stratejik olduğuna dikkat çekmek gerekmektedir. Bu kararın arkasındaki olası nedenlerden ilki olarak, Suriye’deki şiddetin Kuseyr kentindeki kanlı çatışmalar ve ölümlerin çoğalması olarak gösterilmektedir. Hizbullah’ın da etkisiyle, Orta Doğu’da yaratılan karışıklıklar da dikkate alındığında, Kuseyr kenti Suriye’deki iç savaşın en kanlı geçtiği yerlerden birisidir. Muhaliflerin Kuseyr’de sadece Esad güçleriyle değil, İran ve Hizbullah güçleriyle de savaştıklarını ileri sürerek yapmış oldukları yardım çağrısı bu yardımlarla karşılık bulmuşa ve bulacağa benzemektedir.[3] Kuseyr’ın iki taraf için de önemi büyüktür. Esad’ın Kuseyr’ı kaybetmesi Akdeniz’den uzaklaşması ve muhaliflere Lübnan kanallarından gelen desteğin önüne geçemeyeceği anlamına gelirken, muhaliflerin şehri kaybetmesi Humus’un ve aldıkların desteklerin tehlikeye girmesi anlamına gelmektedir. İsrail’in İran’dan yapılan yardımları engellemek gerekçesiyle Suriye’yi vurması ise Suriye iç savaşının Orta Doğu’ya sıçramakla tehdit etmektedir. İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı Amir Eshel’ın Suriye’ye saldırı planlarını Esad’ın düşmesi durumunda silahların Hizbullah ve Sünni militanların eline geçmemesi ile meşrulaştırmaya çalıştığı saldırı açıklaması barışı tehdit eden ve üçüncül ülkeleri harekete geçmeye zorlayan önemli bir faktör olmuştur.[4] Kuseyr’ı kaybetmeleri durumunda Suriye, Lübnan sınırında Şii ve Alevilere karşı savaşacakları beklentisini artırmaktadır. Bu da ilerleyen dönemlerde bölgesel bir krizin yaşanabileceği husussuna dikkat çekmektedir ki bu da bölgenin dünya gündemine oturacağı anlamına gelmektedir. İç savaşa Hizbullah’ın da dahil olması, Suriye’deki Sünni isyancıların Alevi güçlerle yaptığı iç savaşın sınırlara taşacağı ve bölgesel anlamda mezhep çatışmasına sebep olabileceği beklentisini yükselmektedir. Sünni muhaliflerin

 

ABD’nin Bu Karara Gelişi

 

Birleşik Devletler Dışişleri Bakanı John Kerry’nin “Suriye’nin Dostları” (Friends of Syria)[5] Toplantısı için gittiği Amman’da yaptığı bir açıklamada binlerce Hizbullah militanının İran desteğiyle Suriye’de savaştığını söylemesi, ABD’nin bölgedeki diğer güçlere işaret etmesi bakımından önemlidir. Amerikan hükümetinin önümüzdeki günlerde yapılacak Cenevre görüşmelerinde bu hususa dikkat çekmesi ve başta Araplar olmak üzere uluslararası destek arayışına girmesi beklenmektedir. Bu çağrı ile genel beklenti iki ülkenin Suriye konusunda barış çağrılarının silah yardımından ziyade ülkelerin Suriye’ye yaptıkları desteklerin azalacağı ya da diplomatik bir birliktelik yaratılacağı yönündeydi.

 

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nin Suriye iç savaşına karşı tutumları oradaki iç savaşa silah yardımı gibi direk müdahalelerden kaçınmak olmuştur. Batı’nın bu tutumuna karşın Katar ve Sudi Arabistan silah desteğinde bulunmaktan çekinmemişti. 22 Mayıs tarihi bu stratejik kararın alınması bakımdan sadece ABD’nin politikasını değil uluslararası dengeleri de ilgilendirmektedir. Bu tarihe kadarki ABD ve Avrupa’nın muhaliflere silah yardımı yapılması konusundaki çekinceleri ya da konjonktür değişmiş olmalı ki, ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi silah yardımı yapma kararı alabilmiştir.

 

Başlangıçtaki çekincelerin en önemlilerinden birisi olan silahların El Kaide terör örgütüne geçmesi ve dolaylı olarak uluslararası teröre destek verilmiş olacağı tezini çürütecek bir açıklama yapılmamıştır. Bu bakımdan Amerikan hükümeti ve AB’nin başından beri çekindikleri İslami radikalleri güçlendirme endişelerinin önüne başka daha önemli hususların geçtiği ya da artık bu hususta endişe etmelerine gerek kalmadığı görüşüne varılmaktadır.

 

Suriye’nin Dostları toplantısından çıkan sonuç ise oldukça düşündürücüdür. Böyle giderse muhalif güçlere yapılan desteklerin artacağı ve Esad’ın direnmeye devam etmesi durumunda savaşın giderek şiddetleneceği sonucuna varmak mümkündür. Cenevre görüşmelerinden geçici bir hükümetin çıkmaması durumunda muhaliflere yapılacak desteğin arttırılacağını ve gereken diğer adımların da atılacağını vurgulanmıştır. Amerikan hükümetinin bu görüşünün AB ülkelerinden destek bulma ihtimalinin yüksek olduğu öngörüsünde bulunmak yanlış olmayacaktır. Neyse ki, henüz diğer ülkelerden böyle bir adım dillendirilmemiştir.

 

Nihayetinde 22 Mayıs’ta Amerikan Dış ilişkiler Senato Komitesi’nden Suriye’deki muhaliflere gönderilmek üzere silah yardımının yapılması karara bağlanmıştır. Kongreden geçip geçmeyeceği henüz kesinleşmemiş olsa da böyle bir yardımın ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesinden geçmiş olması sık rastlanacak bir durum değildir.

 

Amerikan Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nin bu kararının ABD’deki yansıması ise oldukça düşündürücüdür. Zira alınan kararda harekete geçilmesinin gerekliliğinin altı çizilmiştir ve bu da direkt müdahaleden ve silah yardımından çekinen Obama hükümetinin elini daraltmaktadır. Kararda aynı zamanda muhaliflere yapılan silah yardımının Esad rejiminin sonunu getireceği vurgulanırken Obama yönetiminin bu tezlere nasıl cevap vereceği merak konusudur. Dışişleri Komitesi’nden çıkan bu karar her ne kadar Obama yönetiminin silahların Hizbullah ve İslami radikallerin eline geçebileceği endişesini hedef alıyor olsa da bu endişelerin komitenin bu tezleriyle kolaylıkla çürütülmesi beklenmemektedir.

 

Değerlendirme

 

Silah yardımını öngören tasarının ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesinden geçmesi üzerine Rusya’nın Esad yönetiminin Cenevre görüşmelerine katılacağını bildirmesi tesadüf gibi görünmemektedir. ABD’nin İngiltere öncülüğünde Avrupa’yı Suriye’ye yönelik silah gönderme ambargosunu tekrar gözden geçirmeye yönlendirme çabalarından biri olarak düşünülebilecek bir adım olan tasarı AB’den bir adım gelmesine gerek kalmadan meyvesini toplamaya başlamışa benzemektedir.

 

Tasarının Amerikan Kongresi’nden geçebilmesi içinse, önce Senato Genel Kurulu'nda onaylanması, ardından Temsilciler Meclisi’nde kabul görmesi gerekecektir. Bu meşakkatli süreçte ise başından beri silah yardımı tekliflerine Müslüman radikallerin eline geçmesi çekinceleri koyan Cumhuriyetçilerin yoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisine kadar gelse bile burada reddedilme olasılığının yüksek olduğunu söylemek mümkündür. Tasarı kabul edilse bile bu prosedürlerden geçerken yapılacak Cenevre görüşmeleri, Esad’ın bu görüşmelerde vereceği siyasi işaretler de belirleyici olacak ve belki de bütün beklentiler yerle bir olacaktır.

 

Sonuç olarak, yukarıdaki gelişmeler ışığında ABD Dış İlişkiler Komitesi’nin bu kararı almasının asıl sebebinin, Birleşik Devletler ve Rusya girişimleriyle yapılacak olan Cenevre görüşmelerine tehditkar bir zemin hazırlamak amacıyla olduğu söylenebilmektedir. AB’den gelecek olası kararında olumsuz olacağını beklemek yanlış olacaktır. Fransız liderlerin Suriye’nin katılması halinde Cenevre görüşmelerine dahi katılmayacaklarını belirtmelerinden de görülebileceği üzere AB saflarında tarafsız gibi görünen Almanya dışında başat güçlerin desteklerinin kaçınılmaz olduğunu söylemek mümkün olacaktır.

 

Ne olursa olsun, bütün bu olasılıklardan öte, en kesin ve net olan husus silahların “insan”a yöneleceği gerçeğidir. Ne kadar silah varsa, o kadar çok insanın katil olacağı ve o kadar çok insanın da kanının akacağı anlamına gelmektedir. İçinde bulunduğumuz süreçte uluslararası bir çağrı yapılarak Cenevre’de yapılması kararlaştırılan barış görüşmelerinden nasıl bir “çözüm”ün çıkacağını tahmin etmek oldukça güçtür. Fakat ABD’nin bu süreci kendi lehine çevirmek için atmış olduğu adımlar tarafların masada ellerini güçlendirmek için uğraştıklarının kanıtıdır.

 

Geçmişte olduğu gibi bizim de dileğimiz silahsız bir dünya, “yurtta sulh ve cihanda sulh”tur.

 

Dipnotlar

 

[1] What the Syrian Death Tolls Really Tell Us, http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2013/feb/15/syrian-death-tolls-tell-us Erişim Tarihi: 25 Mayıs 2013

[2] Russia, US To Push For Global Syria Conference To Bring Conflicting SidesTo Table, http://rt.com/news/kerry-lavrov-putin-syria-958/, Erişim Tarihi: 21 Mayıs 2013

[3] US Pushes Europe to Amend Arms Embargo on Syrian Rebels, http://www.guardian.co.uk/world/2013/may/22/syria-arms-embargo-rebels, Erişim Tarihi: 22 Mayıs 2013

[4] Füzeleri Suriye’ye Doğru Yola Çıktı, http://haber.stargazete.com/dunya/s300-fuzeleri-suriyeye-dogru-yola-cikti/haber-756364 S-300, Erişim Tarihi: 22 Mayıs 2013

[5] Friends Of Syria Demands Withdrawal Of Hezbollah, Iran Fighters, http://english.alarabiya.net/en/News/middle-east/2013/05/22/U-S-Jordan-blame-Assad-for-Syria-escalation-at-Amman-conference-.html, Erişim Tarihi: 24 Mayıs 2013