Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) hava operasyonlarıyla Irak Şam İslam Devleti’ni (IŞİD) koalisyon güçleriyle birlikte etkisiz hale getirme stratejisinin işlemediği görülmüş hatta bu durum bizzat ABD’li üst düzey yetkililer tarafından beklenen sonucun alınamadığı ifade edilmiştir. Örneğin, ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, IŞİD’in hava saldırılarına karşı hızlı bir şekilde taktik değiştirmesinden dolayı gereken sonucun alınamadığına ilişkin ifadeler kullanmıştır. Bunun yanı sıra ABD’nin Ayn El Arab’da PYD’ye destek vermek için havadan ulaştırmaya çalıştığı silah ve insani yardımın bazılarının hedefe ulaşmadığını ve IŞİD’in eline geçtiği terör örgütünün sosyal medya hesaplarından duyurulmuş daha sonra ABD tarafından da teyit edilmiştir. Bu yaşanan olay, öte yandan, bölgedeki dengelerin ne kadar hassas ve durumunun istikrarsız olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Görüldüğü gibi, havadan yapılan harekat ABD’nin düşündüğü etkileri yaratmamıştır. Operasyonlarla, IŞİD’in ilerleyişini yavaşlatsa da birkaç tane IŞİD’li teröristin öldürmekle kalıcı çözüm üretilemeyeceğini ABD de anlamıştır. Burada önemli bir etken olarak IŞİD'in elinde hava savunma sistemlerinin olması da karşımıza çıkmaktadır. Bunların üzerine, havadan operasyonlara ek olarak ABD, karada silah dağıtımına gitmiştir.

 

ABD’nin Farklı Silah Tarifesi

 

ABD’nin Suriye ve Irak’ta IŞİD’e karşı operasyonda silahların bölgede yaşayan herkese gönderilmediği konusunun üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir. Bir diğer deyişle her kesime farklı bir “tarife” uygulanmıştır. ABD ve Avrupa ülkeleri peşmerge ve PYD üzerinden bölgeye silah transferi yaparken, birçok Avrupalı uzman da askeri eğitim için bölgede bulunmaktadır. Bunun yanında Irak merkezi hükümetine ise silah yardımı değil silah satışı yapılması öngörülmektedir. ABD'li yetkililer, IŞİD'in ilerleyişine karşı Irak ordusuna 600 milyon dolar değerinde zırh delen tank ve mermi satmayı planladıklarını açıklamıştır.[1] Bölgedeki Türkmenler ise tamamen denklem dışı bırakılmış durumdadır. Geçmişte kendilerinden peşmergenin Türkmenleri silahsızlandırma politikası ve bu doğrultuda yaptıkları baskılar sonucu büyük ölçüde silahsız kalan aynı zamanda da IŞİD teröründen en büyük zarar gören kesimlerden birisi olan Irak Türkmenlerine silah verilmesi konusunda herhangi bir şey yapılmamıştır. Gelinen süreçte, Ayn El Arab’daki çatışmalar odak noktaya oturtulmuşken Telafer’den Sincar’daki kamplara sığınmak zorunda kalan ve sonrasında IŞİD’in buraya da saldırmasından sonra Irak’ın çeşitli yerlerine dağılan Türkmenler hem kendilerini savunmakta zorlanmış hem de Türkiye ve dünya gündeminde hak ettikleri yeri maalesef bulamamıştır.

 

Havadan mücadeleden sonuç alamayacağını anlayan ABD, karadan Irak işgalinde olduğu gibi özel askeri şirketler üzerinden etkili olmak istemektedir. ABD’nin sicili kabarık Blackwater şirketinin elemanlarının Suriye’de olduğuna ilişkin iddiaların bugünlerde ayyuka çıkması tesadüf değildir. Daha sonra kötü imajını düzeltmek için ismini önce Xe Services sonra da Academi olarak değiştiren Blackwater’ın da sahada olabileceği konuşulmaktadır. Batılı kaynaklardan alınan bilgilere göre, Kobani’de çatışmaların başlaması ile birlikte bölgeden hava ve kara harekatı için istihbari bilgi sağlamak üzere Academi’den bir grup personel PYD saflarına katılmıştır.[2] Bu durum, hava hakimiyetini elinde barındıran ABD’nin böylece alan hakimiyeti konusunda geç de olsa söz sahibi olmak istemesi olarak okunabilir. Bunun bir diğer anlamı ise böyle bir ortamda Türkiye ile PKK ile mücadele konusunda yapılan istihbarat paylaşımının ise ittifakın alt sıralarına düştüğüdür.

 

Türkiye – ABD arasında terörle mücadele noktasına şu ana kadar elle tutulur bir başarı getirmeyen istihbarat paylaşımının özellikle şu dönemde ne durumda olduğu gerçekten merak konusudur. PKK’ya karşı mücadelede kayda değer bir sonuç alınamayan bu süreç PKK ile ciddi bağlantıları bulunan PYD ile bu denli yakınlaşan ABD’den terörle mücadele konusunda şu anda somut bir şey beklemek gerçekçi olmayacaktır. Kaldı ki, Türkiye’de de “açılım süreci”nde PKK’ya yönelik ciddi bir operasyon girişimi zaten görülmemektedir.

 

Bunların dışında, IŞİD ile mücadele etmek için Ayn El Arab’a silah sevkiyatının ve peşmergenin Türkiye üzerinden geçeceğine ilişkin söylemler Türkiye’yi de iç ve dış gelişmeler noktasında bu sürecin merkezine çekmiştir. Bu durum aynı zamanda Türkiye ile ABD’nin çeliştiği noktaları gün yüzüne çıkarmıştır.

 

Türkiye ve ABD’nin Çeliştiği Noktalar

 

İlk olarak, ABD ve Türkiye arasında öncelik konusunda bir anlaşmazlık bulunmaktadır. Türkiye, Esad rejimini mücadele edilecek en tehlikeli unsur olarak belirlerken koalisyon güçleri için IŞİD halihazırdaki durumda en büyük tehdit olarak gözükmektedir. Bir diğer nokta ise terör örgütlerinin belirlenmesi noktasında iki devletin ters düşmesidir. Son dönemde söylemde bir çelişki olsa da son raddede reel politikte iki taraf arasında da bir anlaşmanın olduğu ve ilişkilerin korunduğu görülmektedir.

 

İkincisi; ABD, PYD’yi bir terör örgütü olarak tanımlamazken Türkiye, PYD’ye terör örgütü demekte; söylemleri ABD ile çelişirken, uygulamaları neticesinde aynı zamanda kendi ile de çelişmektedir. Türkiye, ABD ile görüşmeler sonrasında peşmergeye koridor açarak “terör örgütü” olarak nitelediği PYD’ye pratik anlamda yardım edilmesine dolaylı ya da doğrudan en büyük katkıyı sağlayan ülkelerden birisi olacaktır. Bunun yanında, Suriye’deki iç savaş başladıktan sonra PYD’nin lideri Salih Müslim’in Türkiye’de devlet protokolü ile konuk edildiği hatırlandığında başka bir çelişki karşımıza çıkmaktadır.

 

PKK’nın “Kobani Çelişkisi”

 

Türkiye’de PKK’nın sokakta gerginliklerini artırmasının Türkiye’nin PYD’ye yardımcı olacak silahlı güçlerin Ayn El Arab’a ulaşmasına ortam hazırlayacak girişimlerde bulunmasına yönelik baskı oluşturmak için olduğu bilinen bir durumdur. Bir yandan, güvenlik güçlerine yönelik saldırılarına devam eden PKK öte yandan Türkiye’den Ayn el Arab konusunda yardım istemektedir. Diğer yandan da Türkiye’nin IŞİD’e yardım ettiğini vurgulayarak uluslararası alanda Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak istemekte ve bu şekilde kendi istediklerini elde etmeye çalışmaktadır. En tehlikelisi ise iç politikada bu durumun kullanılarak bir kargaşa çıkarma ve toplumsal duyarlılıklar üzerinden politika yapıcılarını Ayn El Arab’a yardıma mecbur etme anlayışıdır. PKK’nın hem yardım istemesi hem de saldırılarına devam etmesi bir taraftan çelişki olarak görülürken terör örgütü aslında bugüne kadar yaptığı gibi yardımı da “vurarak alma” niyetindedir. PKK ve ona yakın gruplar, diğer taraftan da çözüm sürecinin biteceğine ilişkin söylemleri kullanarak iktidar partisi ile pazarlık payını güçlendirmeye çalışmaktadır. “Kobani”nin kamuoyuna gösterdiği bir diğer nokta ise “çözüm süreci”nin samimiyetten uzak bir süreç olduğudur. Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) provokatif çağrıları sonucu başlayan sokak olayları maalesef Türkiye’nin çeşitli birçok yerinde 38 insanın ölümüyle sonuçlanmıştır.

 

Ayn El Arab’da yaşananlara objektif olarak bakıldığında ise yerleşim yerlerinin boşaldığı görülmekte şehrin terör örgütlerinin arenası haline geldiği anlaşılmaktadır. Türkiye ise sınırlarını açarak zaten oradan kaçan 150 bin kişiyi zaten kabul etmiştir. Benzer bir yola Telafer işgal edildiğinde başvurulmadığı akıllara getirildiğinde Türkiye’nin Ayn El Arab konusunda  cömert davrandığı da bu noktada ayrıca belirtilmelidir.

 

Değerlendirme

 

Türkiye’nin şu anki pozisyonu, birbiriyle savaşan terör örgütlerinin hepsinin hedefinde bulunan ülke olmasıdır. Bunun ötesinde, Türkiye’nin bunlara destek olduğu söylemlerinin uluslararası alanda ileri sürülmesi söz konusudur. IŞİD militanlarının topraklarından Suriye’ye geçişi için gereken engellemelere başvurmadığı iddia edilen Türkiye öte yandan koridor oluşturarak ya da küçük gruplar halinde Suriye tarafına geçişe ortam hazırlayarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın terör örgütü olarak tanımladığı grupların karlı çıkacağı bir sürecin yaratıcısı olacaktır. Bu pencereden bakıldığından bölgeye yollanan silahlar PYD’nin elinde kaldığı takdirde de IŞİD’in eline geçtiği zaman da nihayetinde Türkiye’ye dönecektir.

 

Ülkelerin iç dengeleri açısından bakıldığında şimdiki süreç, Saddam Hüseyin’in karşısında Mesut Barzani’nin güçlendiği ve PKK’nın avantaj sağladığı Çekiç Güç sürecine benzer olarak şu anda Suriye’de Beşar Esad’ın karşı cephesinde bulunan, IŞİD’e karşı desteklenen Salih Müslim’in kazançlı çıkacağı bir ortama işaret etmektedir. Ne var ki, bugünkü olağanüstü koşullarda PKK/PYD çizgisi ile peşmerge arasındaki dayanışmanın geçmişte iki taraf arasındaki pürüzler göz önüne alındığında ilerleyen günlerde aynı şekilde devam etmeyeceğini de söylemek gerekir. Finansal olarak güçlü olan Barzani’nin Suriye’deki Kürtler üzerinde etkinlik sağlamaya çalışması durumunda bunun gün yüzüne çıkacağı ihtimalinin de uzak olmadığını da şimdiden belirtilmelidir.

 


[1] ABD: Kobani'de Yardım IŞİD'in Eline Geçti, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/10/141022_pentagon_kobani_yardim, Erişim Tarihi: 25 Ekim 2014.

[2] Peşmerge'den Önce Academi/Blackwater, http://www.radikal.com.tr/dunya/pesmergeden_once_academiblackwater-1220409, Erişim Tarihi: 26 Ekim 2014.