08.08.2008 tarihinde tam da olimpiyatların açılış törenlerinin olduğu bir tarihte gece yarısı Gürcistan birliklerinin Güney Osetya’da “Anayasal düzeni sağlama” gerekçesiyle başlatmış olduğu savaş daha sonra Rusya’nın “soykırımı önleme”, “vatandaşlarını koruma” ve “barışı sağlama” gerekçesiyle savaşa dahil olması Kafkasya sorununu küresel bir meseleye dönüştürdü.

 

Savaşın ilk günlerinde bir çok analizci bu konuyu Gürcistan lideri Mihail Saakaşvili’nin “kumar oynaması”, “akıldışı davranışı” ve hatta “çılgınca bir hareketi” olarak değerlendirdi. Bütün bu ifadeler nispeten doğru olsa da Kafkasya’da “sıcak” olarak başlayan ama küresel güçleri “soğuk” bir şekilde saran bu savaşın sebebini tam olarak açıklamaya yetmiyordu. Biz TÜRKSAM olarak savaşın başladığı ilk gün yapmış olduğumuz değerlendirmede bu savaşın sebeplerinden birisi olarak ABD başkanlık seçimlerinde Obama rüzgarının önünü kesmek olarak değerlendirmiştik. Aradan geçen süre bu değerlendirmemizin ne kadar yerinde olduğunu ortaya koymaktadır. Zira Cumhuriyetçi aday John McCain’in en büyük kozu dış politika ve güvenlik konularındaki tecrübesiydi. Demokrat aday Barack Obama ise dış politikada deneyimsiz ve Rusya ile ilişkilerde, genel olarak dış politikada ve güvenlik konularında yeterince tecrübe sahibi olmamakla suçlanıyordu. Ancak ne var ki, basında ve kamuoyunda Obama’nın mutlak bir üstünlüğü söz konusuydu. Bu üstünlük bir şekilde kırılmalıydı. Ama nasıl?

 

Nasılın cevabı 08.08.2008 tarihinde Gürcistan birliklerinin Güney Osetya’ya saldırmasıyla verilmiş oldu. ABD yönetiminin bu saldırıların ilk günlerinde “sessiz” kalması önce anlaşılmadı. Bir tek Cumhuriyetçi senatör John McCain’in sesi çıkıyordu. Hatta o kadar ki, McCain “Hepimiz Gürcüyüz” sloganları bile atmaya başlamıştı. ABD yönetimi ise Rusya’nın iyice saldırması, zafer sarhoşluğu ile gidebildiği kadar ileri gitmesini bekliyor gibiydi. Zira bütün dünya kamuoyunun gözleri önünde cereyan eden bu savaşta saldırgan Rusya, ezilen Gürcistan olacaktı. ABD ise bölgeye Rus saldırganlığı karşısında ezilen Batı yanlısı demokrasi savunucusu Gürcistan’ı korumak için sahneye çıkacaktı. Ama bunu yaparken de bir taşla birkaç kuş vurulacaktı.

 

Neydi vurulacak bu kuşlar:

 

ABD askeri ve siyasi varlığı bölgede artırılmaya çalışılacaktı.

Kafkasya’da nispi bir Rus üstünlüğüne izin verilecek ama bu tehdide karşılık daha büyük bir ABD varlığı bölgeye sokulmaya çalışılacaktı.

ABD’ye füze kalkınma sistemi için ayak direyen Polonya hemen ikna olacaktı (nitekim öyle de olmuştur)

ABD uzun süredir girmeye çalıştığı Karadeniz’e girecek, Montrö’yü tartışmaya açacaktı.

Ukrayna ve Rusya arasında tam bir ayrışmaya sebep olacaktı.

Enerji güvenliği tehlikede gerekçesiyle AB bu işe dahil edilecekti.

NATO çerçevesinde Rusya’ya karşı direnen ülkeler ikna edilerek Rusya ile mücadelede NATO da devreye alınacaktı.

Ama en önemlisi iç politikada Cumhuriyetçi-Neo-Con kesimler başkanlık yarışında Obama’nın önünü keseceklerdi. (Bakınız: www.turksam.org 8 Ağustos 2008, Zaman Gazetesi, 11 Ağustos 2008)

 

Bundan Sonra Ne Olacaktır?

 

ABD’de bu yıl sonunda doğru yapılacak başkanlık seçimlerine kadar ABD ile Rusya arasında gerginlik giderek daha fazla yükselecektir. Rusya’nın krizi düşürmek refleksi ve geleneği zaten çok gelişmiş değil. ABD ise özellikle Cumhuriyetçiler ve Neo-Con’lar tarafından kriz bilerek uzatılmakta ve hatta tırmandırılmaktadır. ABD’nin Rusya ile bir krize tutuşması Cumhuriyetçi aday John McCain bu krizden beslenerek Demokrat aday Barack Obama ile arasındaki farkı kapatmaya çalışmaktadır. Nitekim son anketlerde bu oyunun işe yaradığı görülmektedir.

 

Bu işten Saakaşvili’nin çıkarı ve beklentisi ne olmuştur. Yine savaşın ilk gününden itibaren yapmış olduğumuz değerlendirmelerde bu hususları şu başlıklarla ifade etmiştik:

 

–         Rusya bölgede etnik temelli bir savaşın içerisine çekilerek uluslararası alanda “saldırgan ülke” imajına bürünecektir.

–         Gürcistan tek başına Rusya ile baş edemeyeceğini bildiğinden zor duruma düştüğünde ABD ve NATO’dan yardım almayı hedefleyecektir.

–         Gürcistan’ın NATO’ya girme süreci hızlandırılacaktır.

 

Bu yukarıda ifade ettiğimiz hedeflerin hepsini Gürcistan gerçekleştirmiş veya gerçekleştirmeye başlamıştır. Ama Saakaşvili’nin bunun daha ötesinde de hedefleri olmalıydı. Her ne kadar Tv ekranları karşısında “kravatını yiyen adam” görüntüsüyle pek aklı selim bir davranış sergileyen adam görüntüsü vermese de Saakaşvili’nin aşağıdaki diğer hedeflerli de gerçekleştirme amacı taşıdığı sanılmaktadır.

 

Gürcistan lideri Abhazya ve Güney Osetya’nın bir daha kendisine asla ne savaş ve ne de barış yoluyla dönmeyeceğini bilmektedir. Bu bölgeler aslında Tiflis yönetimi için birer kambur olarak durmaktadır. Kendisinin insiyatifi ile bu bölgelerden vazgeçtiğini açıklayamaz. Gürcistan politik olarak buna hazır değildir. O halde öyle bir şey yapılmalıdır ki, bu sorun kendiliğinden çözülsün.

 

Gürcistan yıldırım harekatla bu bölgelerden nispeten zayıf olan Güney Osetya’yı işgal edecektir. Rusya nasıl da savaşa girerek Gürcüleri oradan çıkaracaktır. Bu durumda Gürcü lider Saakaşvili “ben bu toprakları anavatana kattım ama Ruslar buna izin vermedi” diyerek hem rusya’ya kafa tutan bir lider görünümü çizecek ve hem de savaşla bu sorunlar daha da içinden çıkılamaz hal alacağı için bu kamburlardan kurtulacaktır.

 

Kafkasya dünyanın bu kadar küçük coğrafyası içerisinde bu kadar etnik çeşitliliğin bir arada yaşadığı yegane yerdir. Kafkasya aynı zamanda kin duygusunu nesilden nesile aktarabilen bölgelerden de birisidir. Kafkasya’da yapılan hiçbir şey unutulmaz. Sadece hesap daha sonra görülmek üzere uygun bir vakte ertelenir. Bu sebeple Güney Osetya ve Abhazya artık dönüşü olmayan bir yola girmişlerdir. Saakaşvili ise kamburlarından kurtulmuş bir şekilde NATO’ya girebilecek, AB ile işbirliğini daha rahat bir ortamda sürdürebilecektir.

 

Diğer taraftan Rusya’nın küresel arenada boy göstermesiyle beraber Suriye gibi ABD karşıtı ülkeler Moskova’ya gelmeye başlamışlardır. Esat’ttan sonra Ürdün kralı da Moskova’ya gelecektir. Bu ziyaretleri bölgedeki başka ABD karşıtı ülkeler takip edeceklerdir.

 

Sonuç olarak diyebiliriz ki, Rusya bölgede tansiyonu yükselterek aslında hiç istemediği bir süreci başlatmıştır. ABD başkanlık yarışında Rusya’nın Demokrat Obama’yı desteklediğini herkes bilmektedir. Ancak, ABD’nin kışkırtmalarına Rusya’nın nükleer başlıkları kullanma dahil sert cevap verebileceği gibi bir retoriği kullanması Amerikan halkını ürkütmüş ve McCain’in istediği bir sonuca gidilmiştir. Bundan sonra ABD yönetimi bölgede tansiyonu sürekli yükseltmeye devam edecektir. Kremlin yönetiminin bu oyuna düştüğü görülmektedir. Bölgede yükselen tansiyonun McCain’e yaradığını görmek ve tansiyonu düşürecek adımlar atmak için Rus diplomasisinin ne kadar esnek bir tutum sergileyebileceğini zaman gösterecektir.

 

Maalesef küçük ülkelerin ve milletlerin çıkardığı bütün savaşlarda olduğu gibi bu savaşa da perde arkasındaki güçlerin çıkar çatışması sebep olmuştur. Küçük toplumların kandığı en tatlı zehir olan “bağımsızlık”, “toprak bütünlüğü”, “insan hakları” gibi söylemler bu defa da yüzlerce sivilin ölmesine ve zarar görmesine sebep olmuştur. Küçük ülkelerin küçük insanları bir hiç uğruna birbirini boğazlarken, büyük ülkelerde seçim malzemesi olduklarının farkında dahi olmadan “bağımsızlıklarını” kazandıklarını zannetmektedirler.