İran Merkez Bankası Başkan vekili Hamid Burhani İran’ın yarı resmi ajansı Mehr’e yapmış olduğu açıklamada “ İran’ın aktif varlıklarına karşı sınırlamalar getiren ülkelerle ticaretimizi keseceğiz. Kendi aktif varlıklarımızı korumalıyız” demiştir. Bir ileri adım olarak, ülkenin “petrol ihracatında yeni para birimlerine geçiş yapılabileceğini” gündeme getirmek suretiyle dolardan kaçacağı sinyalini vermeye çalışmıştır. Bu açıklamaları çözdüğümüz zaman İran yönetiminin, nükleer programı nedeniyle İran’a karşı alınan BM yaptırımlarını uygulayacak ülkelerle ticareti kesmeye hazırlandığını bunun doğal olarak Türkiye’yi de etkilemesinin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz.

 

Tam bu açıklamalara paralel olarak, İran, Türkiye ve Brezilya Dış İşleri Bakanları’nın Mayıs 2010’da İstanbul’da yaptıkları takas anlaşması ile ilgili bir değerlendirme toplantısı yapacakları ve sonucunda da bir basın açıklaması yapılacağı medya haberlerinde yer almaktadır.

 

Aslında İran’ın ticari ilişkileri kesme konusundaki açıklaması sürpriz bir yaklaşım değildir. Yaptırımlara karşı İran’ın reaksiyon göstereceği ve bu konuda Türkiye’nin de hedef olması halinde büyük zarar göreceği tarafımızdan öngörülmüştür. Aynı husus tabii ki hükümet tarafından da öngörüldüğü için sorunun müzakereler yoluyla ve barışçı olarak çözülmesi için çaba sarf etmesinin başlıca nedeni olmuştur. Bununla beraber, Türkiye, Brezilya ve İran üçlüsünün ortaya koyduğu uyumlu çözüm, 5+1’in gündeme getirdiği ve başarmak için uğraştığı sonucu getirmesine rağmen, ABD’nin ve dolayısıyla Bush döneminden beri İran politikasının esasta değişmediği konusunda en açık gösterge olarak ifade edilebilir. Başlangıçta göstermelik olarak ifade edilen havuç, nasıl olsa bir sonuç getirmeyeceği mantığını taşıdığından, arkasından hemen sopa politikası yani; yaptırımların uygulanması ve İran’a karşı bir şekilde güç uygulanması, yapılan takas anlaşmasının başarısına bakmadan Batı’nın tepkisi ile karşılanmıştır. Aslında bu ABD’nin ABD tarafından BM’de işleme konulmasını gündeme getirmiştir. Bu suretle ABD, İran ile ilişkilerinde mevcut İran yönetimi ile müzakerelerde eşit şartlar altında masaya oturma niyetinde olmadığını ortaya koymuş olmuştur.

 

İran’ın bir taraftan yaptırımlarla boğuşmaya başlarken, diğer taraftan da Eylül ayı içinde 5+1 ile ön şartsız müzakere masasına oturmaya hazır olduğu mesajını iletmekte ve yaptırımları ötelemeye çalışmakta olduğunu görmekteyiz. Bu arada da Uluslararası Atom Enerji Ajansı’na işleme konması için göndermiş olduğu, fakat 5+1 tarafından küçümseme ile karşılanan takas anlaşmasının yürürlüğe girmesi için her üç ülkenin diğer gelişmelere bakmadan çaba sarf etmesi, hala soruna barışçı bir yaklaşım umudunun devam ettirilmesi iradesinin bulunduğunu göstermesi açısından önemli addedilmektedir. Aslında bu yaklaşım tarzının özellikle Brezilya ve Türkiye açısından gerekli ve uygun olduğunu ifade etmek durumundayız. Eğer Brezilya’nın daha evvel ifade ettiği gibi Türkiye’de anlaşmada almış olduğu rolden vazgeçtiğini ifade etmiş olsaydı, anlaşma daha başlangıçta kadük olacaktı. Bu günkü gelişmelerle birlikte takas anlaşmasının hala canlı olduğu ve gereğinin yapılacağı konusunda Dünya’ya aşağıda açıklanmaya çalışılan mesajları verdiği değerlendirilmektedir;

 

-Takas anlaşmasında sağlanan gelişme başarı kazandığı veya şartların yerine getirilmesi konusunda ilerleme sağlaması durumunda özellikle Çin ve Rusya’nın, İran şartlara uyuyor dolayısıyla yaptırımların devam ettirilmesine neden kalmamıştır yaklaşımı geliştirmelerine yol açabilecektir. Bu husus yaptırımların yumuşamasına veya sulanmasına neden olabilecektir.

-İran’ın herhangi bir sapma yapmadan anlaşma şartlarını uygulaması Batı’nın İran’a olan güveninin artmasına ve ABD’den farklı bir tutum göstermesine neden olabilirler.

-Türkiye ve Brezilya’nın uluslararasında prestijlerinin artmasına, sağlam ve yapıcı yaklaşımlarının ABD ve AB ülkeleri tarafından kabul edilmesine yardımcı olabilecektir.

-ABD’nin İran’ı masaya oturturken yaptırımlar nedeniyle bir adım önde başlama arzusu, İran’ın takas anlaşmasındaki uyumluluğu ile birlikte eşitlenmiş olacaktır. Uluslararası arena İran’a karşı daha pozitif yaklaşmasını sağlayabilecektir.

-Bütün bunlara paralel olarak, Türkiye ve Brezilya’nın göstermiş olduğu girişim aslında Dünya’daki tek kutuplu ABD güdüme karşı başka ülkelerin işbirliği ile sorunlara yeni çözüm yaklaşımları sergilenebileceği hususunda örnek teşkil edebilecektir. Bu muhtemelen ABD’nin göze alamayacağı bir girişim olarak algılanmakta ve engellenmesi için her türlü çaba sarfına gayret edilmektedir. Aksi takdirde, ABD hükümranlığı gittikçe zayıflayacak ve yeni güç ve etki odaklarının oluşması gündeme gelebilecektir.

 

Türkiye – Brezilya Görüşmelerinin Önemi

 

Yukarıda son paragrafta belirtilen konu paralelinde olduğu değerlendirilen Brezilya Dışişleri Bakanı’nın Ortadoğu ziyareti öncesi Türkiye’yi ziyareti ve bölge ile ilgili konularda işbirliği ve danışmalarda bulunması oldukça önemli bir gelişme olarak ele alınmalıdır. Brezilya’nın Türkiye’ye gelmesi onu bölgede söz sahibi, lider ülke statüsünde kabul ettiğinin bir göstergesi olarak ele alınmalıdır. Türkiye’nin AB dışında da hayat sahaları, müttefikler bulabileceğine ve stratejik ortaklıklar kurabileceğine dair ipuçları vermesi açısından son derece ciddi bir gelişme olarak düşünülmektedir. Bu suretle artık, AB’ne Türkiye’nin ona ihtiyacından çok, AB’nin Ortadoğu ve Asya’da ki enerji kaynaklarına ulaşabilmek için Türkiye’ye ihtiyacı olduğu ayan beyan belirli hale gelmektedir. Diğer bir değişle, Türkiye AB’ne giremez ise, bölgede pasif, ne yapacağını bilemeyen ve arada sıkışıp kalmış bir ülke konumunda kalmayacağına, kabuklarını kırıp hem etki ve tesir sahası içindeki çevre bölgelerde, hem de küresel olarak, etkin politika belirleyeceğine özellikle, AB’nin hiç şüphesinin olmaması açısından iyi bir örnek teşkil ettiği düşünülmektedir.

 

Sonuç olarak, Brezilya ziyareti Türkiye açısından önemli girdiler sağlaması açısından çok önemlidir. Bunlardan en önemlisi her türlü engellemeye karşı takas anlaşmasında taraf olan ülkelerin hala inisiyatifi ellerinde tutarak, başladıkları işi sonuna kadar götürmeye kararlı olduklarını Dünya’ya göstermesidir. Diğeri ise, Türkiye’nin AB’ne girme arzusunu sürdürmesine rağmen, o olmaz ise, alternatif olarak ne şekilde bir dış politika seyrini düşündüğünü yansıtması açısıdır.