Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) Projesinin temeli, 17 Mart 2015 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in katılımlarıyla Kars’ta düzenlenen bir törenle atılmıştır. Azerbaycan ve Türkiye’nin üstlendiği bu proje başta iki ülke olmak üzere hem Batı hem de Doğu’da yaratacağı uzun vadeli sonuçlar bakımından büyük yankı yaratmıştır. Bununla kalmayıp Türkiye’nin enerji hatlarında transit ülke olarak öneminin arttığına işaret eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye Cumhuriyeti-Rusya Federasyonu Üst Düzey İşbirliği Konseyi (ÜDİK) toplantısından sonra ortaya atılan Türk Akımı Projesi de bölgenin önümüzdeki yıllarda cazibe merkezi haline gelmeye devam edeceğini göstermiştir. Geçtiğimiz hafta Türkmenistan Devlet Başkanı, Kurbangulu Berdimuhammedov’un ziyareti bölgedeki işbirliklerinin ve özel olarak TANAP’ın gelişmesi bakımından büyük potansiyeller barındırdığından konunun önemi giderek büyümektedir. TANAP ve Türk Akımı gibi küresel enerji piyasasını derinden etkileyebilecek potansiyeldeki projelerin hız kazanması, Türkiye’nin ve bölgenin ihtiyaçlarının uzun vadede daha kapsamlı bir yaklaşımla irdelenmesini gerektirmektedir. Enerji açısından artan işbirliklerinin bölgedeki potansiyel etkisi ise boru hatları ile örülen kuvvetli bağlar olarak yorumlanabilecektir. Dolayısıyla Türkiye ile Azerbaycan ve Gürcistan arasındaki mevcut bağların, boru hatları ile kuvvetlenerek Ermenistan gibi ortak meseleler karşısında daha kuvvetli bir birlikteliğe dönüşmesi ve TANAP’a katılma yolunda olan Türkmenistan ile Türkiye ve Azerbaycan’ın kardeşliğinin “iki devlet tek millet” yaklaşımından “üç devlet tek millet” olarak evrildiğine işaret etmektedir.

 

Enerji Koridorun Vazgeçilmezi Türkiye

 

Ukrayna krizi ile “Soğuk Savaş” rüzgarlarının kendini yeniden hissettirmesi, Avrupa ve genel olarak Batı’ya Rusya’nın enerji arzına olan bağımlılığını kırma gereksinimini bir kez daha hatırlatmıştır. Batı’nın yeni hammadde arayışları, enerji zengini ülkeleri ve Ukrayna ve Türkiye gibi transit ülke olabilecek stratejik öneme sahip ülkeleri heyecanlandırmaktadır. Dünyanın, enerji kaynaklı krizlerin üstesinden gelmeye çalıştığı bu dönemde Hazar bölgesi, zengin enerji kaynaklarıyla dikkat çekmeyi ve dünya ekonomisine kendini kabul ettirmeyi başarmıştır. Bu bakımdan, Batının ihtiyacı olan güvenli ve istikrarlı enerji arzı potansiyeline sahip olan Hazar’ın kaynaklarını Avrupa’ya taşıyacak koridorların önemi artmıştır. Türkiye de bu geçişte köprü görevi görebilecek ülkelerin başında gelmektedir.

 

Avrupa ülkeleri, enerji yoğun ekonomiler olmalarına karşın, enerji kaynakları bakımından yeterince zengin değildir. Bu da Avrupa’yı enerji konusunda dışa bağımlı yapmaktadır. Avrupa ülkelerinin başat enerji tedarikçisi de Ukrayna üzerinden enerji akışını sağladığı Rusya’dır. 2014 yılında yaşanan Ukrayna krizi enerji güvenliği hususunu dünya ve özellikle de Avrupa’nın gündemine getiren ilk olay olmamıştır. Ukrayna toprakları üzerinden Avrupa’ya taşınan Rus doğalgazı için Moskova’nın Kiev’e yapacağı ödemenin miktarı üzerindeki tartışmalar nedeniyle 2006 ve 2009 yıllarında bu hattan gerçekleştirilen doğalgazın iletiminde yaşanan ve Avrupa ülkelerini gerçekten zor durumda bırakan kesintiler enerji krizinin ve bu krizlerin tekrarlanabileceği riskinin göstergesi olmuştur. Rusya’nın geliştirdiği alternatif taşıma güzergâhları bu soruna çözüm arandığını gösterse de halen Ukrayna üzerinden taşınan Rus doğalgazı, Avrupa’ya iletilen toplam arzın halen yarısı kadardır. Bu nedenle Avrupa’nın alternatif enerji taşıma güzergâhlarına ve alternatif enerji havzalarına erişime ihtiyaç duyduğu ve bu ihtiyacının giderek büyüdüğü ortadadır. Bu bakımdan Avrupa’nın Rusya’ya olan bağımlılığını kısması ya Cezayir ve Norveç gibi enerji arzlarına Türkiye üzerinden sağlanacak Hazar doğalgazı gibi yeni kaynaklar eklemesi ile sağlanabilecek ya da Türk Akımı gibi yeni akımlarla sağlanabilecektir.

 

Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı: TANAP

 

Türkiye’nin dünyanın kanıtlanmış fosil enerji kaynaklarının en önemli bölümünün bulunduğu Ortadoğu ve Hazar Havzası ile büyük bir enerji talebi olan Avrupa arasında köprü konumunda oluşu, stratejik konumunun enerji bakımından önemini ortaya çıkarmaktadır. Halihazırda Ortadoğu’daki rezervlerin Avrupa’ya aktarımı noktasında Türkiye güzergâhının alternatifsiz oluşu Türkiye’yi sadece kendi ekonomik çıkarları için değil, başta Avrupa olmak üzere küresel enerji güvenliğinin bir gereksinimi olarak enerji piyasasına itmektedir.

 

Öte yandan, enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 71’ini ithal eden Türkiye için enerjinin ekonomideki ağırlığı ortadadır. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) verilerine göre Türkiye Çin’den sonra enerji talebinin en hızlı arttığı ülkedir.[1] Elektrik üretiminin yüzde 43’ünden fazlasının doğalgazdan sağlanması ise doğalgaz ve petrole olan bağımlılığı göstermektedir. Türkiye’nin kendi enerji ihtiyacının yanında, kanıtlanmış petrol ve doğalgaz rezervlerinin dörtte üçünün yer aldığı ülkelerle komşu olması, AB ülkelerinin Rusya’ya olan doğalgaz bağımlılığını azaltma çabaları ve enerji açısından zengin olan bu ülkelerin yeni pazar arayışında olması ise bu bakımdan Türkiye’nin enerji pazarına girmesini mecbur bırakmaktadır.

 

Türkiye’nin küresel enerji güvenliğinin sağlanmasında katkı vermeye başladığı ilk proje Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) Petrol Boru Hattı Projesi olmuştur. 2012 yılı verileri Azerbaycan’ın boru hatlarıyla gerçekleştirdiği petrol ihracatının yüzde 75’ini (32,9 milyon ton) bu hattan gerçekleştirdiğini göstermektedir.[2] Azerbaycan petrolünün Gürcistan üzerinden Türkiye’ye getirilerek tüm dünyaya ulaştırılmasını sağlayan bu hat, bölgedeki istikrarı pekiştiren bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu hat, işbirliği içindeki ülkelerin ekonomik ve jeopolitik gücünün artmasına hizmet ederken bölgenin ve özellikle bu ülkelerin dünya ekonomisine entegrasyonu için önemli bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Buna ek olarak, Ukrayna krizi ve Ortadoğu’daki belirsizliğin IŞİD gibi yeni aktörlerle devam etmesi gibi nedenler, bu projelere yenilerinin eklenmesiyle oluşturulacak Güney Gaz Koridoru (GGK)’nun önemini giderek artmaktadır. Dolayısıyla, enerji ticaretinde Türkiye gibi güvenli ve güvenilir transit ülkelerin önemi büyümektedir. Avrupa’nın Rus doğalgazına olan bağımlılığını azaltacağı için, Azerbaycan'ın Doğu-Batı enerji koridorunda önemli ülke konumuna yükselmesini sağlayacak yeni projeler enerji piyasasını heyecanlandırmaya devam etmektedir. Hazar Bölgesi’ndeki Azerbaycan doğalgazının Türkiye aracılığıyla Avrupa’ya taşınmasını hedefleyen Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı (TANAP) ve Trans Adriyatik Boru Hattı (TAP), enerji arz güvenliğine etkisi bakımından tüm dünyaya etki edecek potansiyeldeki önemli projelerdir. Hâlihazırda Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı (BTE) ile Erzurum’a getirilen Azerbaycan gazının TANAP ile Yunanistan başlangıçlı biçimde Avrupa pazarlarına arz edilmesi hedeflenmektedir. İlk gaz akışının 2018′de başlaması ve başlangıç için yıllık 16 milyar metre küp olacak taşıma kapasitesinin kademeli olarak önce 24 milyar metre küpe ve ardından 31 milyar metre küpe çıkarılması hedeflenen proje, bölge rezervinin dünya pazarına ulaşması bakımından oldukça önemlidir. Azerbaycan’ın Hazar Denizi’ndeki Şah Deniz 2 Gaz Sahası ve Hazar Denizi’nin güneyindeki diğer sahalarda üretilen doğalgazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması amaçlanan projenin hissedarlarını ise yüzde 58 ile SOCAR, yüzde 30 ile BOTAŞ ve yüzde 12 ile BP oluşturmaktadır.

                                                                                                                           

Ayrıca, bu projeler Hazar Bölgesinin diğer ülkeleri açısından da oldukça cesaret vericidir. Genelde Çin’in de yer aldığı Doğu ülkelerine enerji arzı sağlayan Hazar ülkeleri bu projelerle Avrupa pazarını gündemlerine almaya başlayacak ve kanaatimizce bu işbirlikleri söz konusu projelerin başarılarıyla doğru orantılı olarak başka ülkelerin de katılımlarıyla genişleyecektir.

 

Avrupa-Kafkasya-Asya Ulaştırma Koridoru, Karadeniz, Kafkasya ve Orta Asya’da uluslararası ulaştırmayı geliştirmeyi ve siyasi-ekonomik ilerlemeyi hedefleyen hükümetlerarası bir program olarak kurulan TRACECA’nın bir kolu da Bakü Tiflis Kars (BTK) Demiryolu projesi olmuştur. Boru hattı projelerine ek olarak BTK Demiryolu Projesi de, işbirliğinin yeni bir halkası olarak barış çizgisini pekiştirmek üzere planlanmış bir oluşumdur. Söz konusu ülkeler arasındaki ilişkilerde aksaklıklara sebep olan uluslararası trafik ve sınır geçişlerinde yaşanan tıkanıklıkları gidermek amacıyla ulaştırma alanında atılan büyük bir adımdır. Londra ve Pekin arasında çağımızın “Demirden İpekyolu” olarak hizmet etmesi beklenen bu hatta ek olarak yapımı devam eden Iğdır – Nahçıvan Demiryolu gibi diğer projeler de bölgenin ticaret ağının giderek daha köklü ve kuvvetli bağlarla birbirine bağlandığını göstermektedir.

 

Azerbaycan ve Türkiye İşbirliği – Kardeşliği

 

Ermenilerin sürgün ettiği 350 bin ve Karabağ Savaşı’ndan kaçan bir milyon mülteci Azerbaycan ekonomisine büyük bir baskı oluşturmuş olsa bile, Azerbaycan stratejik konumu ve zengin doğal kaynaklarını etkin politikalar ve etkin pazarlama yöntemleri ile işleyerek kısa sürede küresel pazara girmeyi başarmıştır. Azerbaycan, bu problemlerinin çözümünü sahip olduğu kaynakları dünya pazarlarına çıkarmakta görmüş ve bu çerçevede Rusya ile Türkiye üzerinden enerji kaynaklarını dünya pazarlarına ulaştırmayı başarmıştır. Bugün Azerbaycan dengeli bir dış politika izleyerek hem Türkiye hem de Rusya ile ilişkilerini korumaya çalışmaktadır.

 

Azerbaycan’ın erken petrol kaynağı Rusya üzerinden arz edilirken, Türkiye de Azerbaycan’ın Avrupa pazarına ulaşmasında önemi artan bir güzergah olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan Azerbaycan’ın enerji pazarlarına ulaşım konusunda Rusya ile Türkiye önemli bir misyon üstlenmiştir. Azerbaycan’ın asıl kaynağı Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı ile Türkiye kanalından pazara çıkmaktadır. Bu tür projelerin zenginleşmesi, Bakü’nün ticari ilişkilerinde kendisini Moskova’ya bağımlı hissetmesinin önüne geçmekte etkili olması beklenmektedir. Gelinen noktada, Azerbaycan enerji konusunda büyük yatırımlar yapmış, SOCAR gibi dev enerji şirketleri ile dünyaya açılmayı başarmış bir ülkedir. Sonrası için de, kendi milli meselelerinde bu başarıyı devam ettirme motivasyonunda olduğu ortadadır. Türkiye’nin enerji transferi için yeterli olmayan altyapısal sorunlarının giderilmesi ve Azerbaycan ile ilişkilerin bir istikrara kavuşması Azerbaycan ile Türkiye arasındaki bu bağların kuvvetlenmesi için büyük önem arz etmektedir. Yeni enerji projeleri ve bu koridorun kuvvetlenmesi iki ülkenin ve bölgenin çıkarınadır. Bunun için de hem Avrupa’nın hem de Türkiye’nin bu işbirliklerini sağlam temeller üzerine oturtulmasını sağlayacak güvenceyi temin etmesi gerekmektedir.

 

Kader Birliği

 

Söz konusu işbirliklerine bakıldığında Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan’ın bazı ortak sorunları, benzerliklerinin enerji alanıyla sınırlı kalmadığı da ortadadır. Özellikle Rusya, bu bakımdan en başat aktörlerdendir. Rusya’nın Sovyetler’den kalma tarihi çıkarları bölgedeki varlığını hissetime çabası olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerden en fazla etkilenecek ülkelerden birisi de şüphesiz ki Rusya’dır. Buna rağmen, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Rusya’nın iki devlet arasındaki ilişkilere doğrudan dahil olmamaya özen gösterdiği görülmektedir. Bölgenin polisi olarak bölgedeki varlığını sürdürme çabaları tarihi çıkarlarının gereksinimidir. Bu bağlamda, Rusya`nın bölgedeki etkinlik alanını canlı tuttuğu “Ermeni soykırımı” iddiası ve “Karabağ” meselesi gibi konular vardır. Bu bakımdan bölge ülkeleri, Rusya etkisinden uzaklaşma çabasında da aynı taraftadırlar.

 

Ermeniler’in, Azerbaycan toprağı olan Karabağ’ı işgali ve işgal süresince Hocalı gibi soykırım derecesinde vahşetlere imza atmaları, Gürcistan’dan Cavaheti bölgesini talep ediyor olması ve Türkiye ile yüzüncü yılına girecek olan “Sözde Ermeni Soykırımı” iddiaları ile devam eden sorunları ve toprak talebi söz konusu. Bu gerilimler nedeniyle, Türkiye ve Azerbaycan tarafından uygulanan ambargo ve Gürcistan ile devam eden kırılgan ilişkiler, Ermenistan’ın bölgede kendini yalnızlaştırmasına neden olmaktadır. Ermenistan’ın toprak talepleri üzerine kurulan dış politika hedefleri, bölgedeki işbirliğini sınırlamakta ve Rusya’nın bölgedeki varlığını korumasına neden olmaktadır. Bu bakımdan söz konusu gerilimler bölgesel işbirliklerinin önünde büyük bir engel olarak durmaktadır. Ermenistan’ın bölgedeki iddialarından ve işgal ettiği topraklardan vazgeçmemesi ise durumu çözümsüzleştirmeye devam etmektedir.

 

Bu nedenle, Rusya`nın özel olarak Ermenistan`dan, genel olarak da Güney Kafkasya`dan çıkarılması için Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin gelişmesi; bunun içinse sınırın açılması gerektiği yönündeki Batı’dan destek bulan yaklaşımlara karşın tarihi çıkarlar, Rusya’nın bölgeden ve Ermenistan’ın yüzyıllık iddialarından bu kadar kolay vazgeçmeyeceğini ortaya koymaktadır. Buna ek olarak, Ermenistan`a yeni bir kapı açma yoluyla Rusya'nın bölgedeki konumunun zayıflatılarak, Batı ve Türkiye`nin Ermenistan`da daha etkin bir role kavuşması vaadleri hem Rusya engeline takılacağından hem de pratik olmadığından kanaatimizce gerçekçi bir yaklaşım değildir.

 

Bu bakımdan Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesi hususunda Batı’nın ısrar ve çabaları dikkate alınırken, atılacak herhangi bir adımın Hazar bölgesinde kurulan enerji ağı ile gelen kuvvetli barış bağlarını tehlikeye atabileceği dikkate alınmalıdır. Bu ise sadece Hazar bölgesi için değil, Türkiye’nin ve hatta Avrupa’nın enerji ve istikrar bağlamında çıkarlarına ters düşmektedir. Bu nedenle Ermenistan’ın kendini bölgede daha fazla yalnızlaştırmaktan vazgeçmesi başta kendi faydasına olacaktır. Dolayısıyla işgal ettiği Azerbaycan toprağı olan Karabağ’dan çekilmek başta olmak üzere Türkiye’ye karşı ileri sürülen asılsız iddialardan vazgeçilmesi gerekmektedir. Zira Ermenistan’ın bu iki devlete karşı geliştirdiği gereksiz saldırgan tutum ve politikalar, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkenin zararına olacaktır. Bölgede siyasi ve ekonomik anlamda gelişen birliktelik, barış, huzur ve istikrar ortamından Ermenistan’ın kendini adeta soyutlaması ve komşularıyla ilişkilerindeki husumeti koruması en başta Ermenistan’ın kendi vatandaşlarına ve küresel barışa zarar vermektedir. Dolayısıyla, Ermenistan’ın çevresinde gelişerek büyüyen boru hatlarıyla örülen kuvvetli ağlardan kendini soyutlayarak, barıştan ve refahtan faydalanamamasının sebebi bizzat kendisidir.

 

TANAP’a Türkmenistan Gazı

 

Bölgedeki tarihi çatışmalara karşın devletlerin ikili ilişkilerindeki kardeşlik, komşuluk ilişkileri, kültürel ve tarihi bağlar yeni oluşumlara ve işbirliğinin artmasına neden olmaktadır. Enerji, devletlerarasındaki bağı kuvvetlendirmesi bakımından önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle Azerbaycan’ın zengin doğal gaz kaynakları ve bu kaynakları etkin kullanmaktaki motivasyonu bölgeye uzun vadede barış ve istikrar ortamı sunarken, bu işbirliğine dahil olan ülkelere ekonomik kazanımlar sunmaya devam etmekte ve bölge ülkelerinin de katılımı konusunda teşvik edici olmaktadır.

 

Son olarak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetlisi olarak Türkiye’ye gelen Türkmenistan Devlet Başkanı Berdimuhamedov’un ziyareti sadece iki ülke ilişkileri açısından değil, tüm Avrasya açısından önemli stratejik hedeflerin belirlenmesi bakımından dikkatle incelenmelidir. Enerji piyasasında zengin doğalgaz kaynaklarına sahip Türkmenistan’ın da TANAP gibi bir projeye dahil edilmesi yönündeki adımlar hem Azerbaycan ve Türkiye enerji ortaklığını hem de enerji arz güvenliğinde ciddi sıkıntılar yaşayan Avrupa ülkelerini heyecanlandırmıştır. Türkmenistan için sahip olduğu enerji potansiyelini Çin ve İran’dan sonra Avrupa pazarında da ulaştırma fırsatı siyasi ve ekonomik gücünü artırması bakımından oldukça önemli bir fırsattır. Dünyanın en büyük 4. Büyük doğalgaz rezervine sahip olan Türkmenistan’ın bu projede yer alması, hem projenin başarısı hem de enerji arzındaki istikrar ve projenin bekası bakımından elzemdir. İlk olarak 2014 Kasım ayında Aşkabat’ta iki devletin liderleri tarafından imzalanan anlaşma üzerine iki liderin Türkiye’deki mesajları projenin gelişeceğini göstermektedir.

 

Türkmen gazının Türkiye’ye ve Türkiye’den küresel pazara açılmasındaki söz konusu yeni bir işbirliği, Türkmenistan hamlesiyle TANAP’ın bölgedeki ilk yayılma hamlesi olarak da sonuçlanabilir. Türkmenistan’ın projeye katılımı taraf ülkelerin ve Avrupa’nın ekonomik olarak kazanmasının yanı sıra taraf ülkelerin siyasi ve tarihi ilişkilerini de kuvvetlendirecektir. Türkiye ve Türkmenistan için bu işbirliği ekonomik ve siyasi kazanımların yanında küresel anlamda enerji piyasasında önemlerinin giderek artması olacaktır. Bu da Türkiye’nin her iki ülkeye de “iki devlet tek millet” yaklaşımının ilerleyen dönemlerde kapsamının genişleyebileceğini işaret etmektedir.

                                                                                      

Değerlendirme

 

Azerbaycan, Gürcistan, Türkmenistan ve Türkiye arasında sağlanan enerji alanındaki ilişkilerde yaşanan bu gelişmeler, birçok alanda başka projelerle de desteklenerek Türkiye’nin ve bölgenin, küresel ekonomi ve siyasetine entegrasyonuna katkı sağlayacak politikalar üretmek bir zorunluluk halini almaktadır. Bu ilişkiler, Türkiye’nin dış politikada hedeflediklerine ulaşması bakımından anahtar konumundadır. İşbirliği projelerinin çoğalması sadece bölgesel işbirliği ve kalkınma için değil, aynı zamanda Avrasya’da gelişen bu işbirliklerinin tüm dünyaya örnek olması ve siyasi ve ekonomik olarak uluslararası istikrara katkısı bakımından da büyük önem arz etmektedir. Avrasya’nın sosyo-ekonomik açıdan gelişmesine katkı sağlayacağına inanılan bu projeler; toplumlar arasındaki bağları güçlendirdiği gibi, bölgede refahın artması, barışın ve istikrarın sağlanması bakımından umut vaat etmekte ve beklentileri arttırmaktadır. Kanaatimizce, ekonomik işbirliği ile perçinlenen bu ağlar, uzun vadede işbirliği içindeki devletlerarasındaki siyasi bağların ve istikrarın habercisi olacaktır.

 

Azerbaycan, Türkiye ve Gürcistan arasında Ermenistan imtina edilerek gelişen enerji boru hatlarıyla kurulan köprülerin gerek bu ülkelere gerekse de bölgeye ve küresel ekonomiye katkısı oldukça büyük ve değerlidir. Bu faydalı işbirliklerinden Ermenistan’ı somutlayan ise kurduğu ve uyguladığı politikalar nedeniyle Ermenistan’ın kendisidir. Sözde Ermeni Soykırımı’nın 100.yılına girdiğimiz 2015 yılında TANAP’ın temelinin atılması, bölge giderek gelişip zenginleşirken Ermenistan’ın Karabağ’da işgalci ve Türkiye’ye karşı mağdur politikalarındaki ısrarını tekrar gözden geçirmesi gerektiğine işaret etmektedir. Uluslararası toplumun da dikkatini bu hususa çekmek oldukça önemlidir. Sonuç olarak, Ermenistan’ın önündeki seçenekleri dikkatle tartması gerekecektir: Bu ağın bir halkası olup, boru hatlarını barış hattı olarak yorumlamak ve yorumlatmak ya da barışın dışında kalarak yalnızlığa devam etmek.

 

 


[1]Develi, Abdülkadir Türkiye’de Birincil Enerji Kullanımı, Üretimi ve Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) Arasındaki İlişki, Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt:27, Sayı:2, Yıl:2012, ss.1-25

[2] BAĞIRZADE, Elşen (2014), “Azerbaycan-Türkiye Ortak Ekonomik Projeleri ve Bölgesel Yansımaları”, EkoAvrasya Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl 7,Sayı 26, 2014/2, ss.4-17.