Barem Dergisi 34. Sayısında TÜRKSAM Başkanı Sinan OĞAN ile yapılan röportaj…

 

Sayın OĞAN, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra basınımızda hep şunu duymaya başladık “Türkiye bir enerji köprüsü, enerji terminali olacak” bu söylemleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Aradan geçen bu kadar  seneden sonra Türkiye bir enerji köprüsü ve terminali oldu mu?

 

-Evet sizin de ifade ettiğiniz gibi doksanlı yılların başlarında Türkiye için konuşulan ana gündem maddelerinin başında enerji gelmekteydi. Zira, Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra NATO’nun kanat ülkesi olarak Sovyetler Birliği’nin sıcak denizlere ve Ortadoğu’ya önüne set çekme girişimlerinde Türkiye, başrolü oynayan ülkelerden birisiydi. Bu sebeple de hep stratejik önemimizden bahseder Batı nezdinde hep bu özelliğimizi pazarlık konusu yapardık. Ancak SSCB dağıldıktan sonra Türkiye’nin bu özelliğinin de ortadan kalktığı düşünüldü. Ancak çok geçmeden bunu hiç de öyle olmadığı anlaşıldı. Soğuk Savaş yıllarında güvenlik kavramları içerisinde fazla bir önem kaybetmemesine rağmen bugün enerji konusu ülkelerin güvenliğinin ana unsurları haline gelmiştir. Enerji güvenliği ve enerji diplomasisi ülkelerin güvenlik ve dış politika literatürüne girmiştir. Özellikle doğa gazın arzı konusu burada daha fazla önem kazanmıştır. SSCB dağıldıktan sonra Türkiye tam olarak bir enerji politikası oluşturamadı. Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi o dönemde enerji politikamızın ana temelini oluşturmaktaydı. Uzun yıllar süren mücadeleden sonra batının da desteği ile Türkiye bu mücadeleyi kazandı. Ancak enerji politikası sadece bundan ibaret değildi. Nitekim Türkiye’nin ifade edildiği gibi tam bir enerji köprüsü ve terminali olabilmesi için diğer enerji projelerini de hayata geçirmesi gerekirdi.

 

“Bugün Türkiye Doğalgaz Gereksiniminin Yaklaşık Yüzde 65’ini Rusya’dan Karşılamaktadır”

 

-Bu projeler nelerdi, kısaca okuyucularımıza açıklar mısınız?

 

-Bu projelerden birisi Türkmen gazını Türkiye ve Avrupa’ya taşıyacak olan Trans-Hazar Doğal Gaz Boru Hattı Projesiydi. Ancak bu projede başarılı olunamadı ve Türkmen gazı Türkiye’ye getirilemedi. Azeri Şahdeniz gazı diğer önemli projeydi. Bu proje bazı eksiklerine rağmen başarıldı diyebiliriz. İran’dan alınan doğal gaz da önemlidir. Bu konuda zaman zaman sorunlar yaşasak da neticesinde kaynak çeşitliliği açısından önemli bir projedir. Rusya’dan bildiğiniz gibi iki ayrı boru hattıyla batıdan ve bir de Karadeniz’in altından geçen Mavi Akım boru hattıyla da doğrudan doğal gaz almaktayız. Bugün Türkiye doğal gaz gereksiniminin yaklaşık yüzde 65’ini Rusya’dan karşılamaktadır. Rusya’ya bu anlamda ciddi bir bağımlılığımız söz konusudur. Tabi burada aslında bir karşılıklı bağımlılıktan da söz edebiliriz. Zira Rusya’dan Türkiye’ye gelen Mavi Akım hattından sadece Türkiye gaz almaktadır.

 

Mavi Akım hattı İsrail’e kadar uzatılmak isteniyor. Bu proje eğer KKTC’de işin içine dahil edilirse Türkiye için faydalıdır. Aksi takdirde Ceyhan limanı yerine İsrail’in Hayfa limanının enerji limanı olması söz konusu olabilir. İsrail’in bu konuda Irak’ta girişimleri var. Irak petrol ve doğal gazının İsrail’e götürülmesi konusunda çalışmalar var. Bunlar Türkiye’ye rakip projelerdir. Eğer KKTC bu işin içine dâhil edilirse bu durumda Türkiye sadece Doğu-Batı enerji koridoru olamayacak aynı zamanda Kuzey-Güney enerji koridoru da olacaktır

 

– Basında Mavi Akım hattının ikincisinin çekilmesi ve hatta İsrail’e kadar uzatılması konusunda haberler çıktı. Bu konuda neler söyleyebilir misiniz?

 

-Evet, Rusya ve İsrail’in bu şekilde niyetleri var. Mavi Akım hattı İsrail’e kadar uzatılmak isteniyor. Bu proje eğer KKTC’de işin içine dahil edilirse Türkiye için faydalıdır. Aksi takdirde Ceyhan limanı yerine İsrail’in Hayfa limanının enerji limanı olması söz konusu olabilir. İsrail’in bu konuda Irak’ta girişimleri var. Irak petrol ve doğal gazının İsrail’e götürülmesi konusunda çalışmalar var. Bunlar Türkiye’ye rakip projelerdir. Eğer KKTC bu işin içine dâhil edilirse bu durumda Türkiye sadece Doğu-Batı enerji koridoru olamayacak aynı zamanda Kuzey-Güney enerji koridoru da olacaktır. Ama bunun için geçtiğimiz günlerde çok önemli bir fırsat yanlış enerji politikası yüzünden kaçırılmış oldu. Zira Türk boğazlarının tanker trafiğinin atılması için boğazların by-pass edilmesi amacıyla yola çıkılan proje Türkiye’nin by-pass edilmesiyle neticelenmiştir. Zira, Başkan Putin 14-15 Mart tarihlerinde Atina'ya resmi bir çalışma ziyaretinde bulunmuş ve bu ziyaret esnasında Burgaz (Bulgaristan)-Dedeağaç (Yunanistan) (Burgas-Aleksandropolis) Boru Hattı anlaşması imzalanmıştır.Türkiye tarafından uzun süre boru hatlarına ilişkin olarak net bir politikanın belirlenememesi sebebiyle, öncelikle ulusal kapsamda bir rekabet yaşanmıştır. Başlangıçta Trans-Trakya boru hattı ileri sürülmüş ve daha sonra bundan vazgeçilerek,  “Samsun-Ceyhan” hattına destek verilmiştir. Ancak, uzun süre net bir politikanın belirlenememesi ve belirlenen bu hatlara hükûmet çevrelerince gerekli siyasi desteğin verilememesi, Boğazları by-pass edecek boru hatlarında Yunanistan seçeneğini öne çıkarmıştır. Hatta basınımızda Enerji Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı çevrelerine dayanılarak yapılan değerlendirmelerde “Samsun-Ceyhan hattının yapılmasının Bakü-Tiflis-Ceyhan’ın önemini azaltacağı” gibi hiçbir temeli olmayan değerlendirmeler dahi yapılmıştır. Samsun-Ceyhan'ı rakip olarak görme zaafına düşülmüş ve şimdi ise Burgaz-Dedeağaç ile ciddi bir rekabet ortamı yaratılmıştır.

 

“Türkiye-AB İlişkilerinde Enerji Türkiye’nin Elinde Önemli Kozlardan Birisi Haline Gelebilir”

 

-Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde enerji politikalarıyla önemi artabilir mi? Nabucco Projesi bu konuda ne gibi bir öneme sahip?

 

-Bugün Avrupa Birliği’nin en önemli enerji sağlayıcı ülkesi olan Rusya Federasyonu ile ilişkilerin bozulması ve enerji konusunda beklenen anlaşmanın imzalanmaması, bununla beraber Rusya’nın enerjiyi bir dış politika aracı olarak kullanması ve bunun son örneğinin geçtiğimiz yıl Ukrayna ile yaşanan sorunlar sebebiyle açıkça ortaya çıkması Avrupa Birliği’ni alternatif enerji sağlayıcı ülke arayışına sokmuştur. Burada ilk akla gelen ülke Türkiye ve elbette ki, Nabucco Projesi olmuştur. Ancak bu projenin önünde çok ciddi sorunlar mevcuttur. Buna rağmen Türkiye-AB ilişkilerinde enerji Türkiye’nin elinde önemli kozlardan birisi haline gelebilir. Türkiye’nin Rusya ile son yıllarda enerji alanında geliştirdiği ilişkiler onu Rusya için de vazgeçilmez ülkelerden birisi haline getirmektedir.

 

“Avrupa’nın Enerji Güvenliği Zaafları Yaşaması Türkiye’yi Bir Alternatif Haline Getiriyor”

 

-Nabucco Projesi, Avrupa Birliği için ne ifade ediyor ve nasıl bir öneme sahip?

 

-Türkiye, BTC ve Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı dışında, Bakü-Erzurum-Ceyhan arasındaki Güney Kafkas Doğalgaz Boru Hattı ve Türkiye-Yunanistan-İtalya Doğalgaz Boru Hattı yapım aşamasında bulunmaktadır. Bakü-Erzurum-Ceyhan boru hattı BTC boru hattına paralel inşa edilmekte olup Şahdeniz'den çıkartılan Azeri doğalgazını Türkiye'ye ulaştırması planlanmaktadır. İran gazı da ayrıca Türkiye`ye taşınmaktadır. Rusya`dan Mavi Akım dışında iki ayrı hattan (Batı hattı) daha doğal gaz alınmaktadır. Ayrıca Ruslar Karadeniz’in altından geçen Mavi Akım Doğalgaz Boru hattının ikincisini de çekmeyı ve bu hattı İsrail`e kadar uzatmayı önermektedirler. Ayrıca Trans- Hazar boru hattı veya hazar geçişli boru hattı projesi ise, planlama aşamasındadır. Yalnız Türkiye son derece büyük projelere girmesine rağmen doğal gaz depolama tesislerini halen kuramamış olmasını onun stratejik eksikliği olarak değerlendirilmekteyiz. Aynı şekilde ihraç amaçlı doğalgaz şebekesini halen genişletememesi bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. 'Nabucco' hattı, Hazar havzasından ve Orta Doğu’dan gazın Türkiye/İstanbul üzerinden Güney Avrupa`ya taşımayı öngörmektedir. Avusturya”dan OMV, Bulgaristan`dan BULGARGAZ, Macaristan`dan MOL, Romanya`dan TRANSGAZ ve Türkiye`den de BOTAŞ’ın ortaklığında kurulması öngörülmektedir. Bu hattın yapımı için 11 Ekim 2002'de anlaşma imzalandı. Plana göre 2009'dan itibaren Türkiye üzerinden Avusturya'ya doğalgaz satışı başlayacak. Uzunluğu 3400 km olan 'Nabucco' hattı ile 30 milyar metreküp yıllık gaz taşınması planlanmaktadır. Projenin toplam 4.4 milyar Euro ya mal olması planlanmaktadır. 'Güney Doğu Avrupa Gaz Hattı' ile 'Nabucco’nun tam faaliyete girmesi durumunda Türkiye, Kafkasya ülkelerindeki doğal gazın Avrupa'ya nakledilmesinde önemli bir transit ülke konumuna gelecek. Gaz de France, Total, E.ON Ruhrgas, RWE ve ayrıca Gazprom`da bu projeye ilgi göstermektedir. Avrupa`da her geçen gün doğalgaza olan talebin artması ve Avrupa’nın enerji güvenliği konusunda ciddi sorunlar ve endişeler taşıması Türkiye’yi Avrupa karşısında ciddi bir alternatif haline getirmektedir. Yukarıda sıralanan projeler ise Türkiye`nin gerçek anlamda bir alternatifi olabileceğine en güzel kanıttır.

 

-Nabucco Projesi kapsamında Azeri gazının yanı sıra Irak, İran, Mısır ve Türkmenistan gazlarının da bu hattan Avrupa’ya ulaştırılması görüşleri mevcut. Siz bunun gerçekleştirilme olasılığını nasıl görüyorsunuz?

 

-Bu proje kapsamında alınması düşünülen Azeri gazının zaten Şahdeniz projesi ile 2007`de getirilmesi planlanmaktadır. Nabucco Projesi tam anlamıyla başladığı takdirde Azeri gazında herhangi bir sorun olacağını düşünmüyorum. Sorun bir tek Azeri gazının yeterli miktarda olup olmaması ile ilgili olabilir. İran ile anlaşmamız zaten var ve halen bu ülkeden gaz almaktayız. Irak’ın bu aşamada projeye dahil olması pek beklenemez. Zira öncelikle bu ülkede iç istikrarın sağlanması gerekmektedir. Bu ise kısa vadede pek olası gözükmemektedir. Irak`da istikrar sağlandıktan sonra projeye katılması olasıdır. Mısır ile Şubat ayı ortasında İstanbul’da Mısır doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması konusunda TERGAS isimli şirketin kurulmasına ilişkin mutabakat zaptı imzalanmıştır. Bu konuda da bir sorun gözükmemektedir. Burada asıl önemli olan sorun Trans-Hazar projesiyle Türkmen gazının Türkiye ve Avrupa`ya taşınmasındadır. Bu konuda uzun süredir konuşulmasına rağmen fiili olarak net bir adım atılamamıştır. Hazar’ın statüsü sorunu ve Türkmenistan ile Azerbaycan arasında Hazar kaynaklarının paylaşımı gibi diğer temel sorunların da mevcudiyeti Türkmen gazını bu aşamada pek mümkün kılmamaktadır. Bölgenin en zengin doğal gaz üreticisi ülkesi olan Türkmenistan’ın katılımı olmadan ise bu proje fazla bir anlam ifade etmemektedir. Elbette ki, Rusya’nın da bir şekilde projeye dahil edilmesinin mümkün olması durumunda projenin hayata geçme şansı yükseltir.

 

“Ankara Her Şeyden Önce Bir Enerji Stratejisi Belirlemeli”

 

-Türkiye’nin özellikle enerji konusunda jeoekonomik ve jeostratejik konumu AB sürecinde elinde önemli bir koz olabilir mi?

 

-Elbette olabilir ve hatta olmalıdır da, ancak bunun için son derece iyi hesaplanmış ve iç politik tartışmaların dışında tutulan politikaların uygulanması gerekmektedir. Ankara her şeyden önce bir enerji stratejisi belirlemeli, enerjinin artık bir dış politika aracı olduğu gerçeğini kabul etmelidir. Başta Türkmen gazı olmak üzere diğer alternatifleri kendi kullanım alanına sokmalıdır. Üzerinde söz sahibi olamadığımız başkasının milli servetini elbette bir dış politika aracı olarak kullanmamız söz konusu olamaz.

 

-23-24 Aralık tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu’nda konuşan Uluslararası Kriz Grubu (ICG) Başkanı Gareth Evans “Türkiye’nin devreden çıkması Avrupa’yı sarsmaz” şeklinde bir değerlendirme de bulundu. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?

 

-Bu hadiseye nasıl baktığınıza göre değişir. Ekonomik, kültürel veya Avrupa için tali olabilecek diğer meseleler açısından bakarsanız sarsmayabilir. Ancak önümüzdeki süreçte Rusya ile bir sorun yaşaması muhtemel Avrupa’nın enerjide tamamıyla Rusya`ya bağımlı olması ve bunu değiştirebilmenin de en önemli alternatifi olarak Türkiye’nin bulunması veya Türkiye’nin askeri gücü ve genç nesli olmadan da Avrupa’nın gerçek anlamda bir süper güç olamayacağı gerçeğini, bu şekildeki açıklamalar değiştirmemektedir.

 

“Türkiye’de Nükleer Enerjiye Karşı Çıkanlar Ömrünü Tamamlamış Olan Metsamor’a karşı Tepkisizler”

 

-Türkiye’de bütün bu gelişmelerin dışında bir de Nükleer Enerji tartışmaları yaşanmaktadır. Siz bu konuda neler söyleyeceksiniz?

 

-Evet Türkiye’nin son yıllarda tartıştığı önemli konulardan birisi de nükleer enerjidir. Dünyanın gelişmiş bütün ülkelerinin kullandığı bu teknolojiyi Türkiye’nin de kullanması gerektiği kanaatindeyim. Ancak ben bu konuya biraz farklı bir çerçeveden bakmak istiyorum. Bugün Türkiye’de en son teknoloji ile yapılmak istenen bir nükleer santrale karşı çıkan ve çalışmalar yürüten çeşitli kesimler var. Ancak ne ilginçtir ki, bu kesimler sınırımızdan sadece 16 km uzaklıkta olan ve teknik ömrünü tamamlamış en eski teknoloji ürünü santralin kapatılması için hiçbir girişimde bulunmamaktadırlar. Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santrali Avrupa Konseyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun bir an önce kapatılması yönündeki bütün ısrarlarına rağmen çalıştırılmaya devam edilmektedir. Dünyanın en eski ve en tehlikeli teknolojisiyle inşaa edilen Metsamor Nükleer Santrali teknik ömrünü tamamlamıştır ve bir an önce kapatılmalıdır. Ancak Ermenistan enerji açığı bahanesiyle yanı başımızdaki saatli bombayı çalıştırmaya devam etmektedir. Metsamor santralinin de içerisinde bulunduğu bölgenin, 1. derece deprem bölgesi olması tehlikenin boyutlarını daha da artırmaktadır. Zira 1988 yılında Ermenistan’da 25 bin kişinin ölümü ile neticelenen büyük bir deprem olmuştu ve Metsamor Nükleer Santrali de bu kazada çok büyük zarar görmüştü. Aynı deprem her an yeniden olabilir ve bu defa çok daha büyük tehlikelerle karşı karşıya kalabiliriz.

 

-Yani yeni bir Çernobil kapımızda mı?

 

-Evet, Çernobil kapımızda. Bu konu, bu kadar açık ve net. Hatırlarsanız yaklaşık 40 bin kişinin ölümüne ve binlerce kişinin sakat kalmasına sebep olan Çernobil Nükleer Santrali’nde kaza meydana geldiği vakit Türkiye’de dönemin ilgili bakanı televizyon karşısına geçip çaylarını yudumluyordu. Bu tehlikenin bizden uzak olduğunu çok ihmalkar bir davranışla Türk halkına ispatlamaya çalışıyordu. Ancak Çernobil ile aramızda koskoca bir Karadeniz olduğu halde bugün anlaşılmaktadır ki, Çernobil sebebiyle Türkiye’de binlerce insan kanser illetine yakalanmıştır. Bu konuda meclis araştırması dahi açılmıştır. Dikkatinizi çekerim Çernobil Türkiye’den yüzlerce kilometre uzaklıktaydı. Peki Çernobil ile aynı teknolojiye sahip olan ve hatta bir deprem geçirdiği için kazalara karşı daha da hassas bir hale gelen Metsamor Nükleer Santrali'nin Türkiye’den ve Iğdır’dan uzaklığı ne kadar? Sadece 16 km!!

 

Metsamor Nükleer Santrali’nin Ermenistan için asıl önemli yanı ürettiği elektrikten çok onun stratejik özelliğidir. Ermenistan’da görüştüğümüz Ermeni yetkililer açık açık bu santrali Türkiye’ye karşı bir “bomba” tehdidi olarak kullandıklarını söylemekten çekinmemektedirler. Diğer taraftan bütün dünyanın gözü İran’ın nükleer santral yapımından sonra nükleer silah yapma isteklerine çevrilmişken, bu konuda yıllardır çalışmalar yapan Ermenistan’a kimse bir şey dememektedir

 

-Metsamor Nükleer Santrali'nin Ermenistan için önemi nedir?

 

-Metsamor Nükleer Santrali Ermenistan’ın enerji ihtiyacının yüzde 40’ını karşılamaktadır. Metsamor’a Ermenistan açısında iki şekilde yaklaşmak gerekir. Birincisi enerji açısından, diğer ise, stratejik açıdan. Santral Ermenistan’ın en büyük enerji sağlayıcısı durumundadır. Ermenistan buradan elde ettiğin elektriği hem ülke kullanımına sunmakta ve hem de yurt dışına satmaktadır. Dolayısıyla bu santral ekonomik açıdan Ermenistan için son derece önemlidir. Ancak Metsamor Nükleer Santrali’nin Ermenistan için asıl önemli yanı ürettiği elektrikten çok onun stratejik özelliğidir. Ermenistan’da görüştüğümüz Ermeni yetkililer açık açık bu santrali Türkiye’ye karşı bir “bomba” tehdidi olarak kullandıklarını söylemekten çekinmemektedirler. Diğer taraftan bütün dünyanın gözü İran’ın nükleer santral yapımından sonra nükleer silah yapma isteklerine çevrilmişken, bu konuda yıllardır çalışmalar yapan Ermenistan’a kimse bir şey dememektedir. Ermenistan’ın Metsamoru kapatmaya yanaşmamasının asıl sebebini de burada aramak gerekir. Ermenistan da elinde Metsamor Nükleer Santrali’ni bulundurduğu sürece bir nükleer güç olabilir. Bu ihtimali hiç göz ardı etmemek gerekmektedir. Aynı zamanda bugün ABD uluslararası terörizme karşı savaş vermektedir. ABD’nin en çok korktuğu şey, teröristlerin eline nükleer silah veya onun yapımında kullanılan maddelerin geçmesidir. Bugün Ermenistan teröristlerin en kolay nükleer madde ve uranyum elde edecekleri ülkelerin başında gelmektedir. Zira ülkede ciddi bir güvenlik sorunu vardır. Hatırlarsanız geçtiğimiz yıllarda Ermeni teröristler Ermenistan Parlamentosu’nu basarak (adeta ellerini kollarını sallayarak girmişlerdir) başta Başbakan olmak üzere çok önemli devlet adamlarını öldürmüşlerdi. Ülkenin en iyi korunan yeri olan parlamentoya bu kadar rahat giren teröristlerin nükleer santrale girmelerinin hiç de sorun olmayacağını düşünmekteyim. Bu sebeple Ermenistan’ın sahip olduğu santral bir kaza yaşanması olasılığının yanı sıra, elde edilecek nükleer silahlarla başta Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere bölge dışı ülkelerin  güvenliği de tehlike altındadır. Zira, ABD’ye karşı yapılacak bir terör saldırısı için en kolay elde edilecek zenginleştirilmiş uranyum kaynağı Ermenistan’dır ve bu ülke Metsamor Nükleer Santrali ile bölge ve dünya güvenliği için tehlike oluşturmaktadır. Centran Haber Ajansı çevre açısından son derece tehlikesi olmasının yanı sıra aynı zamanda nükleer silah ve uranyum gibi maddelerin yayılmasından ve teröristlerin eline geçmesinden çekindiği için, ABD’nin güvenlik politikaları açısından tehlike arz eden Metsamor Santrali’nin kapatılması için 2002 yılında Ermenistan ile anlaşmasına rağmen Erivan’ın daha sonra bu santrali kapatmaya  yanaşmadığını ileri sürmüştür.

 

“Iğdır’da Büyük Bir Miting Yapmayı Düşünüyoruz”

 

-Türkiye’nin Metsamor Nükleer Santrali'nin ile ilgili girişimleri ne boyuttadır?

 

-Bu alanda bölgede yapılan birkaç cılız imza toplama kampanyası dışında maalesef pek fazla bir girişimin yapıldığı söylenemez. Bu konunda biz TÜRKSAM olarak Metasmor Nükleer Santrali’nin kapatılması için bir sivil girişim kurduk ve bu platform çalışmalarını sürdürmektedir. En son 8 Nisan 2007 tarihinde Ankara’da TOBB salonunda alanında uzman profesörlerin ve uzmanların katılımıyla “Metsamor Nükleer Santralinin Çevre ve Bölgeye Etkileri” konulu bir konferans tertipledik. Şimdi bu konferansın ikincisini uluslararası düzeyde yapmayı planlamaktayız. Diğer taraftan Iğdır’da büyük bir miting yapmayı da istiyoruz. Burada önemli olan bölge halkının girişimlerinin doğru kanalize edilmesidir. Bugün artık dünyada halkın, yani sivil girişimin gücü her şeyin üzerindedir. Eğer biz bu gücü doğru kullanırsak, hükümette bizimle olacaktır. Hedefimiz de zaten hem hükümeti ve hem de Türkiye’deki büyük sivil toplum kuruluşlarını da yanımıza alarak Ermenistan ve Avrupa Birliği nezdinde girişimlerde bulunmaktır.

 

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ve Avrupa Birliği verilerine göre Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santrali dünyadaki en tehlikeli nükleer santral olarak kabul edilmekte

 

-Avrupa Devletlerinin Metsamor Nükleer Santrali'ne karşı tavrı nedir?

 

-Birleşmiş Milletler Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ve Avrupa Birliği (AB) verilerine göre Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santrali dünyadaki en tehlikeli nükleer santral olarak kabul edilmektedir. Eylül 1999’da Brüksel’de Ermenistan Hükümeti ile AB arasında Metsamor Nükleer Santrali’nin 2004 yılına kadar kapatılması konusunda bir anlaşma imzalanmıştır.  Aynı şekilde Ermenistan 25 Ocak 2001 tarihinde de Avrupa Konseyi’ne üye olurken, 2004 yılına kadar Metsamor Nükleer Santrali’ni kapatmayı taahhüt etmiştir. Ancak, bu taahhüde rağmen Ermenistan Hükümeti bu yönde çalışmalara başlamamış, ülkede yaşanan elektrik sıkıntısını bahane ederek santralin elektrik üretim gücünü daha da arttırmaya çalışmıştır. Avrupa Birliği santralin kapatılması sonucunda Ermenistan’ın karşılaşacağı zararın karşılanması ve alternatif enerji kaynaklarının yaratılabilmesi için Erivan Yönetimine 100 milyon Euro verilmesini kararlaştırmıştır. Ancak, Ermenistan Hükümeti bu miktarı yetersiz bulmuş ve AB’den bir milyar Euro talep etmiştir. Hiçbir hesaba dayanmayan ve AB kaynaklarından karşılanması neredeyse imkânsız olan bu miktarı AB yönetimi kabul etmemiştir. Bunun üzerinde de Ermenistan Yönetimi Metsamor’u kapatmayacağını ilân etmiştir. Avrupa Birliği’nin dönemin Ermenistan Temsilcisi, İngiltere’nin Erivan Büyükelçisi Timothy Marschall Jones yaptığı açıklamada: “Olası büyük bir depremde Metzamor Nükleer Santrali paramparça olacak ve meydana gelecek nükleer kıyamette, tüm canlılar yok olacak. Ermenistan verdiği sözleri tutmalı ve santrali kapatmalı' demektedir.  Ermenistan'da görev yapan İtalya Büyükelçisi Paulo Adrea Trabalza olası bir depremde bölgede kimsenin kurtulamayacağını ifade etmektedir.

 

-Metsamor Nükleer Santrali'nden hangi bölgelerimiz etkilenebilir?

 

-Metsamor nükleer santral Türkiye sınırından sadece 16 km uzaklıktadır. Santralde herhangi bir kaza veya sızıntı olması durumunda başta Iğdır ili olmak üzere Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgesi nükleer bulutların etkisi altında kalacaktır.  Metsamor Nükleer Santrali sadece Kars, Erzurum, Ağrı, Iğdır, Erivan ve Nahçıvan’ın değil, Gürcistan, Azerbaycan, İran ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu tüm bölge ülkelerinin sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Bizim bu çalışmalarımız Ermenistan veya Nükleer Enerji karşıtı değildir. Biz bütün bölge için tehlike arzeden ve teknik ömrünü çoktan tamamlamış bu eski teknoloji ürünü santralin kapatılmasını istiyoruz.

 

Barem Dergisi 34. Sayısı

 

http://www.baremdergisi.com/news_detail.php?id=7367&uniq_id=1179023223