Nijerya’da, Chibok kentinde 14 Nisan 2014 tarihinde bir okuldan radikal İslamcı terör örgütü Boko Haram tarafından 200’ü aşkın kız öğrenci kaçırılmış ve sonrasında öğrencilerden haber alınamamıştır. Boko Haram tarafından yapılan açıklamada istediklerinin yapılmaması durumunda kızların pazarda satılacağı açıklaması, insanlığı derinden incitmiştir. Kaçırılan kız öğrenciler için uluslararası alanda gerek siyasetçiler, gerek sivil toplum kuruluşları gerekse de ünlüler, “Bring Back Our Girls” isimli bir kampanya başlatmış ve bu olay özellikle sosyal medyada dünya gündemine oturmuştur. Nijerya’da bu olaydan ardından da Boko Haram, öncesinde olduğu gibi eylemlerine devam etmiş ve 26 Mayıs 2014 tarihinde Borno eyaletindeki Amoya köyüne yaptıkları saldırıda en az 20 kişinin öldürüldüğü belirtilmiştir. Boko Haram’ın eylemleri kız kaçırma olaylarından sonra iyice sıklaşmıştır. 28 Mayıs tarihinde Boko Haram’ın Borno’daki Garmushi isimli bir köye baskın gerçekleştirdiği ve burada 100’den fazla kişinin öldürülğüne ilişkin iddialar gündeme gelmiştir. Anadolu Ajansı (AA) muhabirine bilgi veren görgü tanıklarından, ilkokul öğretmeni Saidu Bala, Maiduguri'ye 129 kilometre mesafede yer alan köydeki saldırıda ölenlerin sayısının 100'ü bulabileceğini söylemiştir.[1]

 

Boko Haram’ın son dönemdeki faaliyetlerine bakıldığında, eylemlerin tipik bir terör örgütü davranışları olduğu görülmektedir. Eylemler, bombalama, adam kaçırma ve sansasyonel açıklamalarla toplumda panik yaratma ve bu yolla gündem oluşturma doğrultusundadır. Kendisine hedef olarak dini bir yönetim kurmayı belirleyen ve “Batı eğitimi haramdır” demek olan Boko Haram, Nijerya’da Müslüman nüfusun yoğun olarak yaşadığı ülkenin kuzey kesimlerindeki eylemlerde isminden söz ettirmektedir.

 

Nijerya’da yaşananlara etraflıca bakıldığı noktada, Boko Haram’ın mali kaynaklarının ne olduğunun ve ne şekilde temin edildiğine ilişkin sorular karşımıza çıkmaktadır. Üst düzey ABD’li yetkililer, grubun Kuzeybatı Afrika’da faaliyet gösteren İslami Mağrip El Kaidesi, Somali’nin El Şebab’ı ve Arap Yarımadası’ndaki El Kaide ile bağlarının olduğunu belirtmektedir.[2] Örgütün gelir kaynakları arasında, banka soygunları, insan kaçırma ve fidye, yurtdışı terör örgütlerinden gelen maddi akışlar bulunmaktadır.

 

#bringbackourgirls ve #Kony2012

 

Boko Haram’ın kız öğrencileri kaçırmasından sonra dünya gündeminde büyük yer tutan kampanya, ABD’de de ses getirmiştir. İlerleyen günlerde bu girişimin ABD’nin Nijerya’ya girmesi için bir sebep teşkil edip etmeyeceği bir soru işareti olarak görünmesinin yanı sıra bütün kampanyayı bu varsayım üzerinden değerlendirip bütün girişimleri art niyetli olarak yorumlamak doğru değildir. Ne var ki, Nijerya’nın Afrika’da zengin enerji kaynakları ile öne çıkan bir ülke olması sebebiyle bu yönde değerlendirmeler, yorumlar ve tahminler gün geçtikçe artmaktadır. Örneğin, Nijeryalı İnsan Hakları Savunucusu Abiodun Aremu “Kuzeydoğuda olan bitenin hepsi, kesinlikle Amerikan hükümeti tarafından desteklenen bir istikrarsızlaştırma projesi.”[3] ifadelerini dile getirmiştir. Bu noktada, ilk olarak, #bringbackourgirls kampanyasının Twitter’da popülerliğine ışık tutması açısından geçmişteki bir örneğinden yola çıkmak biraz daha açıklayıcı olacaktır.

 

#bringbackourgirls ile benzer bir kampanya olarak Afrika’da birkaç yıl önce Twitter’da #Kony2012 hashtag’i karşımıza çıkmaktadır. Bu girişim, Uganda’da yine teokratik bir yönetim hedefinde olan Tanrı'nın Direniş Ordusu’nun lideri (Lord Resistance Army – LRA) Joseph Kony’nin işlediği adam kaçırma, çocukları zorla orduya alma ve daha birçok suçtan dolayı yakalanmasını isteyen kişiler tarafından başlatılmıştır. Daha sonra ABD nezdinde Kony’nin bulunması için talepler dillendirilmeye başlamıştır. Sadece Uganda değil, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Güney Sudan gibi birçok ülkenin LRA Lideri Joseph Kony’nin bulunması adı altında emperyal hedeflere sahip kuvvetler tarafından işgaline yol açan #Kony2012 kampanyasıyla paralellikler bulunmaktadır. Kony hala bulunmamış; ama ABD ve Avrupa askeri güçleri hala kıtada varlığını korumaktadır.[4] Bu kampanyada da birçok ünlü isim yer almış ve dünyada büyük bir ses getirmiştir. ABD yardımına ihtiyaç duyulduğuna ilişkin benzer bir süreç Nijerya’da da yaşanmaktadır.

 

Boko Haram, Nijerya ve ABD

 

Nijerya Devlet Başkanı Goodluck Jonathan, yapılan açıklamada, Boko Haram’ın kaçırdığı kız çocuklarının bulunmasında dış ülkelerde yardım istemiş ve ABD Başkanı Barack Obama ile de görüştüğünü sözlerine eklemiştir. Bu gelişmeler, ABD’nin Nijerya iç siyasetindeki müdahaleci eğilimini artıracağı mutlaka ki, ihtimaller arasındadır.  Dolayısıyla, son dönemde ABD’nin “terörizmle savaş” üzerinde inşa ettiği müdahale politikası Boko Haram üzerinden tartışılmakta, bütün bu varsayımlar “Nijerya, Afrika’nın Irak’ı mı olacak?” sorusunu gündeme getirmektedir. Öte yandan bütün dünyanın Afrika’ya ilgisinin arttığı görülmektedir. Bir taraftan dünya jeopolitiğinde önemli bir yükseliş gösteren Çin’in Afrika’daki yatırımlarını ad göz önüne alındığında, Fransa bu bölgedeki varlığını muhafaza etmek istemekte, Almanya bölgedeki nüfuzunu artırmak istemekte ve ABD ise alanda askeri üslerle koruduğu etki alanını diğer ülkelere kaptırmak istememektedir.

 

Bu bağlamda, ABD, Afrika’daki misyonlarını yönetmek amacıyla İngiltere’deki Crafton üssü için 317 milyon doların ayrıldığı İngiltere’de yayınlanan The Independent on Sunday gazetesinde belirtilmiştir. Ayrıca, ABD, Çad’a Nijerya’da Boko Haram tarafından kaçırılan kız öğrencilerin kurtarılması için istihbarat, gözetim ve keşif çalışmalarını yapmak üzere 80 askerini göndermiştir. ABD’den yine Nijerya’ya kız çocuklarını kurtarmak üzere giden kişiler olduğu belirtilmiştir. Batılı ülkelerin gerginliklerin arttığı bölgedeki güvenlik konularında söz sahibi olmaya başladığına ilişkin bir gösterge ise Kamerun tarafından yapılan açıklama olmuştur. Kamerun, radikal İslamcı Boko Haram örgütünün saldırılarına karşın, yaklaşık bin İngiliz askerinin Nijerya sınırına konuşlandırılacağını açıklamıştır.[5] Bu örneklerden yola çıkılarak, Batı’nın Afrika’da askeri varlığını istikrarsızlık ortam nedeniyle aktifleştirmeye başladığı söylenebilecektir. İncelenmesi gereken asıl nokta ise terörle mücadele konusunda yerel otoritelerle yapılan işbirliğinin ne derece etkin olup olmadığı ve bunun yerel güçlere herhangi bir kolaylık sağlayıp sağlamadığı durumudur.

 

Nijerya Devlet Başkanı Boko Haram konusunda istihbarat paylaşımı noktasında, ABD ve Nijerya arasında tam bir anlaşmaya rastlanmamaktadır. ABD, Nijerya’nın devleti içerisinden Boko Haram’a bazı bilgilerin sızdırılacağını öne sürerek bu konuda yerel örgütlerle çalışmayı kendisine bir öncelik olarak görmemektedir. Bu da ABD’nin Nijerya’yı da bir başarısız devlet (failed state) olarak görebileceğinin de bir yerde ipuçlarını vermektedir. Boko Haram’a ABD’nin son yıllardaki bakışı incelendiğinde ise örgütün, bir önceki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton zamanında terör örgütü listesine alınmadığı, bu listeye ABD’nin şu anki Dışişleri Bakanı John Kerry döneminde alındığı görülmektedir. #bringbackourgirls kampanyasına katılan Hillary Clinton bu tavrı nedeniyle eleştirilse de ABD yönetiminin Boko Haram konusundaki bu tutum değişikliği, ilerleyen günlerde olayların üzerine gideceğinin de aslında sinyallerini vermektedir. Afrika’da çocuk kaçırma olayının bu kadar tartışıldığı günlerde Türkiye’de de PKK tarafından kaçırılan çocuklar konusu üzerinde durulması gereken bir konudur.

 

PKK’nın Kaçırdığı Çocuklar

 

Nijerya’nın kuzeyinde “din devleti” oluşturmak için çalışan Boko Haram gibi Türkiye’nin güneydoğusunda bir “Kürt devleti” oluşturma hedefinde faaliyet gösteren terör örgütü PKK da uzun yıllardır çocuk kaçırma eylemlerinde bulunmaktadır. Son dönemde Boko Haram’ın çocuk kaçırma eylemleri dünyanın ilk sırasında iken PKK’nın kaçırdığı çocuklar ise maalesef Türkiye medyasında bile gereken yeri bulamamaktadır. Kaçırılan çocukların annelerinin eyleme başlamasıyla az da olsa gündeme gelen olaylarda hükümetin son yıllarda PKK ile müzakere eksenli adımlarının devamı görülmektedir. Altı çizilmesi gereken bir diğer nokta ise, Türkiye’de müzakere sürecinde dağa çıkan genç sayısında gözle görülür bir artış olduğudur.

 

Boko Haram’ın köy basma eylemlerine benzer eylemlerinin Türkiye’de PKK’nın geçmişte yüzlerce kez bazen gözdağı bazen ses getirmek ve bazen de cezalandırmak için yaptığı bilinmektedir. Bütün bunlara rağmen, uluslararası alanda iki terör örgütünün imajının birbirinden zıt şekilde ilerlediği görülmektedir. Boko Haram, bir terör örgütü olarak tanınmaktayken, PKK terör örgütü kimliğinden gün geçtikçe sıyrılmaktadır.

 

Yaşanan olaylar karşısında, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Hükümeti, şu an “çözüm süreci” altında yapılanlar karşısında vereceği tepkiyi ağırdan almakta ve Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP) süreçte kullanmak istemektedir. Kaçırılan çocuklar konusunda, Türkiye’de içeriden, Nijerya’da ise dışarıdan yardım istendiği gibi bir durumla karşı karşıya kalınmaktadır. Burada unutulmaması gereken nokta ise Türkiye’nin devlet kurumlarının Nijerya’ya göre daha köklü ve sağlam bir yapısının olduğu ve devlet mekanizmasının daha sağlam çalıştığıdır. Bir diğer deyişle, Türkiye’nin devlet olarak uzun yıllardır mücadele ettiği terörle alakalı sorunlarını kendisi çözecek kadar sağlıklı bir yapıya sahip olması gerektiğidir. Bunlara rağmen, BDP’den yardım istemesi de yine bölgede bazı dengelerin değiştiğini de bizlere göstermektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “B ve C seçeneği” diyerek diğer çözüm önerilerini üzeri kapalı ve net olmayan bir şekilde dile getirmiş; ama Nijerya’nın tersine operasyon Türkiye’de şu an için uzak bir ihtimal olarak görünmektedir.

 

Değerlendirme

 

Görüldüğü gibi, dünyada insani konulara müdahale son derece ince bir çizgide bulunmaktadır. Masum insanların kurtarılması seçeneği, Avrupa ve ABD açısından her an müdahale için bir bahane olarak kullanılabilecek bir durumdur. Burada, Afrika’daki devletlerin devlet yapılarının ve terörle mücadele gayretlerinin yetersizliği de ister istemez bu duruma davetiye çıkarmaktadır. Türkiye’de de, Nijerya’da da terörle mücadelede işbirliği dış müdahaleye davet çıkartılmayacak şekilde yapılmalıdır.

 

Dünyada sosyal medyanın önemini fark eden devletlerin kendi politikasını oluşturma aşamasında, sosyal medya uluslararası alanda bir rıza yaratma işlevi görmesi bakımından son derece önemlidir. Bir diğer deyişle, sosyal içerikli konular bile sosyal medya üzerinde siyasi bir özellik kazanabilmektedir. Öte yandan, ABD’nin bölgeye girişi Irak’taki gibi direk terörizmle savaş üzerinden gerçekleşmemekte, demokrasi götürmek gibi söylemlerin eskimesi üzerine masum çocukların korunması gibi noktalara algı kaydırılarak daha insancıl bir söylemin arkasına sığınılmaktadır. ABD, kendisini yine “koruyucu” olarak betimlemekte; ama bu sefer masum çocukların mağduriyeti daha öne çıkartılarak ABD’nin onlara yardım ediyormuş algısı ön planda tutulmaktadır.

 

Nijerya’da Boko Haram’ın zarar verdiği asıl kitle Müslüman insanlar ise Türkiye’de de çocuk kaçırma olayında Kürt kökenli vatandaşlarımızın ciddi zarar gördüğü aşikardır. Dolayısıyla, iki örnekte de bir dini ya da bir etnik grubun “özgürleştirilmesi” adına yapılan terör faaliyetleri en fazla o topluluğa mensup kişilere zarar vermektedir. Ne var ki, yetkili makamların bu konunun üzerine giderek masum çocukları oradan kurtarmaları yönündeki beklentiler devam etmektedir. 

 

 

 

[1] Nijerya'da Köy Baskını, http://www.aa.com.tr/tr/dunya/336539–nijeryada-koy-baskini, Erişim Tarihi: 28 Mayıs 2014.

[2] Boko Haram, http://www.cfr.org/nigeria/boko-haram/p25739#p4, Erişim Tarihi: 25 Mayıs 2014.

[3] Nijerya'da Şaşırtan İddia: Bu İşin Arkasında ABD Var, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=26384222&tarih=2014-05-09, Erişim Tarihi: 27 Mayıs 2014.

[4] Boko Haram And The West’s Military Intervention In Nigeria, http://www.globalresearch.ca/boko-haram-and-the-wests-intervention-in-nigeria/5383236, Erişim Tarihi: 28 Mayıs 2014.

[5] Boko Haram Yeniden Saldırıya Geçti, http://www.dw.de/boko-haram-yeniden-sald%C4%B1r%C4%B1ya-ge%C3%A7ti/a-17667164, 28 Mayıs 2014.