Sinan Oğan, 24 Şubat 2018 tarihinde Haber Türk ekranlarında katıldığı Senem Toluay Ilgaz ile Enine Boyuna programında önemli açıklamalarda bulundu ve dış politikayla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

 

Sinan Oğan, PKK’lıların kılık değiştirdiğini ifade ederek “PKK/PYD’lilerin Suriye bayrağı altında rejim giriyor görüntüsü vermek için Suriye askeri üniformalarıyla rejim giriş yapıyormuş gibi bir algı yaratıp Türkiye ile Şam rejimini karşı karşıya getirmek adına bir oyun içine girdiğini biliyoruz” dedi ve PYD’nin propaganda savaşına karşı son derece dikkatli olmak gerektiğini söyledi. Programın Sinan Oğan’ın yanı sıra konukları E. Büyükelçi Uluç Özülker, Haber Türk Vaşington Temsilcisi Serdar Turgut, Gazeteci Yazar Oral Çalışlar, Gazeteci Çetiner Çetin, Gazeteci Nagehan Alçı ve Prof. Dr.  Mehmet Şahin oldu. Sinan Oğan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu tarafından kabul edilen ateşkes kararı sonrası Doğu Guta’da Rusya ve Esad rejimi tarafından hayata geçirilmeye çalışılan Doğu Guta planını da açıkladı. Enine Boyuna’da Oğan, uzun zamandan beri dile getirdiği kamu diplomasisi konusunun yeniden altını çizdi. Oğan, öte yandan Hocalı’da yaşanan insanlık dramının bir soykırım olarak kabul edilmesini gerektiğini vurguladı.

 

Oğan’ın Haber Türk ekranlarındaki değerlendirmeleri şu şekilde…

 

“Rejim Türkiye’nin Tepkisini Test Ediyor”

 

Rejim güçleri Afrin’e ister gündüz ister gece girsin. Türk Silahlı Kuvvetleri bunu tespit edecek donanımdadır. Burada rejim, Türkiye’nin orada bu olaylara tepkisi test etmek istiyor. Biliyorsunuz, orada rejime bağlı çok farklı ülkeden milisler de var; İran’dan, Lübnan’dan, Suriye içerisinde…Rejim, oraya göndermiş olduğu 10 civarında milisin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonu sonucu imha edildiğini kabul ediyor. Doğrudan kendine bağlı resmi Suriye Ordusu birliklerine bağlı grupları oraya göndermiyor ama orada paramiliter güçler bulunmaktadır. Rejim, muhtemeldir ki onları bölgeye göndermeye çalışıyor. Özellikle Halep’te belli mahalleleri boşaltan PKK/PYD’lilerin de Suriye bayrağı altında rejim giriyor görüntüsü vermek için Suriye askeri üniformalarıyla rejim giriş yapıyormuş gibi bir algı yaratıp Türkiye ile Şam rejimini karşı karşıya getirmek adına bir oyun içine girdiğini biliyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Putin ve dolayısıyla da İran ve Esad rejimi ile yapılan görüşmeler içerisinde Afrin şehir merkezine kendi Suriye bayrağı ile girmeyeceği konusunda bir nevi garanti vermiş gibi bir durumun olduğundan söz edebiliriz. Rusya da Türkiye ile müttefiklik ilişkilerini ABD ile Türkiye ilişkilerine göre ölçüyor.

 

“PYD’nin Afrin’i Bir Kısmını Bırakması Rejime Bırakması Türkiye’nin Kabul Edeceği Bir Durum Değil”

 

20 Ocak’ta Türkiye, Afrin Operasyonu’nu başlattığı ana dakikalar kala Rusya, Afrin’deki PYD’liler Esad rejimini bir araya getirip bu noktada bölgenin devredilmesi için bütün diplomatik ilişkilerini sürdürdü. Eğer bugün dahi bunu başarabilirse, Afrin’i tamamen rejim güçlerine Rusya devrettirmeyi başarırsa Türkiye’ye dönüp diyecektir ki, “İstediğiniz PYD’lilerin bölgeden çıkması değil miydi? Bunu sağladık. Bu operasyonu daha fazla sürdürmenin anlamı yok.” Bugün eğer bölgede bu sağlanmadıysa bu biraz da PKK’lıların bölgeyi tamamıyla Esad rejimine bölgeyi bırakmak istemediğinden kaynaklanıyor. PYD bir kısım yerleri ve hakları devretmeyi kabul ediyor. Bu Türkiye’nin kabul edeceği bir şey değil. Türkiye “Ya tamamen bırakıp gidecekler veyahut da biz onları oradan göndereceğiz” diyor.

 

“PYD’nin Propaganda Savaşına Karşı Daha Fazla Çaba Harcamak Gerekir”

 

Benim bölgede esas dikkatimi çeken husus şudur; şu anda Türkiye’nin Afrin şehir merkezine doğru önemli tepeler ve yerleşim yerleri geçildikten sonra kolay aşılması mümkün olan bir alan var. Gerek Arap, gerek İran gerek Rus ve gerek Avrupa basının ciddi bir aktivite içerisine girdiğini görmekteyiz. PYD, Türkiye’ye karşı maalesef ciddi bir propaganda savaşı başlatmış durumdadır. Türkiye’nin özellikle sivillere saldırılar yaptığı iftiralarını artırmış durumdadır. Tedbir almadığımız takdirde sivillere zarar vermemek için son derece ihtiyatlı ve başarılı devam eden operasyon Batı / Arap / İran ve Rus kamuoyu nezdinde sıkıntı yaşayabilir. O sebeple altını çizerek çağrıda bulunuyorum; bu konuda Türkiye’nin daha fazla çaba sarf etmesi gerekiyor.

 

“ABD, Türkiye ile YPG’yi Bir Masa Etrafına Çekmeye Çalışıyor”

 

YPG’yi kullanmak isteyen başta ABD olmak üzere bütün devletlere karşı PKK’nın bir terör örgütü olması ve PKK – YPG bağlantısı Türkiye’nin elinde önemli bir koz olmakla birlikte rakiplerinin elini zayıflatan bir unsur haline geliyor. ABD’nin hedeflediği şudur; PKK, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleden vazgeçtiğini ifade edecek, silah bırakacak ve Türkiye’de herhangi bir eylem yapmayacak. Aslında YPG’nin içerisine dahil olacak PKK’nın bir terör örgütü olarak mevcudiyetini sona erdirmesi YPG’yi Batı’nın nezdinde daha kabul edilebilir bir noktaya getirecek. Türkiye’ye karşı da “Bakın artık PKK yok, YPG de size karşı bir terör örgütü değil” savı üzerinde ABD çalışıyor. Türkiye ile YPG’yi ABD bir masa etrafına çekmeye çalışıyor. ABD’nin kafasındaki en büyük plan budur.

 

“ABD Sıkıştığı Takdirde Menbiç’i Türkiye’ye Değil Esad Rejimine Bırakmayı Tercih Eder”

 

Son tahlilde, Menbiç’te ABD sıkıştığı takdirde orayı Türkiye’ye bırakmak yerine Esad birliklerine bırakır. Orada sadece ABD yok, sadece ABD’lilerin olduğu zannediliyor ama orada Rusların da gözlem noktaları var. Rusların da istediği budur. Rusların ABD’den farklı olarak YPG’den başka tutunacağı bir dal olduğu için Rusya önceliği Suriye’de Şam rejimine veriyor. Rusya istiyor ki, Şam rejimi tüm sınırlarına hakim olsun. O sebeple, Afrin’de Rusya’nın en önemli çalıştığı konu bir an önce Şam rejiminin gelip Türkiye şehir merkezine hakim olmadan önce orada hakimiyet sağlamasıdır.

 

“Afrin… Menbiç… Fırat’ın Doğusu…”

 

Hem Rusya hem İran hem ABD hem Şam rejimi hem de PKK/YPG, -PKK/YPG’yi bir güç olarak değil kullanılan bir güç olarak ele alalım- bu dört güç de şu anda ne yapıyor biliyor musunuz? Türkiye’nin Afrin’de mücadele sürecini uzatmak için hepsi elinden geleni yapıyor. Hepsi biliyor ki, Türkiye Afrin’de hızlı bir ilerleme sayesinde hızlıca kontrolü altına aldığı takdirde bundan sonraki ikinci adım Menbiç’tir. Üçüncü durak Fırat’ın doğusudur. Dolayısıyla bu dört ülke ve güç, Türkiye’nin bölgedeki hareketliliğini istihbarat olarak Türkiye’ye sağlıyor. Birtakım teröristlerin Suriye bayrağı ile bölgeye girmesinin sebebi de budur.

 

“Bir Koridor Açılarak Doğu Guta’da Savaşanlar Aileleriyle Birlikte İdlib’e Gelecekler”

 

Rusya, Afrin’deki YPG üzerinde zannedildiği kadar etkin değil. Afrin’deki YPG’lilerin ABD’ye Fırat’ın doğusu ve Menbiç’te bulunduğu kadar bir bağımlığı yok. Hepsi aynı terör örgütü ama beslenme noktalarına bakıldığında Afrin’deki Rusya’ya biraz daha bağımlı bir durumda, Menbiç ve Fırat’ın doğusundakiler ise tamamen ABD’ye angaje olmuş durumda. Afrin’de başlattığımız operasyon sonrasında rejim ve Rusya ne yaptı, buna dikkatli bakmak lazımdır. Rejim topraklarını 1/3 oranında artırdı. İdlib’de çok ciddi bir kazanım elde etti. Rusya çok önemli bir strateji çizdi Esad rejimine… Rejim karşıtı muhalifler bu bir ayın sonunda bir koridor açılarak Doğu Guta’da savaşanlar aileleriyle birlikte İdlib’e gelecekler. Muhalifler İdlib’de toplanacak ve metre metre İdlib tamamen rejim muhaliflerinden temizlenecek noktasında bir planlama var.

 

“Tillerson Türkiye’ye Geldi, Üç Tane Mülteci Çocuk Elinde Pankartla Önüne Çıksa Türkiye’nin Bütün Diplomatik Çabalarından Daha Etkili Olurdu”

 

Mehmetçiğimiz göstermiş olduğu çabanın onda birini kamu diplomasisi alanında gösteremiyoruz. Uzun süreden beri ben kamu diplomasisi konusunu burada ve birçok yerde gündeme getiriyorum. 24. dönem milletvekili ve aynı zamanda bir siyasetçi ve bir sivil toplum kuruluşunun başkanıyım, ülkemizin milletimizin bu alandaki faaliyetlerine de imkanlarımız ölçüsünde destek olmaya çalışıyorum. Türkiye’de de bir Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü var ve ben bir aydır kurumun koordinatörüne ulaşamıyorum. Bir şey istemeyeceğim, bir katkımız olabilir mi, onu soracağım ama ulaşamıyoruz kendilerine. Bakıyorum, özellikle son dönemlerde şunu neden yapmadıklarını anlamadım ve artık pes ettim. YPG’nin işgal ettiği Tel Abyadlıları, Menbiçlileri neden işgal ettikleri bölgelerin sınırına ya da işgal eden devletlerin büyükelçiliklerinin önüne yığıp “Biz memleketimize dönmek istiyoruz” dedirtemedik bir türlü? YPG’liler özellikle Afrin şehir merkezindeki meskun mahal operasyonları yaklaştıkça Türkiye’ye yönelik “sivil katliamı yapıyor” iftiralarını tavan noktasına getirmişlerdir. Buna karşı ciddi adımlar atmamız lazımdır. Askeri alanda kazandığımız başarıları bu karşı propaganda atağı gölgeleyebilir. Dolayısıyla, Türkiye’nin topyekün olarak bununla uğraşması lazım. Bakıyorsunuz, YPG’nin elinde silah olan teröristleri dahil birkaç dilde Türkiye’yi sosyal medyada açtıkları hesaplarla karalıyorlar. Afrin şehir merkezinde dünyanın birçok yerinden getirilmiş ve Türkiye’yi zora düşürmeye meyyal medya organları var. Türkiye çok büyük bir devlettir ve çok geniş imkanlarımız var. Türkiye’nin dünyanın her yerinde büyükelçiliği ve basın müşavirliği bulunuyor. Türkiye, birkaç dilde bunları yapmalıdır. Sadece Anadolu Ajansı’nın birkaç dilde yayın yapan sosyal medya hesabından dışında bir şey yok ama bu tek başına yetmez. Türkiye’nin Batı’daki diasporaları harekete geçirilmelidir. Batı’daki diasporalar sadece bakanların gönderilip “Oy verin” diye propaganda yapacakları kitleler değildir. Böyle zamanlarda bizim oradaki her bir vatandaşımız gönüllü büyükelçi sıfatıyla çalışmalıdır. Bunun için oradaki topluluklarımız harekete geçirilmelidir. Herkes komşusuna anlatmalıdır. Herkesin orada farklı diyalogları var, Türkiye onlara malzeme sağladığı takdirde rahatlıkla bu propaganda savaşını da kazanabilir. Sadece orada askeri olarak savaşmıyor sahada aynı zamanda bugün propaganda savaşı noktasına gelmişiz ki, Türkiye’nin bu propaganda savaşını mutlaka kazanması gerekir. Aksi takdirde cephedeki Mehmetçiğin kazanımlarI gölgelenebilir, bunun için Türkiye’nin yapabileceği çok şey vardır. Tillerson Türkiye’ye geldi, üç tane mülteci çocuk elinde pankartla önüne çıkamadı. Eğer çıksaydı, iddia ediyorum Türkiye’nin bütün diplomatik çabalarından daha etkili olurdu.

 

“Maaşlı Trol Ordusuna ‘Bırakın İç Meseleyi Afrin’deki Operasyonu Anlatın’ Dense Bile Önemli Bir Katkıdır”

 

Türkiye'de iç siyasete dahil olan maaşlı trol ordusuna "Bırakın iç meseleyi Afrin'deki operasyonu anlatın" şeklinde yukarıdan bir talimat verilse sadece bu bile önemli bir katkıdır. Bunların içlerinde yabancı dil bilen birçok kişi var. Bu tür konuları iç politika malzemesi yapmamak lazım. Afrin gibi konularda herkes bir araya gelecek, herkes nereye ne şekilde anlatabiliyorsa anlatacak. Burada birbirimize anlatmakta sorun yok ama Afrin’de Türkiye’ye karşı bir iftira kampanyası var, bunu herkes bir şekilde dışarıya anlatmak zorunda ve hükümete yakın – uzak diye ayrım yapılırsa yanlış olur. Ben mesela iç siyasetteki meseleleri dış siyasetimize ve milli meselelere karıştırmıyorum; ama bazı bürokratlar görüşmekten korkuyor.

 

“TBMM, Hocalı’yı Soykırım Olarak Tanımalıdır”

 

Bizler bu ülkenin vatandaşları olarak çabalarken hükümetin de diplomasi dilini daha ön plana çıkarır bir tavır içerisinde olması lazımdır. Şimdi Hollanda ile referandum döneminde yaşana bazı sıkıntılar vardı, bu hala bugüne kadar devam ediyor. Hollanda’nın Türkiye’ye karşı ciddi haksızlıkları var. Daha Srebrenica’nın kanı elinde olan bir ülkedir ve oradaki soykırımın müsebbiplerinden birisidir. Hollanda parlamentosu Türkiye’ye karşı sözde Ermeni soykırımı ile suçladı. Bu ayın 26’sı 26’ıncı yıldönümüdür. Türkiye’nin şöyle bir politikası var, diyor ki; “tarihi tarihçilere bırakalım”. Doğru ama Srebrenica, Hocalı tarihi bir olay değildir. Hepimizin hafızasında, yaşayan ve soykırımdan kurtulanların şahitliğinde bir olaydır. Peki, biz bununla ilgili bir karşı adım neden atmıyoruz? Srebrenica’da yaptığı katliam ve Hollanda tarihinde bununla ilgili en az 5-6 olay vardır, bunları neden karşı bir diplomasi hamlesi olarak kullanmıyoruz? Biz artık Ermeni Soykrıımı iddialarının 100. yılı artık azalacak diye beklerken hükümetle garezi olan ülkelerin son dönemde bazen de siyasetin iç politikaya alet edilmesi sebebiyle tam “bitecek” dediğimiz Ermeni iddiaları patır patır önümüze geliyor. Bu açıdan Türkiye’nin bir taraftan buna hazırlık yapması gerekiyor ama önce Türkiye parlamentosunun ben milletvekiliyken hakkında kanun teklifi verdiğimiz Hocalı’yı soykırım olarak tanınması gerekiyor. Ayrıca bu konuda ABD’de Trump’ın da Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için böyle bir adım atma ihtimali var.