İsrail’in Mayıs ayı sonunda Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine yapmış olduğu orantısız güç kullanarak yaptığı askeri müdahale 9 kişinin ölümü ve yaralanmalara neden olmuş ve BM İnsan Hakları Komisyonu’nun soruşturmasına konu olmuştur. Biri Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin eski yargıcı, diğeri BM savaş suçları savcısı, üçüncüsü de ünlü bir insan hakları uzmanından oluşan üç uluslararası hukukçunun yaptığı inceleme sonuçlanmıştır. Hazırlanan 56 sayfalık raporda İsrail ''uluslararası hukuka ve insan hakları hukukuna aykırı davranmakla'' suçlamaktadır.

 

Komisyon raporu hazırlarken Cenevre, Londra, İstanbul ve Amman’dan 100’den fazla görgü tanığını dinlemiştir. Rapor hazırlanırken ortaya konulan hadisenin uluslararası hukuk, uluslar arası insan hakları ve insan hakları hukuku açısından değerlendirilmesine dikkat edildiği raporun özet bölümünde ifade edilmektedir.

 

Raporun sonuç bölümünde ulaşıldığı belirtilen değerlendirmelerin iki başlık altında incelenmesinin İsrail’in tavır ve davranışlarının uluslararası hukuk ve insan hakları ilkeleri bakımından uygun olmadığını ortaya koyması açısından ilginç olacağı düşünülmektedir.

 

·Birincisi, Mavi Marmara gemisinde yapılan askeri harekatın uluslararası insan hakları ve hukuka aykırılığını ortaya koymasıdır. Rapor, İsrail komandolarının yardım gemisine düzenlenen baskında ''orantısız'' güç kullandıklarını tespit ederken, askeri operasyonu ''kabul edilemez gaddarlık'' olarak değerlendirmiştir. Komisyon için hazırlanan raporda ayrıca olayla ilgili incelemeler sonunda İsrail'e karşı ''kasti cinayet'' soruşturması yürütmeye yetecek kanıt bulunduğunun da altı çizilmesi oldukça önemli bulgular olarak karşımıza çıkmaktadır. Raporun 182 nci maddesinde ve sonuç bölümünde açıkça, ''Dördüncü Cenevre Konvansiyonu'nun 147’nci maddesine aykırı olarak, soruşturmaya yetecek kanıtlar mevcuttur şeklinde bir değerlendirme yer almaktadır. Bunlar: Kasti adam öldürme, işkence ya da insanlık dışı muamele, kasti acı çektirme ve yaralamadır.'', Uluslararası İnsan Hakları Hukuku’nun ihlaline yönelik olarak da: yaşam hakkına tecavüz, işkence ve diğer vahşi, insanlık dışı muamele ve cezalandırma olarak belirlenmektedir. Bilindiği gibi, Cenevre Konvansiyonu, savaş zamanlarında sivillerin korunmasını amaçlayan uluslararası bir anlaşmadır. Raporun 57 nci maddesinde İsrail’in oluşturduğu Turkel komisyonuna atıf yapılarak, geminin İsrail için askeri tehdit oluşturmadığı konusunda ki kanıtlara ulaşılması nedeniyle İsrail’in kendini savunma hakkının oluşmadığı belirtilmektedir. Belirtilen bu bulgular Türkiye’nin ileri sürdüğü tezleri destekler nitelikte olup, haklılığını gözler önüne serecek niteliktedir.

 

·Diğeri ise, İsrail'in insani krizin yaşandığı bir dönemde Filistin'e abluka uygulamanın ''yasadışı'' olduğunun altını çizmesidir. Raporda “Gazze Şeridinde İnsani Durum” başlıklı bölümde Gazze’de ki Filistinlilerin yaşamı ve İsrail uygulamaları ortaya konulmaktadır. Son derece sefalet ve insanlık dışı bir yaşam şartları içinde olan bu bölgeye İsrail tarafında uygulanmakta olan ablukanın uygun olmadığına açık bir şekilde dikkat çekilmektedir. Burada İsrail’in uygulamakta olduğu ambargonun uluslar arası hukuk açısından insan haklarına aykırı olduğunun belirtilmesinin son derece önemli bir bulgu olarak ele alınması gerektiği düşünülmektedir. Gerçekte de Mavi Marmara hadisesi sonrasında BM Güvenlik Konseyi üyeleri bireysel olarak ambargonun hafifletilmesi veya kaldırılması konusunda tavsiyelerini belirtmişlerdir.

 

Rapor Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından olumlu karşılanırken, raporun yayımlanmasından kısa bir süre önce bir açıklama yapan İsrail, komisyonu taraflı, siyasi ve aşırı olarak nitelemiştir.

 

Ancak, önümüzdeki günlerde yine Avrupa, Libya, Suriye ve Yemen’den yola çıkacak dört ayrı filo ve özellikle Avrupa filosunda oluşan 12 gemilik, ABD ve Avrupa vatandaşlarını taşıyacak olan filo İsrail için ciddi endişe kaynağı olduğu görülmektedir. 15 Eylül’de İsrail Meclisi dışişleri ve güvenlik komisyonuna bilgi veren Genel Kurmay Başkanı Eşkinazi filoların gelmeden evvel durdurulmasının İsrail için daha iyi olabileceğini ifade etmiştir. Bu ifadenin altında İsrail’in gelmekte ısrar eden gemilere karşı nasıl bir tedbir alması gerektiği konusunda ciddi sıkıntı içinde olduğunu göstermesi açısından ilginçtir. Genelkurmay Başkanı açıkça konuyu askerlere getirmeden önce siyasi olarak halledin mesajını vermektedir. Aksi takdirde, gemilerde direniş olması halinde yine Mavi Marmara örneğindeki gibi ölümlerin olabileceğini ifade etmektedir. Bu söylem iki şekilde okunabilir. Birincisi, konu askere geldi mi işin içine silah girdiğinden şiddet kaçınılmaz olmaktadır. Bu durumda ise, uluslar arası platformda İsrail, içeride ise İsrail askerleri derin yara alabilecektir. Bu nedenle konuyu bana getirmeyin demek istemektedir. Diğeri ise, yola çıkacak gemiye katılacak gönüllülere göz dağı  vererek, eğer bu işe cüret ederseniz sonunuz Mavi Marmara’dakiler gibi olabilir demek istemektedir. Ancak, bizim değerlendirmemiz, anlatılmak istenilenin birinci sıkıntıdan kaynaklandığı şeklindedir. Çünkü, Genelkurmay Başkanı, her müdahale sonucu askerlerin sorgulanması menfi sonuçlar doğurmaktadır diyerek, halen beş soruşturmanın sürdüğünü vurgulamıştır.

 

Ortaya konulan bu raporun BM tarafından sürdürülmekte olan soruşturmaya bir temel oluşturacağı değerlendirmesi yapılabilir. Bu olmasa bile verilen rapor “factfinding” çalışması veya diğer bir değişle “gerçeğin bulunması” olduğuna göre İsrail’in Mavi Marmara gemisine müdahalesinin uluslararası ve insan hakları hukukunun her ikisine de aykırı olduğu BM’in konu ile ilgili kurumu tarafından TESCİL edilmiş olmaktadır. Bu ise hiç şüphesiz tarihe gerekli şekilde kayıt edilecektir.