Empati… Batılılar tek kelimeyle ifade ederler çünkü oralarda entelektüel veya aydın unvanı kendi kendine yakıştırılmaz. Elde etmek uzun ve düz bir çizgi üzerinde sabırla yürümeyi gerektirir. O nedenle empati yapana Batı’da güvenilir. Bizde ise empatiyi söylediklerinin değersizliğinin üzerini inandırıcılıkla örtmek isteyenler yaparlar. Bu sahte derinlik nedeniyle de Türkler tek kelimelik bu anlatımı açarak ahlaksız amaçlarla kullanılmasının önüne geçmeyi düşünmüşlerdir. Sonuçta biz empati yerine, kendimizi başkasının yerine koyarak düşünenlere değer veririz.

 

Parlamento üyesi Hüseyin AYGÜN’ün kaçırılışından sonra bir anda eğilim halini alan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) üyeleriyle PKK’lı teröristlerin karşılaşmaları empati ile derinleştirilmeye çalışılır oldu. Kırsala çıkmaktan başka çaresi kalmayan PKK’lı iyi teröristlere empati yapılmaya başlandı! Daha anlamlı olması için de teröristlik gerçeğinin üzeri gerilla terimiyle örtülmeye çalışıldı.

 

Empati yapanlar, kırsalın eşkıyasına gerilla diyenler slogan olmaktan öteye gitmeyen, söyleyenin bile inanmadığı kalabalık laflar etmeye başladılar. Bunlar Zage’den söz ediyorlar. Empaticilerin dilindeki Zage adındaki mıntıka resmi dilde Sarıtaş’tır. Ürküntü veren, bir o kadar da olağanüstü güzel olan Tunceli coğrafyasının bu bölgesinde, Ovacık ile Tunceli arasındaki yolun bu noktası daha da ürkütücüdür. Çünkü bir yanı Munzur Nehri, diğer yanı dik blok kaya olan bu daracık yol, Zage’de karşınıza neyin çıkacağı bilinmeyen keskin bir viraj halindedir. Zage’de eşkıya güçlü, namuslu insan zayıftır. Çok moda deyimiyle “düz ovada” keklik olan eline geçireceği bir tek kaleşle burada şahin olur.

 

Onun için PKK düz ovaya inmez, inemez! Keskin virajların arkasına, bilinmezlerin karanlığına saklanır. Gerçek bu olduğu halde daha da inanmayanlar kendi dar pencerelerinden ayrılarak, çok daha küresel açıdan bakmalılar: Uluslararası güçlerin binlerce km uzaklıktaki noktalara tek bir joystickle bomba yağdırdığı, korkunç güce sahip istihbarat örgütlerinin, silah-uyuşturucu kaçakçılarının, durduk yerde Suriye’yi kan gölüne çevirenlerin kucağındaki PKK’yı göreceklerdir.

 

Dünyanın her köşesinde örgütlenecek kadar uluslararasılaşan bir terör örgütüyle görüşmenin, barıştan söz etmenin hem millete saygısızlık hem de hainlik olduğunu anlayacaklardır. Mümkün değil ya; PKK barışı gerçekten istese bile onun iplerini elinde tutanlar buna izin verirler mi? Bunu düşünsünler yeter! Gazetelerindeki anketlerle “Kürdistan kurulsun mu?” diye soran karanlık güçlere bakarak “Kürdistan”ı PKK’nın mı yoksa efendilerinin mi kuracağını anlayabilirler.

 

Empatiye hiç gerek yok. Onlar kendilerini PKK’lı teröristin yerine koyduklarında; kırsalda üniforma giymiş her yirmi yaşındaki gencin kanını dökmeye, akşamın yorgun saatlerinde evlerine giden insanların dolu olduğu belediye otobüsüne Molotoflarla saldırıp, umut dolu genç kızı ateşe verenleri göreceklerdir. Kahpece tuzaklarla Ramazan Bayramı’nın neşesi içerisindeki insanların hayatlarını cehenneme çevirenleri göreceklerdir. İradesini ÖCALAN’a kiralayanların kırsalda PKK’lı teröristlerle kucaklaşmalarını göreceklerdir.

 

Onların tarafında merhametle başlayıp, mertlikle biten insan yaradılışının hiçbir özelliğinin bulunmadığı ortadadır.

 

Terör örgütünü yönetenler güçlerini, enerjilerini beyinlerinin ve ruhlarının yerine örgüt iradesini yerleştirdikleri teröristlere döktürdükleri kandan alırlar. Hâlâ ısrar ederlerse barıştan söz edenlerle, son örneğinde olduğu gibi Gaziantep’i cehenneme çevirenler aynı kimselerdir. Teröristin safı da işi de bellidir. Önemli olan safını belirlemeyip, kargaşadan beslenenlerin durumudur. Söylenecek söz de zaman da kalmadı. Bunlar ne zaman ki empatiyi bırakıp, kendilerini bu şeklen insanların yerine koyarlar ancak o zaman üzerlerine sıçrayan masum insanların kanını fark edeceklerdir.