İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallık Başbakanı Theresa May’in yaptığı bir basın toplantısında erken seçim kararını açıklamasının ardından İngiliz siyasetinin geleceği gündemimizi hızla sarsmaya devam etmektedir. Basına yaptığı açıklamasında Türkiye’de de özellikle son dönemde fazlaca duyduğumuz zayıf ve istikrarsız koalisyon vurgusunu yapması dikkatlerden kaçmamıştır. Açıklamasında muhalefete meydan okuyan May, "Brexit planlarımızı ve alternatiflerimizi ortaya koyalım ve milletin karar vermesini isteyelim. Ülkenin önündeki karar, liderlik hakkında olacak. Tercih güçlü ve istikrarlı bir liderlik ya da zayıf ve istikrarsız bir koalisyon olacak." ifadeleriyle seçimlere şimdiden hazırlandığını göstermiştir.

 

Siyasi Arka Plan

 

Başbakan May’in erken seçim kararı almasının arkasında son yapılan anketlerde muhalefete yüzde 21 oranında fark atmasının büyük bir etkisinin olduğu söylenebilecektir. Bu durum, Brexit müzakerelerinde masaya daha güçlü oturabilmek için muhalefet ile arasındaki farkı fırsata çevirmeye çalıştığı şeklinde de yorumlanabilir. Olası bir erken seçimde yine anket sonuçlarına göre yüzde 25 oy alacağı tahmin edilen İşçi Partisi’nin de bu karara destek vermesi Avrupa gündemini şimdiden heyecanlandırmıştır. Birleşik Krallık’taki Brexit yanlısı gruplar bu kararı desteklerken, Brexit karşıtı grupların bu adımı siyasi olarak fırsatçılık yapıldığı şeklinde değerlendirdiği basına yansımaktadır.

 

Brexit karşıtı Liberal Demokratlar’ın Muhafazakar Parti’yi yıpratma hesapları içinde olduğu bu süreç muhaliflere karşı May ve hükümetinin elinin en güçlü olduğu dönem olarak değerlendirilebilecektir. Muhafazakar Parti’nin 330 koltuğu bulunan İngiliz Parlamentosu’nda, hükümeti meclisteki 229 koltukla takip eden Muhalif İşçi Partisi’nde lider Jeremy Corbyn’in ağır bir şekilde eleştirildiği bir süreç yaşanmaktadır. Yedi ay önce Corbyn, aşırı sol politikalarının partilerini iktidara taşımayacağı görüşüyle ve Yahudi karşıtlığıyla suçlanarak parti üyeleri tarafından açık bir şekilde hedef alınmıştı. Parti içindeki fırtınalar henüz dinmemişken, seçim kararının alınması bu bakımdan hükümetin elini güçlendiren kritik bir hamle olarak değerlendirilebilir. Bu hususun da Başbakan May’i erken seçim konusunda cesaretlendirdiği ortadadır.

 

Erken seçim stratejisiyle, Brexit müzakereleri arifesinde muhalefetle arasındaki anlaşmazlıktan kan kaybetmek yerine güçlenerek çıkmayı hedeflendiği söylenebilecektir. Bir süredir "Sert Brexitçi" olarak nitelendirilen Başbakan May, AB ile üyeliğe özgü bütün bağları koparmak isterken, muhalefetteki ülkede yaşayan AB vatandaşlarının haklarının korunması ve ortak pazara erişimin devamı talebindeki "yumuşak Brexit”çi İşçi Partisi ve Liberal Demokrat Parti arasındaki tartışmalar kamuoyunda da Brexit hakkındaki soru işaretlerinin artmasına sebep olmaktaydı. Bu ise Muhafazakarların içindeki AB yanlısı bazı milletvekillerinin muhalefetle belirli noktalarda işbirliğine gitmesi ihtimalini artırmakla kalmıyor, May'in sert Brexit stratejisine karşı tehlike arz ediyordu. Genel seçimden alınacak net bir galibiyet parti içi çatlak seslerin kesilmesinin yanında parti içi istikrarı ve meclisteki koltuk sayısını da artıracak önemli bir adım olarak da değerlendirilebilecektir.

 

Öte yandan, erken seçim kararı bir bakıma geç alınmış bir karar olarak da yorumlanabilecektir. Brexit referandumunda aldığı yenilginin ardından istifa eden David Cameron'ın yerine başbakanlık görevine gelen May, bu göreve geldiği ilk günden itibaren muhalefet partilerinin erken seçim çağrılarıyla defalarca karşı karşıya kalmıştır. Herhangi bir seçime girmeden başbakanlığa gelen May'in, özellikle Brexit gibi ülke için kritik öneme sahip bir süreci yönetme hususunda muhalefetin sıklıkla eleştirilerine maruz kalmıştır. Bu bakımdan Brexit öncesi genel seçime gitmek May ve hükümetinin kendilerini eleştirenlerin gözünde rüştünü ispat etmesi açısından da önemli bir hamle olarak görülebilecektir.

 

Erken seçim kararıyla birlikte, Brexit sonrasında bağımsızlık kararı talebiyle yeniden gündeme gelen meclisteki 54 koltuğun sahibi İskoçya Ulusal Partisi’nin (SNP) yeniden harekete geçmesi kaçınılmaz olacaktır. İskoçya bölgesel parlamentosu geçen ay aldığı kararla 2018 sonu veya 2019 başında İngiltere'den bağımsızlık için yeni bir referanduma gitme talebini Londra'daki merkezi hükümete iletmişti. İngiliz hükümetinin zaten eleştirdikleri Brexit kararını sert bir şekilde uygulamaya koyma ve kamu harcamalarında yeni kesintiye gitmesi gibi niyetlerini iç politikada kullanarak İskoçya’nın bağımsızlığı için kamuoyu oluşturmakta kullanabileceği tahmin edilebilir. Buna karşın May’ın erken seçim stratejisinde SNP’nin halihazırdaki milletvekili sayısını erken seçimde azaltmayı ya da hiç değilse kendi arkasına alacağı güçlü bir halk desteğiyle SNP'nin talepleri karşısında direncini artırma hedefinde olduğu söylenebilecektir.

 

Brexit Sürecinde Gelinen Nokta

 

İngiltere Başbakanı Theresa May, 27 Mart’ta AB'nin Lizbon Antlaşması'nın 50. Maddesi uyarınca imzaladığı altı sayfalık ihbar mektubunu Brüksel'e göndererek Brexit sürecini resmen başlatmıştır. AB’den tam ayrılık kararının Mart 2019’da yürürlüğe girmesi beklenen İngiltere’nin Birlik’ten çıkma koşulları Mayıs sonu /Haziran başında tartışılacak. Bu nedenle, İngiltere’de seçim gündemine ek olarak Brexit anlaşmalarında yetkinin de verilmesi gibi birçok hususun tek potada gündeme gelmesine sebep olabileceği bunun da seçmenler üzerinde baskı yapması olasılıklar dahilindedir.

 

Her şey takvime uygun şekilde ilerlerse, müzakerelerin iki yıl sürmesi ve İngiltere'nin Mart 2019'da birlikten çıkması beklenmektedir. İngiltere'nin 50'inci maddeyi resmen işletmesinden sonra ayrılma koşulları ve gelecekteki ilişkilerin nasıl şekillendirileceği müzakere edilecektir.

 

Müzakereler sonunda varılacak anlaşmanın AB tarafından kabul edilmesi için AB üyesi ülkelerin yüzde 72'sinin onayı gerekmektedir. Onay veren ülkelerin AB nüfusunun yüzde 65'ini temsil etmesi gerekirken anlaşmanın Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanması şartı vardır. Müzakerelerin iki yılda bitirilememesi durumunda tüm AB ülkelerinin rızasıyla müzakereler bir yıllığına uzatılabilecektir.

 

İngiltere hükümetinin müzakerelerin herhangi bir noktasında fikrini değiştirme ve ayrılıktan vazgeçme ihtimali de bulunmaktadır. Ama İngiltere ve AB'nin iki yıl içinde bir anlaşmaya varamaması ve tek bir AB ülkesinin bile müzakereleri uzatmama yönünde karar alması durumunda İngiltere AB ile hiçbir anlaşma yapamadan birlikten ayrılacaktır.

 

Ekonomistler, İngiltere'nin AB'den çıkması durumunda ekonominin karanlık bir sürece gireceğine ilişkin çok sayıda yorum yapmıştır. Fakat İngiltere birlikten henüz çıkmamış olsa da ekonomisi bu süreçten çok olumsuz bir şekilde etkilenmiş gözükmemektedir. Yatırımlar konusunda endişeler devam ederken Sterlin, Brexit referandumunun ardından Amerikan Doları'na karşı ciddi bir değer kaybı yaşamış olsa da Suudi petrol devlerinin 2 yıl sonra piyasalarına girmeleri konusunda varılan anlaşmalar şimdiden ekonomik endişelerin giderileceği konusunda önemli sinyaller vermektedir. Brexit sürecinde beklenenin aksine ülke ekonomisinin zora girmemesinde İngiltere Merkez Bankası'nın aldığı önlemlerin önemli bir rol oynadığı söylenebilecektir.

 

Değerlendirme

 

Kanaatimizce Brexit kararından bu yana erken seçim çağrılarına direnen Başbakan May’in erken seçim kararı "u dönüşü" olarak nitelenen kararı Brexit sürecinin resmen başlatıldıktan sonra almış olduğuna dikkat çekmek gerekmektedir. Kararın Başbakanın yaklaşık 9 aylık başbakanlığı süresince atmış olduğu sayılı somut adımlardan biri olarak düşünüldüğünde bu seçimde Brexit referandumunda alınan yüzde 52’nin yarattığı rüzgardan faydalanmak istenecektir. Muhalefet ise, Brexit karşıtı yüzde 48'in ve bu süreçten ekonomik olarak zarar göreceklerine inanmaya başlayanları etkilemeye çalışacaktır. Neticede, kanaatimizce yukarıda belirtilen sebepler de dikkate alındığında AB'de kalmayı isteyen tarafa adeta bir rövanş fırsatı sunacak olan bu erken seçim bizlere sıklıkla geçtiğimiz yıl gerçekleşen Brexit referandumunu anımsatacak ve andıracaktır.