Uluslararası ilişkiler, Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı büyük kayıpların ardından olası savaşları önlemek için ortaya çıkan bir akademik disiplindir. Devletlerarası ilişkileri yorumlamak, analiz etmek ve diplomatik ilişkilerle olası savaşları önlemek uluslararası ilişkiler disiplinin amaçları arasından en önemlileridir. Ortaya çıkışı itibarı idealist girişimleri içinde barındıran uluslararası ilişkiler disiplini Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan felaketin bir daha tekrarlanmaması için devletler arasındaki ilişkilerin barışçıl ilerlediği ve herkesin güvenliğinin sağlandığı bir uluslararası toplum tahayyül etmiştir. Ancak maalesef 1914’ten bu yana dünyanın pek çok bölgesinde savaşlar yaşanmış ve yaşananmaya devam etmektedir. Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana uluslararası ilişkiler değişen dünya sistemi ile büyük bir dönüşüm yaşamış, Dünya Savaşları gibi geleneksel cephe savaşları artık geçmişte kalmıştır. Küresel dünyada teknolojik gelişmelerle birlikte uluslararası güvenlik kavramı değişmiş, artık günümüzde konvansiyonel tehditlerin yerini, konvansiyonel olmayan, asimetrik tehditler almıştır.

 

İnsanlık tarihinde verilen kayıplar nedeniyle büyük bir yıkım olan Birinci Dünya Savaşı’nın yaşanmasının üzerinden tam yüz yıl geçmiştir. Aradan yüz yıl geçmesine rağmen günümüzde savaşlar engellenememiştir. Günümüzde Suriye’de üç yıldan beri yaşanan iç savaş en yakından tanık olduklarımız arasındadır. Konjonktürel olarak birbirinden çok farklı olan özel olarak bu iki savaşın genel olarak tüm savaşların ortak noktası insanlığın aldığı ağır darbedir. Birinci Dünya Savaşı’nın yüzüncü yıl dönümü sebebiyle pek çok gazeteci ve yazar Birinci Dünya Savaşı’nı Almanlar kazansaydı ne olurdu gibi stratejiler geliştirmekte, pek çok tarihçi bu yıl dönümü için Bosna Hersek’de Uluslarararsı Tarih Konferansı düzenlemek için çalışmaktadır. Gündemde bu çalışmalar ön planda iken, makalede günümüzde hala devam eden savaşların insanlığın üzerinde bıraktıktığı tamir edilmez etkileri ve sonuçları üzerinde durulacaktır. Ayrıca, tarihçi Macmillan’ın Ortadoğu’da yaşanan süreç ve Birinci Dünya Savaşı arasında kurduğu benzerlik değerlendirilecektir.

 

Savaşın Yarattığı Şiddetin Etkileri ve Sonuçları

 

Savaş dönemlerinde keyfi gözaltılar, gözaltında ölümler, adil olmayan yargılanmalar gerçekleşmekte işkence ve kötü muamele, aşırı güç kullanımı, savaş dönemlerinde çok daha yoğun bir şekilde uygulanmaktadır. Pek çok insan hayatını kurtarmak için, başka ülkelere göç etmektedir.

 

İnsan hayatının en değersiz olduğu zamanlar savaş zamanlarıdır. Yaşanan savaşlarda en çok yaşam hakkı ihlal edilmektedir. Oysaki yaşam hakkı en temel insan haklarından biridir çünkü yaşam hakkının sağlanamaması durumunda diğer haklar kullanılamamaktadır. Bu durumda yaşam hakkının ihlali diğer tüm hakları anlamsız kılmaktadır. İşkence yasağı, savaşlarda en çok ihlal edilen haklardan bir diğeridir. Geçtiğimiz günlerde Suriye’de yayınlanan işkence fotoğrafları da bunun kanıtıdır.[1]

 

Kadınlar ve çocuklar savaştan en çok zarar gören gruplardır. Savaş sırasında kadın bedenleri vatanla özdeşleşmekte ve bu nedenle kadınlar sayısız işkenceye, cinsel istismara ve tecavüze maruz kalmaktadır. Bütün bunları yaşayan kadınlar eğer hayatta kalmayı başarabilmişlerse sağlık sorunları ile mücadele ederken aynı zamanda tedavi edilemez psikolojik sorunlarla da başa çıkmaktadır. Aynı şekilde çocuklar da savaşlarda en gözden çıkarılabilir gruplardır. Pek çok işkenceye, keyfi gözaltına maruz kalan çocuklar bütün bunların yanısıra ölen yetişkinlerin artması ve asker sayısının azalması sebebiyle askere alınmaktadırlar. Çocuk askerler bu militarizasyon sürecinde ruhsal ve bedensel zarara uğramaktadırlar.

 

Dünya Savaşları ve sonrasında yaşanan savaşlar zamansal ve mekansal bağlamda, nitelik ve nicelik açısından içerisinde büyük farklılıklar barındırmaktadır. Bu farklılıkların en dikkat çekici olanı günümüzde yaşanan savaşların daha çok sivilleri hedef almasıdır. Örneğin Birinci Dünya Savaşı sırasında verilen kayıpların yüzde 5-10 kadarı sivilken, günümüzde özellikle yerel savaşlarda kayıplardaki sivillerin oranı yüzde 90’ları bulmaktadır.[2]

 

“Yeni Bir Dünya Savaşının Eşiğinde Olabilirz”

 

Geçtiğimiz günlerde Brookings Enstitüsü için yazdığı bir makalede bugünün Ortadoğusu ile yüz yıl öncesinin Balkanları ile benzerlik kuran tarihçi Profosör Margaret MacMillan Ortadoğu’da yaşananların Birinci Dünya Savaşı öncesi Balkanlarda yaşananları hatırlattığını dile getirmiştir. Ortadoğu’da tüm dengelerin hassas olduğunu belirten MacMillan, İran’ın nükleer silah üretme çabalarının, Ortadoğu’da Birinci Dünya Savaşı’nda Franz Ferdinand’ın öldürülmesine benzer bir kıvılcım yaratabileceğine işaret etmiştir.

 

Bölge’de ortaya çıkabilecek olası bir çatışmada Türkiye, ABD, Rusya ve İran’ın bölgeye müdahale edip çıkarlarını koruyabileceklerini öne sürmüştür.[3]Birinci Dünya Savaşı öncesinde İngiltere’nin hakimiyetine karşılık Almanya’nın yükselişini de ABD’nin karşısındaki Çin‘in yükselişine benzetmektedir. Dünya üzerinde gerçekleşebilecek olası bir çatışmayı önlemek için, MacMillan kalıcı bir uluslarararsı düzenin kurulması gerekliliğinden bahsetmiştir.

 

Değerlendirme

 

Ortadoğu Bölgesi'nin etnik yapısı itibarı ile Balkanlarla farkılaşan ve benzeşen yönleri bulunmaktadır. Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve Almanya arasındaki ekonomik rekabet konjonktürel açıdan farklılaşsa da bir ölçüde ABD-Çin arasındaki ekonomik rekabete benzetilebilir. Ancak Ortadoğu’da dinamikler, parametreler ve ittifak yapıları oldukça değişkendir.  Sık sık değişen iktidarlar bölgedeki işbirlikleri ve ittifakları da değiştirmektedir. Örneğin bugün İran’ın nükleer silah üretimi konusunda Batı ile uzlaşı içinde olduğu görülmektedir. İran'ın 10 yıl içinde ilk defa nükleer programında ilerlemeyi durduran ve programının kilit parçalarını geriye götüren spesifik adımlar atmayı kabul etmeye yönelik bir adım atmıştır.[4] Bu bağlamda İran’ın uzlaşmazlığı üzerinden geliştirdiği stratejisi yaşanan gelişmeler sebebiyle eksik kalmaktadır.

 

Bir tarafta, Margaret MacMillan gibi, savaşı "tam anlamıyla bir felaket" olarak tanımlayanlar mevcutken; diğer tarafta, savaşın bir şey uğruna olduğunu iddia edenler bulunsa da ne olursa olsun savaş savaştır. Bütün savaşlar için ortak olan unutulan insanlıktır. Bu kadar kayıbın yaşandığı savaşların artık devam etmemesi gerekmektedir. Aksi taktirde “insan insanın kurdudur” diyen Hobbes haklı mı çıkacaktır? Savaşın bir nesil sonrası kuşaklara neler bıraktığını düşünüldüğünde sayısız annesiz babasız çocuk, geleceği yok olmuş bir toplum, sağlığı bir daha düzelemeyecek şekilde savaştan zarar görmüş insanlar akla gelmektedir. Bu nedenle tarihin tekerrürden ibaret olduğu genellemesinin ardında pek çok sorun olsa da insanlık tarihinden beri devam eden savaş ve şiddet ortamı son bulmalıdır.

 


[1]“Suriye’deki İşkence Fotoğrafları” http://www.ttb.org.tr/yeni_yayin/savas_cocuklar/1.htm Erişim Tarihi: 17 Şubat 2014

[2] “Savaş ve Çocuklar”  http://www.ttb.org.tr/yeni_yayin/savas_cocuklar/1.htm Erişim Tarihi:13 Şubat 2014

[3] “ Ünlü Tarihçi MacMillan:Yeni Bir Dünya Savaşı Geliyor Olabilriz” http://www.hurriyet.com.tr/dunya/25504228.asp Erişim Tarihi:13 Şubat 2014

[4] “İran’ın Nükleer Programı 20 Ocak’ta askıya alınacak” http://www.hurriyet.com.tr/dunya/25554832.asp Erişim Tarihi: 17 Şubat 2014