Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, bugün Afrin’de devam eden Zeytin Dalı Operasyonu ve ikili ilişkilerle ilgili bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. ABD’nin isteği üzerine yapılan görüşme saat 20.30’da başladı ve sonrasında iki taraftan da açıklamalar geldi.

 

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamada, görüşmeye dair şu ifadelere yer verildi:

 

"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Sayın Donald Trump arasında bu akşam bir telefon görüşmesi gerçekleşmiştir. Görüşmede, Suriye'deki son gelişmeler ve Türkiye'nin Afrin'de terör örgütlerine karşı başlattığı Zeytin Dalı Harekatı'yla ilgili görüş teatisinin yanısıra ikili konulara da değinilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız, Türkiye'nin Zeytin Dalı Harekatı'nı uluslararası hukuk temelinde ve Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinden kaynaklanan meşru müdafaa hakkı ile BM Güvenlik Konseyi'nin terörizmle mücadele konusundaki kararları uyarınca gerçekleştirdiğini vurgulamıştır. Sayın Cumhurbaşkanımızın Türkiye'nin kendi ulusal güvenliği için Afrin'i terör unsurlarından arındırmayı hedeflediğini ifade ettiği görüşmede terörle mücadelede ikili işbirliğinin önemi üzerinde durulmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımız, terörle mücadele çerçevesinde PYD/YPG'ye ABD'nin silah desteğine son vermesi gerektiğine de tekrar dikkati çekmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız ve ABD Başkanı Sayın Trump, gerek Suriye meselesi gerek ikili konularda Türkiye-ABD arasındaki işbirliğini ve yakın teması sürdürme noktasında kararlı olduklarını teyit etmişlerdir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

 

Görüşmenin ardından Beyaz Saray'ın resmi sitesinden de bir açıklama yayınlandı. Açıklama şöyle:

 

ABD Başkanı Donald Trump'ın Erdoğan’a Afrin’de tırmanan şiddetten duyduğu kaygısını ileterek bunun iki ülkenin Suriye’deki ortak çıkarlarını zayıflattığını söyledi.

Türkiye’ye gerilimi tırmandırmama, askeri operasyonlarını sınırlı tutma, sivil kayıpları önleme çağrısı yaptı.

Türk Amerikan güçleri arasında bir çatışma riskini engellemek için Türkiye’nin ihtiyatlı davranmasını istedi.

İki ülkenin ve bütün tarafların DEAŞ’ı uzun vadeli bir yenilgiye uğratma hedefine odaklanması gerektiğini yineledi.

Trump Türkiye’den gelen yıkıcı ve yanlış söylemlerin yanısıra ABD vatandaşları ve yerel personelinin uzatılan olağanüstü hal altında tutuklu olmasının neden olduğu kaygıları dile getirdi.

İki lider ABD ile Türkiye arasındaki stratejik ortaklığın – özellikle bölgesel istikrarın arttırılması ve DEAŞ, PKK, El Kaide, İran destekli terörü de kapsayacak şekilde terörün her şekliyle mücadele için – iyileştirilmesi hedefini taahhüt ettiler.

 

Açıklamaların ardından Ankara ise ABD tarafından yapılan açıklamada yer alan bazı ifadelerin gerçeği yansıtmadığını belirtti. Cumhurbaşkanlığı kaynakları, akşam saatlerinde Erdoğan ve Trump arasında gerçekleşen telefon görüşmesini değerlendirirken, ABD tarafından yapılan açıklamaların görüşmenin içeriğinden uzak olduğuna dikkat çekilerek, şu bilgiler verildi:

 

-Trump Afrin operasyonuyla ilgili “tırmanan şiddetten kaygı” diye bir şeyden söz etmedi. Operasyonla ilgili görüş teatisinden öte bir şey konuşulmadı.

-ABD tarafı, operasyonun belirli bir zaman dilimiyle sınırlı tutulması; Münbiç’te az da olsa ABD askerinin mevcudiyetinden bahisle oralarda bir sıcak çatışma ihtimaline mahal verilmemesi gerektiğine değindi.

-Türk tarafı da PYD/YPG unsurlarının daha önce söz verildiği üzere Fırat’ın doğusuna çekilmeleri gerektiğini; çekilme gerçekleştiğinde Münbiç’in olası DEAŞ tehdidine karşı Türk askeri desteğindeki ÖSO tarafından korunabileceğini belirtti.

-Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın terörle mücadele çerçevesinde PYD/YPG’ye ABD’nin silah desteğine son vermesi gerektiğine dikkati çekmesine karşılık olarak Trump ise PYD/YPG’ye artık silah vermediklerini, vermeyeceklerini söylemiştir.

-Trump “Türkiye’den gelen yıkıcı ve yanlış söylemler” diye bir ifade kullanmadı. Konuşmalarda ABD’nin açıkça eleştirilmesinin rahatsızlık uyandırdığına değindi. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan da terör örgütü PYD/YPG’ye silah verilmesinden FETÖ’nün başının himayesine kadar uzanan ABD politikalarının Türk kamuoyunda ciddi infiale neden olduğundan söz etti.

 

Zeytin Dalı Operasyonu kapsamında Cumurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın telefon görüşmesini A. Gencehan Babiş değerlendirdi.

 

 

ABD’nin daha önceki açıklamalarına bakıldığında büyük çelişkiler görmekteyiz. İlk olarak IŞİD’e karşı mücadelede için başlatılan Operation Inherent Resolve’un sözcüsü Ryan Dillon’ın YPG’lilerin çoğunluğunu oluşturduğu 30 bin kişilik bir ordu kurulmasına ilişkin açıklamasından bugün ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson tarafından 30 kilometrelik bir güven alana oluşturulabileceği noktasına gelen söylemler son derece inişli çıkışlı bir süreç izlemiştir. Erdoğan – Trump arasındaki görüşmeden de Türkiye’yi tatmin eden bir sonuç çıkmamıştır.

 

“İlişkilerdeki İstikrarsızlık”

 

Öncelikle, Trump’ın hem geldiği ortam hem de dış politikadaki ilgi alanları hesaba katıldığında kişisel olarak Türkiye'yi çok bildiği ve Trump Tower’ın ötesinde çok detaylı bilgiye sahip olduğu kanaatinde değilim. ABD Başkanı Donald Trump’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile önceki görüşmesinde “Ülkelerimiz arasında harika bir dostluk var” sözlerinden sonra ilişkiler son yılların en büyük krizini yaşamıştır.  Donald Trump’ın YPG’ye silah verilmeyeceğine ilişkin açıklamasından sonra Pentagon yaptığı açıklamada silah desteğinin devam edeceğini belirtmişti. Türkiye politikasının belirlenmesinde ABD’de kurumlar arasında hatta aynı kurum içerisinde yetkililer arasında farklılıklar görülmüştür. Bunun yanında halihazırda ABD’nin Türkiye’de henüz John Bass’tan sonra Ankara’da görevlendirilmiş bir büyükelçisi de bulunmamaktadır. Diğer alanlarda ikili ilişkilerdeki sorunlar da cabasıdır. Bütün bunlar, iki taraf arasındaki istişare ve müzakere süreçlerinin olgunlukla ilerlemesini engellemektedir ve istikrarsızlığı göstermektedir. Bu durumun en net örneği de iki taraftan gelen çelişkili açıklamalar olmuştur. İki tarafın çıkarlarının uzlaşmadığına şahit olduğumuz bu süreçte en büykük sorun kimin ne dediğinin belli olmamasıdır. Ne var ki, ikili görüşmeden ne söylendiğinden ziyade ABD'nin duruşunun belirginleşmesi ve asıl anlatılmak istenen yazılı açıklamanın içeriğindedir. Cumhurbaşkanlığı kaynaklarının ifade ettiği değişiklikler ve eklemeler istikrarsızlığın yanında ABD tarafının samimiyetsizliği anlamına da gelmektedir.

 

“Afrin Sonrası Gerginliklerin Sinyalleri Geldi”

 

İkili ilişkilerdeki sorunların görüşmede hissedildiği ve Türkiye’nin operasyonu sınırlandırma isteminin görüşmeye yansıyan ana maddeler olduğu görülmektedir. ABD, operasyonun sınırlandırılmasını isterken bir bakıma terör örgütü YPG’nin kaygılarını gözetmektedir. Öte yandan bunu belirtirken ABD, Türkiye’nin zayıf noktası mülteci konusu da öne çıkarmaktadır. Açıklamadaki "Türkiye'den gelen yıkıcı ve yanlış söylemler" ifadesi ise gerginliğin bir kanıtı olmakla birlikte görüş ayrılıklarını da yeniden gün yüzüne çıkarmıştır. Türkiye’nin YPG’ye silah verilmesinin kesilmesine ilişkin ısrarı ise karşılık bulmamış tabiri caizse “bir cevapsız çağrı” olarak kalmıştır. Türk kaynakların Trump'ın YPG'ye silah vermediğini ifade etmesine ilişkin belirttikleri ile birlikte değerlendirecek olursak ABD, "Suriye Demokratik Güçleri'ne silah veriyoruz" deyip yine işin içinden çıkacağı anlaşılmaktadır. Unutmamak lazımdır ki, ölgede ABD’nin silahları ve Fırat’ın doğusunda terör örgütünün büyük varlığı söz konusudur. Afrin’den sonra buraya gelinirse ilişkilerin daha da çetin bir sürece gireceğinin sinyalleridir.  IŞİD’den sonra İran’ın bölgedeki varlık göstermesine ilişkin ifadelerin üzerinde özellikle durulmalıdır. Bu da ABD’nin stratejisindeki değişikliklerin daha geniş çapta analiziyle anlaşılabilir.

 

“ABD’nin Suriye Stratejisindeki Değişimler”

 

ABD’nin Suriye stratejisi çerçevesindeki tehdit algılamasının birinci maddesinde ilk olarak Esad rejiminin düşürülmesi vardı. Daha sonra Esad’ın gitmesinin yerini terör örgütü IŞİD ile mücadele aldı. Şu anda ise ABD’nin IŞİD ile mücadeleye odaklanacağına ilişkin söylemi devam etmekle birlikte aslında genel Suriye stratejisinde ikinci bir kırılma yaşanmaktadır. Suriye’deki Amerikan stratejisinde İran’ı çevreleme ve İran’ın buradaki nüfuzunun azaltmasıyla ilgili bir yaklaşımın artık yavaş yavaş dillendirilmeye başlandığı görülmektedir. Bu doğrultuda, ABD’nin YPG’ye yardımının IŞİD’le mücadele kapsamında bir plan olmanın ötesine geçtiği ve bölgedeki etkinliğinin varlığının uzun süreli bir stratejiye dönüştüğü anlaşılmaktadır.

 

“ABD’nin Suriye’de Kalıcı Olması YPG’nin Refakatçisi Olması Demektir”

 

Bu iki kritik değişim, terör örgütü YPG’nin de bölge kök salmasına sebebiyet vermiştir. Esad ile mücadele döneminde bölgedeki otorite boşluklarından yararlanan YPG kendisine bir alan yaratmıştır. Amerikan stratejisindeki ilk kırılma sonrası “asıl tehdit” olarak tanımlanan IŞİD ile mücadele sürecinde ise Amerikan yardımı özellikle Ayn El Arab (Kobani) ve Rojava’nın IŞİD’den kurtarılması sürecinde belirginleşmiştir. Bu süreçte bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi ve kültürel kodlarıyla oynanması neticesinde YPG, Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’den boşalan bölgelere yerleşmiştir. 2014’ün başında üç sözde kanton ilanı bunun net göstergesi olarak görülebilir. Burada terör yapısının kurumsallaşma çabaları gündeme gelmiş ve ABD’nin desteğiyle bu süreç desteklenmiştir. Suriye’deki stratejinin üçüncü evresinde ise buradaki YPG yapılanması ABD’nin gerginliklerde Türkiye’ye karşı kullanabileceği ve İran’ın nüfusunun artmasının engellenebileceği İsrail dostu bir yapı olarak kurgulanmıştır. ABD’nin bölgede kalıcı olmasını ifade etmesi YPG ile ilişkileri bakımından okunduğunda ise bu yapının devletleşmesine yolunda kendi organlarını oluşturmasına refakat etmek manasına gelecektir.

 

“Zeytin Dalı Operasyonu Aynı Zamanda Her Ülkenin Limitlerinin Testi”

 

Şu anda bütün dengelerin iç içe girmiş olduğu Suriye’de askeri varlık göstermeden sadece diplomatik alanda başarı sağlamak mümkün görünmemektedir. Zeytin Dalı Operasyonu’nda Türkiye, bir yandan sınır güvenliğini sağlarken öte yandan da masada elini güçlendirmektedir. Bölgede Rusya bir yandan Türk – Amerikan ilişkilerinin gerginliğinden faydalanarak NATO’nun en büyük iki ordusuna sahip devletin arasını daha da açmak isterken, ABD de son açıklamalarıyla Türk – Rus mutabakatını zayıflatmak istemektedir. Dolayısıyla operasyon Suriye içerisinde tarafların limitlerinin de bir testi olarak okunabilir. Bu açıdan bakıldığında, iki taraf da Türkiye’nin Afrin’deki alanını sınırlamak istemektedir. Özellikle, Afrin’in merkezine girilmemesinin istendiğine ilişkin birtakım söylentiler dolaşmaktadır ki, birçok teröristin burada mevzilendiği ile ilgili bilgilerle değerlendirildiğinde bu da aslında bir nevi koruma olarak algılanabilir. Anlaşılan odur ki, Türkiye kendi göbeğini kendi kesecektir.