2017 yılında JP Morgan Genel Müdürü kripto paralar için “Bu lale çılgınlığından bile beter. Birilerinin başına kötü işler gelecek” gibi açıklamalar yapmıştı. O dönem de dahil olmak üzere, bu bankanın önemli bir blokzinciri çalışma grubu olduğunu biliyoruz. Geçen hafta JP Morgan kendi dijital parası JPM Coin’i duyurdu.

 

Şu anda IMF Türkiye Masası Başkanı olan ve Türkiye’de yakından takip edilen Nouriel Roubini ise kelimenin tam anlamıyla paldır küldür bir açıklama yaptı: “Yeni JP Morgan kripto coin’inin Blockchain’le ne gibi bir bağlantısı var? Halka açık değil, özel. İzinsiz değil, izinli. İşlemleri doğrulamak için güven gerektiren yetkililer gerekiyor, güven gerektirmeyen değil. Merkezsiz değil, merkezi. Buna kripto demek şaka gibi bir şey.”

 

Ben bu manşetlerde kendine yer bulmaya çalışırcasına hep aykırı açıklamalar yapan bu Nouriel Bey’e hiç katılmıyorum. Açıklayayım…

 

Tarihte hiçbir zaman kurulu düzene sahip olan firmalar ani bir girişimle yeni bir teknolojiye geçmemiştir. Bu işin doğasına aykırıdır. Babam bana küçükken hep “merdiveni basamak basamak çıkmak gerekir, aksi takdirde enerjin biter ve ileri gidemezsin” derdi. JP Morgan 250 bin kişiden fazla çalışanı, küresel müşterileri olan, 350 milyar dolarlık bir pazar değerine sahip önemli bir uluslararası dev bir finansal marka. Blokzinciri teknolojilerinin temelleri çok geriye gitse de, şu anda değerlendirdiğimiz çerçevedeki haliyle henüz 10 yıllık yepyeni bir teknoloji.

 

Bu teknoloji gündeme geldiğinden bu yana birçok kurulu firmadaki meraklı ve yenilikçi yöneticiler kendi çabaları ile bu teknolojiyi keşfe çıktı. Bu keşif sürecinde kendileri ile birlikte firma içinde blokzinciri teknolojisine ilgi duyan kişileri belirleyip, firma içinde bir blokzinciri topluluğu oluşturmaya başladı. Bu süreci Avrupalı küresel bir banka bünyesinde takip etme şansım da olmuştu.

 

Birkaç yıl süren keşif süreci sonrası bu vizyoner yöneticiler üst yönetimden ufak da olsa bir bütçe alarak, blokzinciri teknolojisini firma içinde deneyimlemek üzere çalışmalara başlar. Bu ikinci sürece inkübasyon süreci diyoruz. Tam Türkçesi “kuluçka süreci”… Çoğunlukla bu denemeler izinli blokzinciri olarak adlandırdığımız, sadece o şirkete açık, daha geri plandaki kullanım alanlarına çözüm üreten ağlarla devam eder.  Zira bu aşamada takımlar teknolojiyi içeride anlamaya odaklanır. Kuluçka döneminde en basit kullanım alanlarını seçerler ki, teknolojiyi daha iyi anlayıp, öğrenebilsinler. Keşif ve kuluçka süreçleri sonrasında yeni teknolojide bilgi ve deneyim sahibi olan kurulu firma, hızlandırma süreciyle birlikte bu yeni teknolojiyi daha yaygın olarak ve ticari alanda kullanmaya başlar.

 

Blokzincirinde hızlandırma aşamasına gelmiş kurulu şirket sayısı çok az. JP Morgan’ın JPM Coin’i şirket içinde kullanılacak izinli bir blokzinciri ağı içinde çalışacak. Bu da bize JP Morgan’ın blokzinciri teknolojilerinde inkübasyon sürecinde olduğunu gösteriyor. Bu aşamadan sonra terslikler olamaz mı? Pekâlâ olabilir.

 

Örneğin JP Morgan “ben artık tamamıyla izinli blokzinciri çalışırım, izinsiz blokzincirine de dönüp bakmam” derse ve yanında birkaç büyük firma benzer açıklamaları yaparsa, bu blokzinciri için yıkıcı bir darbe olabilir. Ancak birkaç yıl sonra blokzinciri teknolojisinde geleceğimiz noktayı henüz göremiyoruz. Bugün var olan birçok zorluğun aşılacağından da eminiz. Son 250 yılda diğer teknolojilerde olduğu gibi, bu teknolojinin de yaygınlık kazanabilmesi için üretim bazlı sermayenin bu teknolojiye ağırlıkla girmesi gerekiyor. Finans bazlı sermaye yeni teknolojilerin oluşmasına destek olabilir ancak sürdürülebilir bir büyüme sağlayamaz.

 

Şimdi burada net olarak görmemiz gereken resim şu: 10 yıllık blokzinciri teknolojisi dünyanın en büyük bankalarından biri tarafından ciddi bir takım ve kaynakla destekleniyor. Üretim sermayesi ayağını azıcık da olsa blokzinciri sularına değirmeye başladı.

 

Bu Nouriel Bey gibi her sözüyle manşet olmaya çalışan kişiler bunları bilmiyor mu?

 

Pekâlâ biliyor.

 

Ama her zamanki gibi bu ve benzeri kişiler hepimizi bilerek ve isteyerek yanıltmaya ve korkutmaya çabalıyorlar. İşte bu yüzden aklımızı başımıza almamız lazım! Her zaman…

 

(Bu analiz, 19 Şubat 2019 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanmıştır.)