Norveç’te NATO’nun (North Atlantic Treaty Organisation) Trident Javelin isimli dijital tatbikatında Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafının “düşman ülke lideri” olarak gösterilmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ismine açılan sosyal medya hesabından ise NATO’ya yönelik hasmane paylaşımlar yapıldığı ve “düşman” olarak nitelenmesi Türkiye’de haklı bir tepkiye neden olmuştur. İktidar ve muhalefet partilerinden olayın kabul edilemezliğine ilişkin açıklamalar gelmiş, Türkiye askerlerini geri çekmiştir. NATO’dan konuyla ilgili özür dilenmiş ve bireysel hatalardan dolayı böyle bir sorunun yaşandığı ifade edilmiştir ancak bu kuşkusuz ki, yeterli değildir.

 

“Ülkesel Meselelerden Kurumsal Krize…”

 

Türkiye’nin son dönemde NATO üyesi ülkelerle yaşadığı problemler devletler arası ikili ilişkiler çerçevesinde tezahür etmekteyken Türkiye’nin bu şekilde hedef alınması NATO ile ilişkilere zarar vermiş, ikili güven bunalımlarının uluslararası bir koalisyon içerisine nüfuz etmesine sebep olmuştur. Hollanda ile yaşanan ziyaret krizi, Almanya ile yaşanan üs krizi, Avusturya ile AB üzerinden gelişen kriz, ABD ile Zarrap Davası’ndan terör örgütü YPG’ye silah yardımına, FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in iade edilmemesinden vizelerin askıya alınmasına kadar süren birçok kriz bu sefer de askeri bir ittifak olan NATO içerisine yansımıştır. Ülkesel meselelerin kurumsal bir soruna evrilmesi noktasında NATO ile yaşanan problem aynı zamanda yapısal bir boyut taşımaktadır.

 

Türkiye – NATO ilişkilerini son derece olumsuz etkileyen bu skandala birkaç noktadan bakmak gerekmektedir.

 

– NATO’nun S – 400’lerle ilgili olarak ortaya koymuş olduğu hoşnutsuzluk bilinmekteyken, Rusya ziyareti dönüşünde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bu konuyla ilgili yapılan “o iş tamam” açıklamasının sonrasında meydana böyle bir olayın gelmesi zamanlama açısından oldukça dikkat çekicidir.

 

– Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin gerildiği dönem hala devam ederken ve birçok konuda anlaşmazlıklar çözüme kavuşmamışken bu durum ile sembolik bir mesaj da verilmeye çalışılmış olması ihtimaller dahilinde değerlendirilebilir.

 

– Siyasi gerilimin yanında Türk kamuoyunda özellikle 15 Temmuz sonrası süreçte NATO ve ABD’ye güveninin azaldığı göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılırsa Türkiye’yi hedefleyen bu tarz olayların ciddi bir provokasyon özelliği de taşıdığı da görülecektir.

 

– Türkiye’nin kurucu değerleri hedef konduğu bu tatbikatta yaşananlar öte yandan uluslararası alanda Türkiye’nin itibarına art niyetli bir kasıt şeklinde pekala nitelendirilebilir.

 

“TRexit” Mümkün mü?

 

Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin Varşova Paktı karşısında ABD öncülüğünde 1949 yılında kurulan NATO’ya Türkiye, 1952 yılında üye olmuştur. İki kutuplu dünya düzenin sonlanmasıyla misyonu revize edilen ve üye sayısını artıran NATO 11 Eylül sonrasında küresel terörle mücadele konsepti üzerinden faaliyetlerini sürdürmüş, insani müdahale çerçevesinde Arap Baharı’na Libya örneğinden görüldüğü üzere müdahil olmuştur. İttifakın Soğuk Savaş döneminde SSCB’ye karşı ön alıcı noktası olan ardından da  Doğu’ya çıkış noktası pozisyona ve buradaki gelişmelerde ilgili kontrol mekanizmasında Türkiye kritik öneme haizdir. Gerek NATO içerisinde ikinci en büyük orduya sahip olması gerek de Türkiye’de kritik önem taşıyan NATO üsleri Türkiye’nin NATO içerisindeki ağırlığını gösteren bazı faktörlerdir. Ne var ki, NATO Türkiye’nin terörle mücadelesi noktasında kayda değer bir katkıda bulunmaması çokça tartışılan konuların başında gelmektedir. Bölgesel, konularla alakalı olarak Türkiye NATO ile tamamen aynı minvalde düşünmemektedir. 2016’da Varşova Zirvesi ile birlikte NATO’nun Rusya’ya karşı tavrı sertleşirken Türkiye Rusya ile işbirliğini geliştirmenin yolları müzakere edilmeye başlamış, jet krizi sonrası iki taraf arasında diyalog güçlenmiştir. Türkiye’nin S-400 alımı bir yandan eleştirilirken öte yandan da Suriye’den tehdit algısı sebebiyle Türkiye’nin NATO’dan talebi üzerine yerleştirilen Patriot füzelerinin Batı ile ilişkiler bozulduğunda hemen geri çekilmesi Türkiye’nin NATO’ya güven bunalımının oluşmasında önemli etkenlerden olmuştur. NATO, Kardak Krizi’nin bir sıcak çatışmaya varmadan çözülmesi ve bu sene yaşanan Alman milletvekillerinin Türkiye’deki üslere ziyareti konusundaki anlaşmazlığın giderilmesi gibi konularda bir diyalog zemini yarattıysa da genel anlamda Türkiye’nin beklediğini alamaması noktasında tartışmaya hep açık olmuştur.

 

Yaşanan kriz, Türkiye’de NATO’dan ayrılma tartışmaları gündeme getirse de mevcut durumda Türkiye’nin NATO’dan çıkması bir başka deyişle “TRexit” çok mümkün gözükmemektedir. Belirtmek gerekmektedir ki, ilişkilerin uzun geçmişi ve savunma sistemlerinin entegrasyonu gibi konular göz önüne alındığında NATO’ya üye olup çıkmak bir derneğe kaydolup ayrılmak kadar basit bir durum değildir. NATO’nun askeri kanadından ayrılmanın bugüne kadar iki örneği olmuştur. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Yunanistan NATO’dan kopmuş, uzun süre Türkiye geri dönüşünü veto etmiştir. 12 Eylül 1980 sonrası Rogers Planı ile Türkiye’nin tutumu değişmiş ve yeniden ittifaka dahil olmuştur. Fransa ise Charles de Gaulle döneminde 1966’da bağımsız bir savunma politikası izleyeceği gerekçesiyle askeri kanattan ayrılsa da Nicolas Sarkozy döneminde 2009 senesinde geri dönüş yapmıştır.

 

“NATO’dan Çıkmak” ve “Kazançlı Çıkmak

 

NATO’daki karar alma mekanizması incelendiğinde kararların “oy birliği” esasına dayanılarak alındığı görülmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin vetosu tek başına herhangi bir karara engel olması açısından yeterlidir. Türkiye’nin sistemden tamamen çıkarak kendisine yönelen hasmane unsurlarla bu sistem içerisinde kalarak ve elindeki imkanları efektif şekilde kullanarak mücadele etmesi daha mantıklıdır.

 

Yunanistan’ın geri dönüşüne vetonun yanında Türkiye’nin yakın zamanlarda ne zaman vetoya başvurduğuna bakıldığında ise ilk olarak akıllara gelenler şunlardır;

 

– 2004 yılından bu yana Türkiye, GKRY’nin kendisi tarafından tanınmadığı savıyla NATO – AB ortak toplantılarında GKRY vetosu koymaktadır.

 

– 2010 yılındaki Mavi Marmara saldırısını izleyen dönemde İsrail’in Akdeniz’de NATO tatbikatlarına katılmasına izin verilmeyerek; NATO’daki veto yetkisi devreye sokulmuştur. 2012’de de yine İsrail’in Chicago’daki NATO zirvesine katılmasını Türkiye veto etmiştir.

 

– 2011 yılında Türkiye, NATO’nun AB ile ortak toplantısına Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin katılmasında veto hakkını kullanmıştır.

 

– 2016’da Türkiye bu sefer de sığınmacılarla ilgili NATO operasyonunun Lozan Antlaşması’nda silahsız olması karara bağlanmış Kos ve Sisam adalarını bünyesinde barındıracak biçimde genişlemesini veto ederek Ege’de statüko konusunda mesaj vermiştir.

 

– 2017’de Avusturya’nın Türkiye’nin AB’ye alınmamasına ilişkin demeçlerine Türkiye NATO platformunda veto koyarak yanıt vermiş ve mülteci akınına karşı Akdeniz’de Avusturya’da asker konuşlandırmasına karşı çıkmıştır.

 

Türkiye’nin NATO’dan çıkması dış politikada birçok alanda mücadele veren Türkiye’nin karşısında kendine/kendiliğinden yeni bir blok yaratması manasına gelmektedir. Öte yandan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) yönelik vetosu ortadan kalkacak, NATO – AB ortak faaliyetlerinin de yaratacağı zeminle Türkiye’nin boşalttığı alana GKRY yerleşecektir. Bu durumun ise Kıbrıs’ta Türkiye’nin elini zayıflatacağı açıktır. Diğer yandan, Türkiye’de şu anda NATO’nun yanında zaman zaman Doğu’daki alternatifler gündeme gelmekte, Şangay İşbirliği Örgütü’ne üyelik gibi seçenekler tartışılmaktadır. TRexit durumunda Türkiye bunlara dahil olsa bile bu platformlara bir denge unsuru görebilecek Batı’da bir seçenek kalmayacak, bu sefer de şu anda bazı kesimler tarafından eleştirilen Batı politikası tam tersi şekilde “alternatifsiz Doğu politikası” başlayacaktır. Bunların yerine bölgesel mekanizmaların başarılı kullanımı Türkiye’nin NATO içerisinde de elini rahatlatacak ve politika yapım süreçlerinde hareket kabiliyetini artıracaktır. Bunun testi de Suriye konusunda Türkiye – İran – Rusya üçlüsü ile yapılmaktadır ve önemli bir mesafe alınmıştır. Benzer mekanizmaların farklı kombinasyonlarla devamı Türkiye’nin bölgedeki etkinliği açısından önemlidir.  Bunların yanında Türkiye’nin NATO üyesi olması bölgesinde kendisine farklılık katan bir niteliktir.

 

Ayrıca, Orta Doğu’da istikrarsızlığın bu derece arttığı süreçte İran ve Rusya elini güçlendirmeye devam ederken Türkiye’yi de karşısına almak ABD’nin başını çektiği NATO için de tercih edilmeyen bir durumdur. Kafkasya’da Rusya’nın dengeleri sağlama mahareti bilinmekle birlikte bir de bunun üstüne Türkiye’nin ittifaktan ayrılması bu alanda da NATO’ya zarar verecektir. NATO açısından en hassas noktasında ciddi bir boşluk oluşturacaktır. Dolayısıyla Türkiye’nin NATO’dan çıkmasından NATO da kazançlı da çıkmayacaktır,

 

Değerlendirme

 

Türkiye’nin NATO’dan çıkışı kısa vadede de ne kolay ne de mümkün bir durum olarak karşımıza çıkmakla birlikte gerekli alternatifler hazırlanmadan fevri bir girişim Türkiye’nin boşlukta kalmasına ortam hazırlayacağından risklidir. Hükümet yetkililerinin açıklamaları incelendiğinde ise NATO’dan çıkışa yönelik bir sinyal şu anda görülmemektedir. NATO ile müttefiklik ilişkisiyle uzaktan yakından alakası olmayan bu olayın basit bir özürle geçiştirilemeyecek kadar ciddi olması durumu etraflıca değerlendirmenin ve bu olayın tam manasıyla aydınlatılmasını zaruretini göstermiştir. Özellikle NATO’daki krizle ilgili olarak hükümetten gelen açıklamalarda “FETÖ parmağı”nın altının çizilmesi halihazırdaki durumla birlikte düşünüldüğünde aynı zamanda bu tahrikten FETÖ’nün kazançlı çıkacağına dair bir sonucu ortaya çıkaracaktır ki, bu ne Türk hükümeti ne de Türk toplumu tarafından istenen bir neticedir. Ayrıca, Rusya’nın da işin içinde olabileceğine yönelik söylentiler de tam anlamıyla aydınlatılmalıdır. Daha geniş bakıldığında ise NATO bir yerde ABD demektir, dolayısıyla ABD ile ilişkiler tam olarak rayına oturmadan NATO ile sorunsuz bir birliktelik de zordur.

 

(Bu makale Diplomatik Gözlem dergisinin Aralık 2017 sayısında Batı İle İkili Sorunlardan Kurumsal Krize: NATO’daki “Düşman Hedef” Skandalı başlığıyla, Diplomatic Observer dergisinin Aralık 2017 sayısında ise From Bilateral Problems With The West To Institutional Crisis: “Enemy Target” Scandal At NATO başlığıyla yayınlanmıştır.)