Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 21 Ocak 2014 tarihinde Brüksel’de AB komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompu ile görüştü. Başbakan Brüksel temaslarına Avrupa Parlamentosu (AP)  Başkanı Martin Schulz ile devam etti. Başbakan Erdoğan’ın AB liderleri görüşmelerinden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında Suriye, Cenevre-2, HSYK ile yargı bağımsızlığı konularına değinildi. Başbakan Erdoğan’ın beş yıl aradan sonra yeniden Brüksel’de bulunması basında geniş yer buldu.

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 21 Ocak 2014’te gerçekleşen Brüksel ziyareti hakkında Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve Avrupa Birliği İlişkileri uzmanı Yrd. Doç. Dr. Gözde Yılmaz, Türksam için değerlendirmelerde bulundu:

 

“Son aylarda Türkiye 'de yaşanan gelişmeler konusunda birebir temaslarda bulunmak üzere Brüksel'e giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan AB liderleriyle görüşmelerde bulunmuş ve iç politikada yaşanan gelişmeler konusunda temaslarda bulunmuştur. 2005 sonrası imtiyazlı ortaklık ve Kıbrıs meselesi nedeniyle çıkmaza giren Türkiye'nin AB'ye adaylık süreci 2013'ün ikinci yarısından itibaren canlandırılmaya çalışılmakta ve AB liderleri her fırsatta Türkiye'nin adaylık sürecinde AB norm ve kuralları çerçevesinde reformlara devam etmesi  konusunda ısrarlı demeçlere yer vermektedirler. Erdoğan son dönem paralel devlet tartışmaları ve yargı konusundaki gelişmeleri  Brüksel'de Avrupa'ya  aktarmış ve gelişmeleri yakından takip eden AB liderleri AB standartları, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve erklerin ayrımı konularına dikkat çekmişlerdir.  Demokrasi yolundan ayrılan olası bir Türkiye, AB'nin özellikle Arap Baharı sonrası Ortadoğu ve ayrıca Doğu Avrupa, Kafkaslar, Orta Asya gibi bölgelerdeki yumuşak gücüne ciddi darbe vuracak bir gelişme olacağından AB liderleri Türkiye'deki gelişmeleri bölge coğrafyasını da göze alarak kaygıyla izlemektedirler. 2005'den bu yana inişli çıkışlı sürdürülen Türkiye'nin AB adaylık sürecinin canlandırılmasının bu kaygıları dindirecek bir çare olarak görülmesi oldukça muhtemeldir.

 

Sonuç olarak, Türkiye'nin adaylık sürecinde isteksiz bir AB'nin Türkiye'deki reformları canlandırması beklenemez ve AB yaklaşık olarak 8 senedir vermekte zorlandığı bir kararı vermek durumunda kalması da oldukça muhtemeldir: demokratik ve AB normlarına bağlı bir Türkiye için tam üyelik. AB liderleri ya kendi iç meselelerine odaklanacak ve Türkiye ile ilişkilerini bir ileri bir geri devam ettirecek ya da tam üyelik konusunda tutarlı bir tavır sergileyecek ve AB'yi Türkiye için bir cazibe merkezi haline getirecektir. Son dönem Türkiye'nin adaylık sürecinde yaşanan gelişmeler (geri kabul antlaşması ve vize konusundaki gelişmeler veya müzakerelerde Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların koordinasyonu faslının açılması) AB'nin adaylık sürecini canlandırarak Türkiye'nin demokrasi yolundaki reformlarını canlandırmaya odaklanacağı görülmektedir”  olarak değerlendirdi.