Başbakan Erdoğan’ın Irak ziyareti Kuzey Afrika’da başlayan demokratikleşme fırtınasının yavaş, yavaş Ortadoğu’nun Kuzey kesimine doğru kayma eğiliminde olduğu döneme rast gelmektedir. Başbakan Irak’ta iken, Suriye’de halkın babasından iktidarı devralan oğul devlet başkanı Başer Esat’a karşı gösterileri hız kazanmaya başlamıştır. Suriye’deki gelişmelerin geleceği konusunda kaygılı olan hükümet Mit Müsteşarını gerekli yardım ve koordinasyonu sağlamak üzere Suriye’ye göndermiştir.

                            

Ziyaret Belirli Hedeflere Yönelik Üç Ayrı Başlıkta Gerçekleşmiştir

 

Başbakan Erdoğan’ın Irak’a yapmış olduğu ziyaretin hedefleri esas olarak üç başlık altında toplanabilir. Zaten ziyaret bu hedefleri içerecek şekilde üç farklı makamı kapsayan şekilde gerçekleşmiştir.

 

Birincisi Irak Merkezi Hükümeti ile ilgili 2009 yılında yapılmış olan ziyaretin devamı niteliğindeki görüşmelerdir. Burada yeni kurulan ve hala mevcudiyetini bütün Irak halkına kabul ettirme çabası içinde bulunan Irak Başbakanı El Maliki ile yapılan görüşmelerle Irak genelinde Merkezi hükümetin desteklendiği imajını vermek esas olmaktadır. Üniter ve toprak bütünlüğü sağlanmış, merkezi hükümeti güçlü bir Irak Türkiye’nin bu gün tercih etmek zorunda olduğu bir yapıdır. Kuzey’deki yönetimin güçlenmesi ve merkezi hükümetin iradesinden ayrı telden çalması Türkiye tarafından arzu edilmeyen bir şey olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha evvel 2009 yılında ekonomi alanında yapılmış olan kırktan fazla Mutabakat Anlaşmaları- MOU (memorandum of understanding), yine ekonomi ve sanayi alanlarında geliştirilecek ve halen yıllık 7,5 milyar dolar olan ticaret hacminin 2015’lerde 12 milyar dolara ve müteakiben de 25 milyar dolara çıkartılması için gayret sarf edilecektir. Başbakanlar arasında düzenlenen yüksek düzeyli komite bu konuda gerekli girişimlerde bulunacaktır. Zaten üst düzey bürokratlar seviyesinde Stratejik İstişare Konseyi tesis edilmiş olup, çalışmalarını sürdürmektedir.

 

Başbakan’ın Irak merkezi hükümeti ile görüşmeleri ve bu konuda en üst düzeyde işbirliğini sürdürme iradesinin altında gerçekte Kuzeyde ki Kürt yönetimine verilmeye çalışılan bir mesaj yatmaktadır. Bu mesaj; biz Türkiye olarak, Irak’ın birlik ve bütünlüğünden ve merkezi yönetiminden yanayız ve bunu destekliyoruz şeklinde algılanabilir. Türkiye Irak merkezi hükümeti ile yakın işbirliği ve koordinasyon sonucunda Kuzey’deki Kürt yönetiminin bağımsız olarak, ayrı bir Kürt devleti oluşumuna karşı çıkacakları konusunda mutabakat sağlamış olmaları gerekmektedir. Bu şekilde bir ayrışma özellikle zengin petrol yataklarından mahrum olacak Irak için kabul edilemeyeceği gibi, Türkiye tarafından da asla kabul görmeyecek bir yapıdır. Peki, bu mesaj doğru zamanda ve uygun ortamda mı verilmektedir? Bu sorunun cevabını aşağıda vermeye çalışacağız.

 

Ayetullah Sistani’nin Ziyareti ve Suriye

 

İkinci ziyaret yeri kutsal yer olan Necef’te Ayetullah Ali Sistani’nin ziyaretidir. 80 yaşlarında olan ve genelde politikadan uzak durmaya çalışan Irak Şii kesiminin en büyük din otoritesi olan bu şahıs Necef’te iskan etmektedir. Son olarak Bahreyn’de Sunni liderlerin Şii halka karşı şiddet kullanmalarına itiraz etmiş ve bu uygulamanın sona erdirilmesi konusunda bir çıkış yapmıştır. Bu arada Başbakan Erdoğan Hz. Ali’nin türbesini ziyaret etmiştir. Bu ziyaret bir çok şekilde yorumlanabilir. Ancak seçim öncesi, Türkiye’de ki Alevi kesime yapılan oy avcılığına yönelik bir girişim olarak değerlendirilmesi de gündemde yerini alabilir.

 

Başbakan’ın Şii liderini ziyaretinin nedenlerinden biri basında her ne kadar Bahreyn’deki olayların değerlendirilmesi gibi ele alınsa da, kanaatimize göre görüşmelerin merkezinde Suriye’deki ayaklanmalar olacaktır. Şii yönetimin başı olan Esad’ın, Sunni halka karşı davranışı mutlaka ele alınacaktır. Bu konuda Şii liderin Başer Esad’a gerekli uyarıyı yapması sağlanmaya çalışılacaktır diye düşünülmektedir.

 

Bunun nedenini şu şekilde açıklayabiliriz. Bilindiği gibi Türkiye- Suriye sınırı 800 km kadar bir genişliği kapsar ve Suriye’de 1,4 milyon kadar Kürt nüfus vardır. Bu son halk ayaklanmaları sonunda Başer Esad’ın sonu da diğer Arap liderleri gibi olursa, bunların 6 milyon nüfuslu Kuzey Irak yönetimi ile birleşme çabaları Türkiye’nin göze alamayacağı bir gelişme olacağı gibi, 6 milyon Kürt’ü barındıran İran’ında istemeyeceği bir durum olarak karşımızda durmaktadır. Suriye’de gelişen böyle bir durum karşısında Suriye’nin Kuzey şeridi Lazkiye’ye kadar Kürt nüfus alanı içine alınır ise, Akdeniz’de çıkış alanına sahip bir Kürdistan Devleti gündeme gelir ve bütün Ortadoğu için çok ciddi sonuçlar doğurması kaçınılmaz olur. Bu bakımdan Suriye Devlet Başkanı Başer Esad’ın çok akılcı politika ile suhunetle halka gerekli açılımları yaparak, birlik ve bütünlüğü elinde tutması, ülkenin bekası için elzem olarak görülmektedir. Türkiye bu konuda elinden gelen her türlü desteği sağlamak zorundadır olarak görülmektedir. Sistani’nin ziyaretinde bu konuda Suriye’ye gerekli girişimleri yapması için destek talebinin gündeme gelebileceği değerlendirilmektedir.

 

Kuzey Irak Yönetimi Ziyareti

 

Üçüncü ziyaret ise, Kuzey Irak Kürt Yönetimi Lideri nezdinde yapılan ziyarettir.   Bu ziyaret münasebetiyle Başbakan bir banka ve havaalanı inşaatını açmış ve dostluk mesajları vermiştir. Aslında kapalı kapılar arkasında neler konuşulduğu konusunda yorumlara ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye Kuzey Irak’ta yumuşak güç unsurlarına sahip gibi görülmektedir. Bunlar Türk iş adamları ve müteahhitleri tarafından tesis edilmektedir. Bununla beraber, Kuzey Irak yönetiminin PKK’a karşı fiili desteği konusunda şu ana kadar bir kazanç elde edilememiş gibi görünmektedir. Lafzi olarak Kürt yönetimi PKK ve uzantılarına destek vermediğini ifade etmesine rağmen, bunun fiiliyatta böyle olmadığı bilinmektedir. Bu durumda Türkiye Kuzey Irak yönetiminde gerekli güvenceleri almak için bir takım girişimler yapmaktadır. Bu girişimler, yapılacak yatırımlarla orada belirli bir potansiyele ulaşmak ve onların bu ilişkileri yıkmayı göze alamayacağı bir seviyeye getirmek olarak düşünülebilir. Bu suretle oluşturulan yumuşak güç unsurlarını devreye sokarak Kürt yönetimine baskı yapmak suretiyle PKK konusunda fiili sonuçlar alınması sağlanmaya çalışılabilir. Ancak bu uzun soluklu bir süreç içermektedir. Halen Türkiye’de gündemde olan demokratik açılımın tezahürleri tahminlerin ötesinde hükümetin kontrolü dışında şekillendirilmeye ve hükümete dayatılmaya çalışılırken, bu faaliyetlerin Irak Kuzeyinden destek görmemesi son derece önemlidir. Aksi takdirde, durum kontrol edilemez bir aşamaya geldiğinde Türkiye’nin kontrol için sert güç unsurlarını devreye sokarak, Irak Kuzeyine müdahalesi kaçınılmaz olacaktır. Bu ise bu günkü süreç içinde Türkiye’yi son derece zora sokacak bir ortam yaratacaktır.

 

Demokratik Açılımın Öngörülemeyen Bir Sürece Girmesi Önlenmelidir

 

Türkiye Dünya’da ki diğer devletler gibi Kuzey Afrika’da ki bu eylemleri öngörememiştir. Bu eylemlerden önce Türkiye’deki Kürtler hakkında “demokratik açılım” adıyla bir takım girişimleri gündeme getirmiştir. Ancak, bu gün ortaya çıkan eylemlerin gölgesi altında bu açılım değerlendirildiğinde pek kıymeti harbiyesi kalmamış girişimler olarak değerlendirilmektedir. Türkiye kendi bölgesinde ki faaliyetleri kontrol altında tutabilmek için mutlaka Irak’la ilişkisini kesmek veya en azından azaltmak durumundadır. Bu hususu gerçekleştirebilmek için Irak Kürt Yönetimini işbirliğine ikna etmek zorundadır. Aksi takdirde, zaten başarısız olan demokratik açılım fikrinin vermiş olduğu ivme Türkiye için hiç de istenilmeyen sonuçlara yol alan kontrol dışında bir mercie doğru şekillenmektedir. Bu kontrol edilememe durumunu Suriye’de oluşabilecek bir ayrışma ile birleştirdiğiniz takdirde bambaşka coğrafi dengeleri çıkaran yapılanma çabaları ortaya çıkacak ve Ortadoğu’yu atom bombası gibi potansiyel patlamaya hazır bomba haline sokacaktır.

 

Irak’ı ziyaret, Suriye’yi çok yakından takip vs. ile, hükümet seçim öncesi, Ortadoğu’ya doğru kayma evresi gösteren domino etkisini en aza indirmeye yönelik çabalar ortaya koymaktadır. Anlaşıldığı kadarı ile içeride ayrılıkçı güçler, başarısız demokratik açılımın verdiği ivme ile, domino etkisinden neler kazanacaklarının hesabını yapmakla meşgul olarak, yerine getirilmesi mümkün olmayan taleplerle hükümeti ve dolayısıyla Türk Devletini açmaza sokmaya çalışmaktadır.