Türkiye ile Azerbaycan arasında son aylarda Ermenistan açılımı sebebiyle yaşanan gerginliği aşmak ve doğrudan diyalog kanallarını açmak amacıyla Başbakan R.T. Erdoğan 12 Mayıs 2009 tarihinde Bakü’ye gidiyor. Başbakan Erdoğan’ın bu ziyaret esnasında Azerbaycan Parlamentosu’nun özel oturumda bir konuşma yapması, Başbakan Artur Rasizade ve Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile bir araya gelmesi beklenmektedir. 13 Mayıs’ta Bakü’den ayrılacak olan Erdoğan ayrıca yine bu konuları görüşmek için 16 Mayıs 2009 tarihinde Soçi’ye giderek Rusya Başbakanı Vladimir Putin ile de bir araya gelmesi beklenmektedir.

 

Güney Kafkasya’da jeopolitik dengeler son Kafkasya savaşı ile değişmeye yüz tutmuştur. Değişen bu jeopolitik ortamda ilişkilerin birebir tabiri caiz ise “adama dama” yürütüldüğünü görmekteyiz. Rusya bu aşamada adam adama markajı başarılı bir şekilde yürütmektedir. Liderler seviyesinde karşılıklı ziyaretlerinin yanı sıra Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) çerçevesinde yürütülen çeşitli toplantılarda bir araya gelinmekte ve diyalog kanalları sürekli açık tutulmaktadır. Rusya’nın son dönemde kanalları açık tuttuğu ve Türkiye ile gerilen ilişkilere doğru orantılı olarak kazanmaya çalıştığı ülkenin Azerbaycan olduğu görülmektedir. Rusya’da hal böyle iken bir de Türkiye’ye bakmam gerekir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler bağımsızlığından buyana en hassas ve kritik dönemini yaşamasına rağmen Türkiye’den Azerbaycan’a yapılan en son üst düzey ziyaret Eylül 2008’de Cumhurbaşkanı Gül tarafından yapıldığı görülmektedir. Bu ziyaret de Cumhurbaşkanının Erivan ziyareti sonrasında Bakü’nün gönlünü alma maksadının ötesine geçememiştir. Başbakan Erdoğan’ın son ziyareti ise Ağustos ayında yaşanan Kafkasya savaşı sonrasında olmuştu. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ise en son 5 Kasım 2008 tarihinde Türkiye’ye gelmiştir. Bu Aliyev’in Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra yurt dışına yaptığı ilk resmi ziyaretti ve TBMM’de de bir konuşma yapmıştı Aliyev bu ziyaretinde. Aliyev’in İstanbul’da geçtiğimiz ay gerçekleşen Medeniyetler İttifakı toplantısına planlandığı halde gelmekten vazgeçtiği de hatıralardadır.

 

Bölgede bu kadar hayati konular görüşülürken son 6 aydır iki ülke arasında liderler düzeyinde herhangi bir ziyaret gerçekleşmemiş olması ciddi bir eksikliktir.  Böylesine hassas bir konunun telefon görüşmeleri ile geçiştirilmesi elbette ki, düşünülemez. Sorun da zaten buradan başlamaktadır. Her ne kadar gerekli bilgilendirme yapılıyor denilse de yüz yüze görüşülemediği için Azerbaycan nezdinde ikna edici bir diplomasi yürütülememiştir. Kamuoyları nezdinde de aynı şekilde kamu diplomasisi çalışması yapılamamıştır.

 

Ancak şu kadarını söyleyebiliriz ki, ilk deprem fazla yıkıntı yapmadan geçirilmiştir. Şimdi artık 24 Nisan geçmiştir, Prag görüşmeleri geçmiştir. artık onarım zamanıdır. Bu yönde ilk çalışmalar da başlamıştır. Ermenistan basınının yorumlarına baktığımızda kabinede yapılan değişiklikte Ali Babacan’ın yerine Ahmet Davutoğlu’nun getirilmesi Bakü ile yürütülen diyalogda başarılı olunamamasına bağlanmaktadır. Yeni bakan da bu söylentileri adeta doğru çıkarır girişimlerde bulunmuş ve atandıktan sonra ilk misafiri Azerbaycan’dan gelmiştir. Bu çerçevede Azerbaycan Dışişleri Bakanı Birinci Yardımcısı Araz Azimov Ankara'da Dışişleri Bakanlığı görevine getirilen Ahmet Davutoğlu ile görüşmüştür.

 

Yukarıda da ifade edildiği gibi şimdi onarım zamandır ve Başbakan Erdoğan’ın bu ziyareti sırasında bu onarımın yerinde yapılması için büyük bir fırsat doğmuş olacaktır. Yalnız buradan bir uyarıda bulunmak isteriz. Sayın Başbakan’ı Bakü’de zor bir süreç beklemektedir. Hem ikili görüşmelerde, hem Mecliste yapacağı konuşmada ve hem de basın ile gireceği diyaloglarda son derece sabırlı ve sakin olması gerekmektedir. Sayın Başbakan’ın bazen Türkiye’de iç politikada kendisine sorulan sorularda sinirlerine hakim olamadığını görebilmekteyiz. Ancak Azerbaycan’da basından ve/veya diğer kesimlerden gelebilecek her türlü soru ve konuşmalarda son derece babacan, sabırlı ve güler yüzlü olmasında fayda vardır. Aksi takdirde orada gelebilecek kontra bir soruya sinirlenerek verebileceği ters bir cevap ortamı gerebilir. Unutmamak gerekir ki, Sayın Başbakan oraya “onarım” amacıyla gitmektedir. Türkiye’nin yapmak istediği açılımları doğrudan anlatmak amacıyla gitmektedir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri bozmak için fırsat bekleyen çevrelere dikkat etmek ve provakosyanlara gelmemek gerekir.  Özellikle Azerbaycan basınında az da olsa bazı çevrelerin bu tür sorular sormak için sabırsızlandığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Bununla beraber Türkiye'de basındaki bazı çevrelerin Bugün Gazetesi'nden Nuh Gönültaş gibi bu ziyaret öncesinde yazmış oldukları yazıların da provokasyondan öteye gitmnediği, bu şekilde bir bakışın ilişkilere fayda değil, zarar getireceğini belirtmek gerekir. Bu ve benzeri yazılar Sayın Başbakanın Bakü ziyaretine de zarar vermektedir. Azerbaycan basını gibi Türk basınının da bu konuda daha hassas ve sorumlu davranması gerekir.

 

Başbakan Erdoğan’ın orada vereceği mesajları da net bir dille ifade etmesinde fayda vardır. Ermenistan’ın işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmeden sınırların açılmayacağının Bakü’de yüksek sesle ifade edilmesi de gerekecektir. Sadece liderler düzeyinde ziyaretler yetmez. Bunun sivil toplum kuruluşlarının da yardımı ile başarılı bir kamu diplomasisi ile desteklenmesi de gerekmektedir. Hem Azerbaycan kamuoyu ve basınında ve hem de Türk kamuoyu ve basınında bazı kesimlerin birbirini suçlayıcı tarzda yaklaşımlarına bir an önce son vermeleri sağlanmalıdır. Bu anlamda Başbakanın açıklamalarını da dikkatli bir dilde yapmasında fayda vardır. Türkiye’de hatırlanırsa Azerbaycan’dan gelen kadın milletvekillerinin Türkiye’de bazı tv kanallarından konuşmalarını sert bir dille eleştirmişti. Örneğin meclis ziyareti esnasında bu milletvekillerinin de gönlünü alacak bir şekilde kendileriyle görüşmesi ve Türkiye’nin Azerbaycan’ı yalnız bırakmayacağını ifade etmesi iki ülke kamuoyları açısından olumlu bir girişim olacaktır. Erdoğan’ın bu ziyareti Türkiye’nin son 6 aydır her ne hikmetse ihmal ettiği kamu diplomasisi çalışmalarını yürütmesi için önemli bir fırsattır. Bu fırsatı iyi kullanmak gerekir. Ancak bu fırsatı kullanırken Azerbaycan’ın hassasiyetlerine dikkat etmek ve “kaş yapayım derken göz çıkarmamak” gerekir. Barack Obama’nın Türkiye ziyareti herkesin hatırındadır. Zira bu ziyarette özel çalışılmış konular mevcuttu. Elbette ki, Türkiye ile Azerbaycan’ın ilişkileri Türk-Amerikan ilişkilerinden çok daha yakın ve anlamlıdır. Ancak yine de böylesi hassas bir dönemde son derece dikkatli olmak gerekir. Unutmamak gerekir ki, Kafkasya'da Türkiye için aslolan Azerbaycan'dır. Türkiye'ye Ermenistan ile sınırlarını aç diyen ABD'nin İran ile sınırlarını kapat dediğini dikkate aldığımızda sınır politikasının aslında ülkelerin çıkarları ile doğru orantılı olduğu ve ABD iel İran'ın ilişkilerinde sorun olduğu için bize açma dediği sınırı sorunlarımızın hala çözülmediği Ermenistan ile sınırlarımızı aç dediğini ve bunun sebeplerini iyi görmemiz gerekir.

 

Son olarak şunu da vurgulamak gerekir ki, Başbakan Erdoğan'ın Bakü'ye yaptığı ziyaret önemlidir. Ama en az onun kadar önemli husus Cumhurbaşkanı İlham aliyev'in bir an önce Türkiye'ye gelmesi ve ardından da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Azerbaycan'a gitmesi gerekir. Bütün bu karşılıklı ziyaretleri ise STK'ların yapacağı ortak toplantılarla desteklenmesi gerekir.