Dikkat edelim; bir yanda Irak ve Suriye parçalara ayrılırken diğer yanda Kürtler tek bir çatının altında toplanmaya çalışılıyor. Bölümler halinde uygulanan bu planın hali hazırdaki aşaması iki parçalı “Kürdistan” ile sınırlı. Uzun vadeye yayılan son aşamasındaysa, sınırları İran’dan başlayıp Doğu Akdeniz’de sona erecek, Ermenistan ve Orta Asya’ya komşu bir “Kürdistan” yaratılması hedefleniyor.

 

Bu planın tek mimarı ve uygulayıcı olmamakla birlikte en önde gelen isminin Mesut BARZANİ olduğu pek çok kimsenin malumudur. Yılların birikimiyle bağımsızlık yolunda emin adımlarla ilerleyen bir BARZANİ’yi izlemekteyiz…

 

Değil ilerlemek, ayakta kalmanın bile zor olduğu bir bölgede bağımsızlık yolunun taşıdığı tehlikeleri birer birer hesaplıyor. Bir ayağı sağlam basmadan diğerini kaldırmıyor. Dikkati çekmeden yavaş hareket ediyor. Günlük kararları müthiş bir beceriyle uzun vadeli hedefine bağlıyor.

 

İki parçalı “Kürdistan” yolunda, bir başkası için üstesinden gelinemez sorunlar BARZANİ için de zor ancak başarılamaz değil. Öncelikli olarak Suriye, BARZANİ’nin kararlı tutumuna rağmen sonuçları bakımından zorlandığı bir konu. Bağımsızlık planının en önemli parçası olan Suriye Kürtlerini desteklememesi mümkün değil. Bunun bedelini, ESAD ve bağlı olarak İran’la ilişkilerinin sıkıntıya girmesiyle ödüyor. Ve dahası Tahran-Bağdat-Beyrut arasında sıkışması kaçınılmaz oluyor. Nuri El MALİKİ iktidarına karşı yürüttüğü diplomasi mücadelesinde hareket alanı daralıyor. Anbar ve Diyala vilayetlerinde yönetimi ele geçirme girişimlerinin başarısız olması riski ortaya çıkıyor. Kerkük’ün statüsü konusunda elde ettiği inisiyatifi kaybetmesi söz konusudur. Anlık değişikliklerin gelenek halini aldığı PKK-İran arasında yeni bir işbirliğinin sonucunda hem kendi bölgesinde hem de Suriye’de yeni sorunlar yaşaması olasıdır. Diğer tarafta ise bozulacak İran ilişkileri nedeniyle PKK-PJAK üzerindeki ağırlığını yitirecektir. Hatırlayalım; geçen yıl İran ile PJAK arasındaki ateş-kes anlaşması BARZANİ’nin girişimiyle sağlanmıştı. Ve hepsinden önemlisi bağımsız bir “Kürdistan” için bir asır daha beklemeye tahammülü yoktur. Bu fırsatı kaçırması halinde içerideki muhalefet ve feodal ayrılık hareketleri önündeki baraj yıkılacaktır.

 

Geçen yıl Amerikan askerlerinin çekilme tarihiyle birlikte BARZANİ’de de yoğun bir hareketlilik görüldü. Türkiye ve ABD arasında adeta mekik dokudu. Suriye’deki Kürt muhalif hareketiyle irtibatını sıklaştırdı.

 

PKK’nın terör eylemlerinin arttığı 2011 yılının sonlarında Barzani’nin karşılıklı silah bırakma çağrılarında artış oldu. Ancak PJAK’ın hedefi olan İran’ı kollayarak yaptığı sert eleştiriyi, aynı ölçüdeki sertlikle PKK’ya yöneltmekten kaçındı. Şiddet ve çatışmanın sorunu çözmeyeceğini, PKK’nın eylemlerini durdurmasını, buna karşılık Türkiye’nin de diyalog yolunu açmasını istedi. Terör örgütünü barındırdığı gerçeğini bir kenara bırakıp, arabuluculuğa soyundu.

 

Bu dönemde Türkiye’ye yaptığı bir ziyaretten dönüşünde beraberinde PKK’ya iletmek üzere Türkiye’nin şartlarını götürdüğü öğrenildi. Kandil’in cevaben, Öcalan’a “tecrit” uygulandığını iddia ettiği bir dönemde bu şartları kabul edemeyeceğini söylediği belirtildi. O günlerde BDP’liler Süleymaniye’ye ve Erbil’e gittiler ve Kuzey Iraklı ilgililerle görüşmeler yaptılar. Amerikalıların Irak’tan çekildikleri o günlerde BDP’lilerin derdi, Kürt ulusal konferansını toplamaya Barzani’yi ikna etmekti.

 

Suriye’de Kürt muhalefetini kanatlarının altına aldığını açıkça ortaya koyduktan sonra İran’a gitti. Suriye’li Kürt partilere hitaben yaptığı konuşmada “her türlü değişikliğe hazır ve aralarında birlik” olmaları çağrısı yaptı.

 

Otuz yıllık bağımsız bir devlet olan KKTC’yi tek bir ülke tanımayıp temsilcilik açmazken, Kürt Bölgesel Yönetiminin merkezi Süleymaniye dünyanın en hızlı gelişen diplomasi merkezi haline geldi. O güne kadar olmayanı başararak Bağdat yönetimini atlayıp Exxon Mobil ile anlaşma imzaladı. Böylelikle Kürt petrolünün dünya petrol borsasına girmesiyle bağımsızlık yolunda dev bir adım atma planı eksiksiz başarıldı.

 

Nisan ayının ortalarında İstanbul’a geldi. Basın, bu ziyaretin bir amacının cumhurbaşkanı yardımcısı Tarık HAŞİMİ’nin durumu, diğerinin ise PKK’ya silah bıraktırma konusu olduğunu duyurdu. Yine aynı yolla yapılan duyuruda BDP’lilerle de ayrıca görüştüğü bildirildi.

 

Amerika’ya yaptığı seyahatte daha çok iş dünyasıyla bulunduğu görüşmeler öne çıkarıldı. Aslında böyle olması da son derece normaldi. Zira BARZANİ zaten uzunca bir süreden beri Bağdat’tan bağımsız hareket ediyordu. Siyaseten kopuktular. Bu bağın BARZANİ için en zorlayıcı tarafı Bağdat’ın petrol ihracından hissesine düşen payı kısmasıydı. Sonuçta Amerika ve ardından Türkiye ile yaptığı görüşmelerde bağımsızlığın önündeki ciddi bir engeli daha kaldırdığı anlaşılıyor. Artık petrol ihracını bizim üzerimizden yapmaya başlayacak.

 

Bu başarılarından rahatlamış olmalıydı ki Bağdat’ın yönetimi paylaşmaya yanaşmaması halinde Eylül ayından sonra bağımsızlık için referandum yapacağını açıkladı. Şii yönetimine hitaben Sünnilerin özerk yönetim arzularını da bütün kalbiyle desteklediğini belirtti.

 

BARZANİ, bağımsızlığa giden yolun taşlarını teker teker döşerken PKK’nın silahlı siyasetinin kendisi için bir engel olduğunu hiç aklından çıkarmıyor. Zira bu aşamada Türkiye’nin dostluk ve desteğine amansız bir şekilde muhtaç olduğunun ve terör örgütünün her an kötü bir gidişe yol açabileceğinin bilincinde. O nedenle her fırsatta PKK’nın silah bırakmak, Türkiye’nin de barış yolunu izlemek zorunda olduğunu tekrarlıyor. Bunu başarmak için başka aracıları da devreye sokuyor. “Kürt sorununu” başımıza açan ülkelerin arkasında olduğu, AB ve ABD’nin desteklediği Kürtçü siyasetçileri devletin üst kademeleriyle görüşmeye ikna ediyor.

 

Geçen yıl Erbil’de düzenlenen Suriye Kürt Ulusal Konferansı’na Kandil’in talimatıyla katılmayı ret eden PYD’yi (Demokratik Birlik Partisi) birkaç gün önce ağırlayarak aralarında birlik olmaya zorladı. Hemen güneyimizdeki Kürtleri tek bir güç olmak zorunda bırakıyor. BARZANİ’nin PYD ile görüşmesinde yaptığı Kürt muhalefetiyle ortak hareket çağrısı, aynı zamanda PKK’nın PYD aracılığıyla Türkiye’nin güneyinde alan hakimiyeti elde etmesinden duyduğu endişedir. Amanoslar’da denetimi ele geçiren PKK, BARZANİ için son derece önemli petrol ihraç hattı üzerinde ciddi bir tehdit olacaktır. Bu durumda PKK’nın karşısında eli zayıflayacaktır.

 

Bu arada beklentilerine ters gelişmeler de olmaktadır. Bütün başarılarını gölgeleyen muhalif Gorran Movement (Değişim Hareketi) partisini zapt altına alamamaktadır. Gorran yüz onbir sandalyeli Kürt parlamentosunda yirmibeş üyeyle varlığını hissettirmektedir. Partinin çoğu yüksek öğrenimli politikacıları, TALABANİ’yi de BARZANİ’yi de zorlamaktadır. Bu durumdan yararlanan İran, partinin genel koordinatörü Nevşirvan MUSTAFA’yı davet etti. Ülkenin tanınmış politikacılarıyla yaptığı birçok görüşmeden sonra K.Irak’a dönen N. MUSTAFA, Kürtlerin Maliki ile olan anlaşmazlıkta yer almamaları gerektiğini söyledi. Bu açıklama elbette İran’ı memnun ederken BARZANİ’yi sinirlendirdi.

 

İçerideki muhalefete dizgin vurmak üzere Ulusal Güvenlik Konseyi’ni kurdu. Başına oğlu Mesrur BARZANİ’yi, onun yardımcılığına da KYB’den Kasro GÜL’ü getirdi. Diplomatik ve ekonomik gücün askersiz bir varlığının olmayacağını iyi bildiği için yılsonuna kadar bütün peşmerge güçlerini birleştireceğini açıkladı.

 

Gelişmelerin genel gidişinde, ABD kendi güvenliği ve küresel çıkarları için tehdit olan Şii yayılmacılığına karşı Sünni kalkanı oluşturmaya çalışıyor. Yaşanan kargaşa daha şimdiden Hizbullah ve İran’ın sert tepkileriyle bize fatura edilmeye başlandı bile. Gelecekte bize yeni Iraklar, “Kürt sorunları” yaşatacak bu durum muhakkak ki önemli. Ancak belirgin bir noktaya bakıldığında olanların aynı ölçüde hatta çok daha boyutlu bir tehdit olarak bizi yavaşça sardığını görmemek mümkün değil. BARZANİ, -şimdilik yalnız başına, yarın belki PKK ile birlikte olmak üzere- dikkatlerden uzak bir köşede iki parçalı “Kürdistanın” taşlarını döşemeye devam ediyor.