PKK terörüne son verilmesinin söz konusu olduğu her ortamda akıllara derhal IRA ve ETA gelmektedir. Sözü edilen örgütlerin sadece bugün bulundukları noktanın dikkate alınması ve onları buraya hangi sebeplerin getirdiğini görmeme hatasına düşülmektedir. Gerçek yalın haliyle şudur; IRA da ETA da bugün bulundukları barış masasına zorla oturtulmuşlardır. IRA’ya aracılık yapan ABD örgütün silah kanallarını kesmiş, en büyük destekçisi Libya’yı baskıyla vazgeçirmiştir. Kısaca IRA’nın köşeye sıkıştırılmasında önemli bir sorumluluk üstlenmiştir. ETA’nın durumu da diğerinden farksızdır. Kendisi de Bask nüfusuna sahip komşu ülke Fransa, İspanya ile el ele verip ETA’nın militan, para, silah ve mühimmat kanallarını teker teker kesti. ETA’ya nefes aldırmadılar. Öyle ki ne eline silah verecek bir militanı ne de silahı kaldı.

 

PKK’yı “barış masasına” oturtmanın baş oyuncusu olan batının tek hedefi var; sonuçları yeni bir terör yaratacak olmasına rağmen PKK’yı silahsızlandırıp, siyasi alana çekmek. Terör faaliyetlerini etnik temelli siyasi çerçeve içinde kabul edilebilir bir kılıfa yerleştirmeye çalışıyor. Bunun adına demokratik alanda mücadele dese de PKK’nın terör kozunu elinden hiçbir zaman bırakmayacağı gerçeği onu hiç ilgilendirmiyor. Farkında olarak ya da olmayarak PKK’yı IRA ve ETA ile karıştırıyor.

 

Hatta biraz da batıda yaşayan bölücülerin etkisiyle Türkler ile Kürtleri bütünleştiren kökü çok derinlerde olan toplumsal yapıyı görmemezlikten geliyor. Etnik Kürtçülerin yıllardır yaptıkları gri propagandayla Kürtlerin tümüyle farklı bir etnisiteye sahip halk olduğu kanısı yaygın bir şekilde yerleşiyor. İrlanda ile İngiltere arasındaki Protestan-Katolik, Euskadi ile İspanya arasındaki İspanyol-Bask ayırımındaki yaklaşımıyla Türkler ile Kürtleri ayrı toplumlar olarak değerlendiriyor. IRA’yı, ETA’yı yaratan toplumların savaşın tarafları olmalarını ülkemizdeki terör konusunda da var sayıyor.

 

Bölgesel ve küresel anlamda son derece büyük olumsuz etkileri olacak PKK terörü konusuna daha ilk adımdaki bu hatalı yaklaşım, çözüm olduğu sanılan dayatmalarla daha da karışık bir hale geliyor. Ancak sonuçta istediğini elde etmiş olacağı için bu yanlış batıyı fazla ilgilendirmiyor. Çözüm olduğu sanılarak zorlamayla varılacak noktanın öncesine oranla daha büyük sorunlara yol açacak olması da bu nedenle önemli görülmüyor. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra çizdikleri Ortadoğu sınırlarının, 1960’larda Afrika’dan arkalarında etnik bölünmüşlük bırakarak ayrılmış olmalarının bir önemi bulunmuyor. Nasıl olsa geçmişin hatalarını bugün yeniden sınır çizerek düzeltmeye çalıştıkları gibi gelecekte de sınır çizmelerinin önünde hiçbir engel olmayacaktır.

 

Onlar için PKK’nın siyasallaşmasını Arap Baharı’nın sonuçlarıyla birleştirmek mümkün. Bölgenin yeniden inşasında hadi şimdi zamanı diyerek birbirlerine hasım olsalar da Kürtçülere de rol verilecektir. Kürtçülerin kendi içlerindeki ve bölgelerindeki çatışmalarının sonuçlandırılmasıyla, bir bütünlük içerisinde olmasa da sağlanacak nispi sukûnet ortamı batının egemenliği için yeterli olacaktır. Ayrıca Ortadoğu’nun çok önemli bir bölgesinde batıya her bakımdan bağımlı bir gücün varlığından sayısız faydalar sağlayacaklardır. Bu gücün batının eliyle şekillendirilmiş Müslüman dünyasında oynacağı rol batıyı fazlasıyla memnun edecektir.

 

Tek yanlı olarak baskı altına alınan Türkiye’nin her türlü özveriyi kabul etse bile bunun PKK terörünün bitmesi için yeterli olmayacağı batının ve diğerlerinin değerlendirmelerinde yer bulmuyor. Vermeyle kurtulamayacağı ortadayken Türkiye’nin hep veren taraf olmasının kolaycılığına kaçılmaktadır. Oysa iyi bilinmelidir ki; teröristleri alıp bağrımıza bassak bile terör bitmeyecektir.

 

Bir kere PKK’nın nihai hedefi sadece Türkiye’de bizzat kendi elinin altında olacak bir bölge elde etmek değildir. Terör örgütünün “dört parçadan oluşan Kürdistan” a yönelik nihai hedeflerinin hesaba dahil edilmesi gerekir. Bu hedefi nedeniyle bölgedeki diğer Kürtçü örgütlerle arasındaki bazen silahlı çatışmaya dönüşen çekişmenin öyle Türkiye’ye yapılan baskıyla çözümlenmesi kadar kolay değildir.

Diğer bir açıdan çok eskilerden gelen bir politik gelenekle bölge ülkelerinin PKK’nın taşeronluğundan yararlanmaktan vazgeçeceklerini düşünmenin gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. Bölge ülkelerinin alışkanlıkları kadar PKK da taşeronluğun getireceği faydaları elinin tersiyle itmeyecektir. Buna bir de batı eklenince ortaya çıkacak tabloda yine kan olacaktır. Sonuç sadece Kandil’in tüm gücünün Diyarbakır’a taşınmasından başka bir şey olmayacaktır.

 

Bu sonuç bile batı için yeni bir çözüm girişimlerine dayanak olacaktır. Batının böyle bir durumda hangi politikayı izleyeceğini Doğu Timor (Timor Reste) ve Güney Sudan örneklerine bakarak kestirmek güç değildir. Çatışmanın batının çıkarları doğrultusunda Endenozya ve Sudan’ın bölünmesiyle sonuçlandığı daima akılların başköşesinde tutulmalıdır.

 

Avrupa Konseyi’nin, Uluslararası Kriz Grubu’nun ya da benzeri diğer batılı kurum ve kuruluşların temsilcileri, PKK’nın sivil veya siyasi unsurlarıyla bulundukları her temasın teröre yaradığı gerçeğini artık kabul etmek zorundadırlar. Her ziyaretin, her temasın ardından PKK yörüngesindekiler tarafından bir öncekinden çok daha sert sözlerle zenginleştirilen tehditlerle süslü “barış” çağrılarının yapılması alışkanlık halini aldı.

 

İster komşumuz ister müttefikimiz ya da stratejik ortağımız olsun Türkiye’den “barış masası” kurmasını isteyenlerin bundan önce yerine getirmek zorunda oldukları sorumlulukları çeşitlidir.

 

Anlatmaya çalıştığımız içerikteki siyasi desteği kesmeleri de yetmez. BARZANİ’nin çantasına koydukları taleplerinin karşılanması onların tüm sorumluluklarına dürüst yaklaşımlarıyla orantılıdır. Bu sorumluluk PKK’nın, K. Irak’tan başlayarak her alandaki ve her türlü faaliyetine engel olunmasından başlayıp, bağımsızlığı, birlik ve beraberliği tehdit edilmeyen bir Türkiye’nin dünya barışı için bölgesinin en önemli ülkelerinden birisi olduğu gerçeğine uygun olarak hareket edilmesine kadar uzanmaktadır.

 

Sözün özü; K. Irak, komşularımız ve batı, ETA veya IRA karşısındaki ABD, Fransa konumundadırlar. “Barış masasına” öncelikli olarak ve derhal onların oturmaları gerekmektedir.