Bütün dikkatler Beşar ESAD, Hama ve Humus’a çevrilmişken Suriye’de sessiz ve derinden gelişen önemli bir mücadele gözden kaçmaktadır. Bizi diğer tüm gelişmelerden daha çok ilgilendirmesi gereken bu sessiz ve derin mücadele BARZANİ ile PKK arasında gerçekleşmektedir. Bu Kürtçülerin ifadeleriyle “Batı Kürdistan”ı yani Suriye’de Kürt nüfusunun yoğun olarak bulunduğu bölgede egemenliği ele geçirme mücadelesidir.

 

Suriye’nin karıştığı ilk günlerden itibaren başlayan bu mücadele konusuna daha önce PKK’nın; bu ülkedeki siyasi uzantısı olan PYD aracılığıyla kendisine yakın Kürtleri bir araya getirdiğine, hatta bazı önde gelenleriyle Kandil’de toplantı yaptığına, onları “siyasi meclis” çatısı altında topladığına değinmiştik.

 

BARZANİ’nin Suriye’deki faaliyetleri konusunda ise; PKK’ya mesafeli duran Kürtçü liderleri olası gelişmelere karşı hazırlıklı bulunmalarıyla uyardığını, Suriye’de ortaya çıkacak bir otorite boşluğundan yararlanma umuduyla babasından miras kalan “dört parçalı Kürdistan” hayaliyle yanıp, tutuştuğunu, bu hayallerinin arasında Doğu Akdeniz’e açılacak bir “Kürdistan”ın bulunduğunu belirtmiştik.

 

Batı’nın diplomatik temsilcilerini çekmeleriyle ortaya koydukları tutumlarından artık ESAD yönetiminin günlerinin sayılı olduğu anlaşılmaktadır. Varılan bu noktayı daima göz önünde bulunduran iki taraf da “Batı Kürdistan” konusundaki planlamaları doğrultusunda hiç boş durmamaktadırlar.

 

PKK, PYD aracılığıyla kendisine yakın Kürtçülere “Nation Council” isimli bir çatı örgütü kurdurdu. BARZANİ ise yandaşı Suriyelilerin “Kurdish National Council – KNC” yi hayata geçirmelerini sağladı. Basına sızdırılan haberlerde PKK’nın bin kişilik bir terörist gücünü ESAD’a destek amacıyla kargaşanın ilk günlerinde Suriye’ye gönderdiği duyuruldu. Hatırlanacağı üzere söz konusu bilginin ortaya atıldığı günlerde Kamışlı’nın öne çıktığı yerleşim birimlerinde Türkiye aleyhinde gösteriler düzenlenmiş, ÖCALAN’ın özgürlüğü sloganları atılmıştı. Türk güvenlik güçlerinin gerçekleştirdikleri KCK operasyonlarında ele geçen bir doküman ise bu bilgiyi doğrulamıştı. Konuyla ilgili olarak basına verilen bilgilerde, 18 Mayıs 2011 tarihinde ÖCALAN ile görüşen avukatların Avrupa’daki örgüt mensuplarının son olaylardan sonra Suriye’ye yeteri kadar kadro aktarıldığını belirttikleri öne sürüldü.

 

Suriye’nin, sağladığı rahat çalışma ortamıyla PYD’nin Kürt muhalefetini denetimi altında alma çalışmalarını kolaylaştırdığı bildirildi. Sağladığı ayrıcalık çerçevesinde ömür boyu hapse mahkûm ettiği PYD lideri Salih MÜSLÜM’ü ani bir kararla salıverdiği ve serbestçe faaliyet göstermesine göz yumduğu haberleri verildi.

 

PKK’nın Suriye’de denetim kurma çabaları örgütün hep yapmaya alışık olduğu muhalifi ortadan kaldırma usulüyle güçlendirildi. PKK’nın önünde ciddi ve saygın bir engel olan Syrian Future Movement lideri Mishaal TEMO, Ekim ayında Kamışlı’da öldürüldü. Ve yine hep olduğu gibi PKK, bu suikastın sorumluluğunu inkâr etti ancak bir süre sonra bu çabanın gereksizliğini kendisi bile kabullendi.

 

PKK’nın, muhalefeti yok etme faaliyetinin son kurbanları Abdullah BEDRO ve üç oğlu oldu. Ocak 2012 ayında Kamışlı’daki evlerinde PKK’lı teröristlerin baskınına uğrayan A. BEDRO, geçmişte ÖCALAN ile arasındaki yakın dostluğuyla tanınmaktadır. Ortaya atılan pek çok söylentide; BEDRO’nun El Muhaberat ile ilişki kurarak ajanlaştığı iddia edildi. Ne var ki, Kürtçü liderin saygın kişiliği nedeniyle “ajanlaşma” iddiasına itibar eden olmadı.

 

PKK’nın şiddet ve terörle susturma ve bastırma çabalarına bir yenisi 3 Şubat 2012 günü Afrin’de yapılan gösterideki tutumuyla eklendi. Söz konusu gösteriyi düzenleyen BARZANİ yanlısı KNC’li taraftarların, elleri sopalı ve bıçaklı, yüzleri maskeli PYD’lilerin saldırısına uğradıkları bildirildi.

 

Kandil’den Murat KARAYILAN, Suriye’de sürecin gittikçe hassas bir hal aldığına dikkat çekerek “Kürtler burada kendilerini heba etmemeli, hemen bir taraf olmamalı. Tabii Kürtler saldırı yerine öz savunmasını geliştirmeli. Halk da bunu esas almalı. Kürtler kendisini başkası için kurban etmemeli. Çünkü bazı güçler Kürtleri kullanmak istiyor” diyerek açıkça belirtmemekle birlikte BARZANİ ve Türkiye konusunda Suriyeli Kürtçüleri uyardı.

 

PKK’nın aksine Suriye Kürtçüleriyle siyasi birlik oluşturmaya çalışan BARZANİ’nin, büyük oynadığını ortaya koyan K. Irak’ın geleceğine ilişkin açıklamaları son derece önemlidir. Arap basınında yer alan haberlerde; BARZANİ’nin 2012 Nevroz’unda K. Irak’ın bağımsızlığını ilan edeceği, İngiltere ve Fransa’nın bu planlamaya büyük bir arzuyla destek verdikleri, ABD’nin henüz zamanın uygun olmadığı gerekçesiyle pek olumlu bakmadığı duyurulmaktadır. K. Irak’ta yayınlanan Hawlati gazetesinin başyazarı Kamal RAOUF’a atfen verilen bir başka haberde ise; dört ülkeyi kapsayacak daha büyük bir “Kürdistan” konusunda araştırmalar yapması planlanan Strategic Institute for Establishment of a Kurdish State in Southern Kurdistan isimli bir vakfın kurulduğu belirtilmektedir.

 

BARZANİ’nin son birkaç aylık dönemde uluslararası ilişkilerde attığı adımlar bu haberleri doğrular niteliktedir. Bağdat hükümetini atlayarak Exxon Mobil ile yaptığı petrol anlaşması bu konudaki en büyük ve en önemli adımdır. Uluslararası ilişkiler uzmanları bu anlaşmayı Shell’in izlemesinin çok muhtemel olduğuna işaret etmektedirler. Ayrıca Nuri El MALİKİ’nin bastırmaya çalıştığı Sünni Arap muhalefetinin dile getirdiği özerk yönetim isteklerine BARZANİ olumlu yaklaşmaktadır. Diğer taraftan K. Irak’ta adeta her gün yenisi eklenen yabancı diplomatik temsilciliklerin açılması da BARZANİ’nin uluslararası konumunu güçlendirmektedir.

 

Kürtçülüğün bölgesel lideri olma yolunda ilerleyen BARZANİ, Suriye Kürtçüleriyle ağırlıklı olarak siyasi temelli ilişkiler geliştirmektedir. Son adım olarak Ocak 2012 ayının sonunda Erbil’de gerçekleştirilen üç günlük konferansa dikkat edilmelidir. Avrupa’dan da katılımların olduğu konferansta iki yüz elliden fazla Suriyeli Kürt temsilcinin hazır bulunduğu öne sürülmektedir. Mesut BARZANİ’nin, yaptığı konuşmada; Suriyeli Kürtlerin kendilerini her türlü değişikliğe hazırlamalarını, ortalık yatışana kadar dar partizan çıkarları bir kenara bırakıp “Kürtlük” yolunu izlemelerini istediği ve tek ses olmaları çağrısında bulunduğu belirtilmektedir.

 

BARZANİ, PKK arasındaki “Batı Kürdistan” çekişmesinin bugünkü özelliği birbirleriyle doğrudan çatışmadan kaçınarak, Suriyeli Kürtçüleri kendi saflarına katma çabalarıdır. Yakın bir gelecekte bunun aksine bir tutum beklemek doğru olmayacaktır. Bölgesel dengeler ve mevcut hasım-dost ilişkileri içerisinde doğrudan çatışmanın yararı olmayacağı gibi telafisi mümkün olmayacak zararlara yol açacağını her iki Kürtçü de iyi bilmektedir.