Obama’nın Türkiye ziyareti üzerine çok şey yazıldı, çizildi. Bu sebeple bu yazımızda bunun detaylarına girmeyeceğiz. Bu yazımızda Obama’nın 1915 yılında yaşanan olayları nasıl değerlendirdiği konusunda Cumhurbaşkanı Gül ile Çankaya Köşkü'nde gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında değindiği fikirleri üzerinde duracağız. Ayrıca meclis konuşmasında da bu konuya değinerek aslında topu Türkiye ve Ermenistan’a atmıştır.

 

6 Nisan 2009 tarihinde ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşme sonrasında düzenledikleri basın toplantısında Obama’ya beklenen bir soru soruldu. Amerikalı gazeteci Obama’ya Senatör olduğu zaman 1915 yılı olaylarını soykırım olarak nitelediği hatırlatılarak bu konudaki görüşlerinin değişip değişmediği ve bu konuda Cumhurbaşkanı Gül’e herhangi bir şey söyleyip söylemediği sorulmuştur.

 

ABD Başkanı Obama bu soruya şu cevabı vermiştir: “Benim görüşlerim kayıtlar altındadır. Bunları değiştirmiş değilim. Beni cesaretlendiren Gül'ün liderliği altında bir seri müzakereler devam etmektedir ve bu kapsamda gündemdeki pek çok konu ele alınmaktadır. Bu müzakereleri izlemekteyim ve bunlar meyvelerini çok yakın dönemde, çok kısa sürede verebilir. Benim yapmak istediğim şu aşamada kendi görüşlerim değil, Türkiye'nin görüşlerine odaklanmaktır. Bütün dünya bu konuyu çözüme ulaştırmaya çalışırken Türkiye'yi cesaretlendirmeli ve yapıcı bir çözüm sergilemelidir. Bu konularda çözüme giden yol çabuk olmalıdır ve ben de öyle olacağını düşünüyorum. Yakın dönemde yapılacak açıklamalara ilişkin birşey söylemek istemiyorum; en önemli noktalardan biri Türkler ve Ermenilerin yapıcı bir noktaya gelmeleridir. ABD'nin bu konuda müzakereleri saptırmasını istemiyorum.”

 

ABD başkanı beklenildiği gibi bu konudaki fikirlerinin değişmediğini açıkça ifade etmiş ve Türkiye ile Ermenistan arasında başlayan bir sürecin kesintiye uğratılmamasının önemine değinmiştir. Obama'nın daha önce Senatör olarak 1915 yılı olaylarına "soykırım" dediğini, başkanlık seçim kampanyası esnasında en az beş defa sözlü ve bir defada yazılı teminat vererek seçildiği takdirde 1915 yılı olaylarına "soykırım" diyeceğini açıkça ifade etmiştir. Şimdi bu konudaki görüşlerim değişmedi derken aslında diplomatik bir dille "soykırım" demiştir. Bu noktada artık 24 Nisan’da Obama’nın 1915 yılı olaylarına “soykırım” demeyeceği ve/fakat kendi kamuoyuna (özellikle de Ermeni diasporasına) mesaj verebilmek için de Türkiye’nin bazı adımlar atmasını beklemektedir. Bu adımların ne olacağı az çok tahmin edilebilmektedir. Her ne kadar geçtiğimiz günlerde Başbakan Erdoğan “Azerbaycan’ın hilafına herhangi bir açılım yapmayacaklarını” açıklasa da sınırların açılması hususu herhalde büyük bir olasılıktır. Burada belki tartışılan husus bunun ne zaman yapılacağıdır. Zira sınırların 24 Nisan’dan önce açılması durumunda bunu baskı altında yaptığı şeklinde algılanacağı için muhtemelen 24 Nisan sonrasına ertelemek isteyecektir.

 

Bu görüşmede Cumhurbaşkanı Gül’de bazı açıklamalarda bulunmuştur ve “Hayatını kaybeden herkesin acısını paylaşıyoruz.” demiştir. Gül ayrıca ortak bir tarih komisyonu kurulmasını istediklerini ve sonucuna razı olacaklarını da bildirmiştir. Cumhurbaşkanı Gül ayrıca Kafkaslardaki bütün problemler ile Azerbaycan ve Ermenistan konusunun da çözülmesini istediklerini de ifade etmiştir.

 

Türkiye’de bu açıklamalar yapılırken Ermenistan Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan, özellikle de Erdoğan’ın açıklamalarına bir cevap niteliğinde açıklamalarda bulunarak Türkiye ile ilişkilerin normalleştirilmesi için ön şart ileri sürülmesi halinde Erivan ile Ankara arasındaki diyalog sürecinin bozulacağını bildirmiştir. Edvard Nalbantyan, “Ankara ile ilişkilerin normalleştirilmesinin Dağlık Karabağ sorunu ile ilgisi yoktur ve Türkiye ile görüşmelerde Karabağ meselesi müzakere konusu değil. Erivan her zaman beyan ettiği gibi Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleştirilmesi Osmanlı İmparatorluğu devrinde Ermenilere karşı olan soykırımı gerçeğini şüphe altına alamaz. Onlarca ülke ve uluslararası kurum Ermeni Soykırım’ını tanıdı ve Ermenistan bu adımları alkışlıyor” açıklamasında bulunmuştur. 

.

Görüldüğü gibi ABD’nin soykırım baskısı tüm yönleriyle devam ederken Ermenistan’ın bunu iyi gördüğü anlaşılmaktadır. Bu sebeptendir ki, Ermenistan’dan bu konuda hiçbir olumlu açıklama gelmemektedir. Ermenistan 10 yıl önce nerede idiyse bugün de aynı noktada durmaktadır. Ermenistan bütün hükümetleri esnasında Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde herhangi bir ön şartı kabul etmeyeceklerini ve özellikle de Dağlık Karabağ sorunu ile Türkiye-Ermenistan ilişkileri arasında herhangi bir bağın kurulmasına kesinlikle karşı çıkmaktadır. Obama meclisteki konuşmasına "Türk ve Ermeni liderlerinin tarihi ve cesur adımlar attığını gördük" dedi. Ancak Türkiye sınırları açmak üzereyken, futbol diplomasisi adına Erivan'a giderken, Ermeni tarafının hangi cesur (!)adımları attığı daha görülememiştir.

 

Bu gelişmeler karşısında Azerbaycan’da tam bir hayal kırıklığının yaşandığını ifade etmek gerekir. İlham Aliyev İstanbul’daki Medeniyetler İttifakı forumuna gelmeyerek tavrını açık bir şekilde ortaya koymuştur. Cumhurbaşkanı Gül'ün bizzat aramasına ve hatta Obama ile başbaşa görüşme vaadine rağmen Aliyev'in gelmemesi ve yerine kimseyi göndermemesi çok açık bir tavır olarak algılanmalıdır. Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin mantıktan daha ziyade hisler üzerine kurulu olduğunu dikkate aldığımızda bu tür ilişkilerin fay hatlarının çok kırılgan olabileceğini unutmamak gerekmektedir. Öte yandan Azerbaycan içerisinde Türkiye ile ilişkilerin bozulmasını isteyen ve uzun bir süredir pusuda olan bazı çevrelerin de katkısı ile basın üzerinden Türkiye’ye yönelik ciddi bir kampanyanın yürütüldüğünü de unutmamak gerekir. Dolayısıyla da kaş yapayım derken göz çıkarmamak gerektiğinin herhalde en çok hatırlanması gereken hassas bir dönemden geçmekteyiz. Unutmamak gerekir ki, Türkiye için aslolan Azerbaycan’dır. Azerbaycan’ın hilafına herhangi bir açılım yapılmamalıdır.

 

Kısacası ufukta sınırların açılması ve Ruhban okulunun açılması gibi birtakım istekler sıralanmıştır. Obama’nın söylediği önemli bir husus da Türkiye’ye “geçmişinizle yüzleşin” çağrısı olmuştur. Türkiye ile Ermenistan’a oturun sorunlarınızı çözün çağrısı yapmış ama Türkiye’ye de geçmişinizle yüzleşin demiştir. Demek ki, Obama soykırım cümlesini kullanmayacaksa da bize bunu kabul ettirmek için elinden gelen her şeyi yapacağını öngörebiliriz. Obama’nın meclis konuşmasında söylediği “Açık bir sınır Türk ve Ermeni halklarının birlikte barış ve refah içinde yaşamalarına yol açar ve her iki ülkenin de çıkarına olur.” ifadesi ise açıkça sınırları açın çağrısı olarak algılanabilir. Ancak bunu söylerken sınırların şimdiye kadar neden kapalı olduğu hususuna değinmedi. Obama Türkiye'ye yönelik eleştirilerini ABD'nin yaptıkları ile kıyaslayarak aslında en sert eleştirilerini bile çok iyi bir ambalaj içeriisnde sunarak kendi açısından başarılı bir kamu diplomasisi örneği sergilemiştir.

.

Son bir not! Barack Hüsyin Obama TBMM'deki konuşmasında Türkiye'nin tarihi ile yüzleşmesi gerektiğini söyledi.  Türkiye tarihi ile yüzleşsin derken Obama aynı zamanda 1915 yılı olayları konusunda görüşlerim değişmedi diyerek Türkiye'nin "soykırım" yaptığına inandığını, Türkiye'nin de bunu kabul etmesi ve Ermenilerden özür dilemesi gerektiğini diplomatik bir dille ifade etmiştir. Biz Türkiye'nin tarihinde yüzleşmekten korkacağı herhangi bir karanlık sayfası olmadığını düşünüyoruz. Obama kendilerinin tarihleri ile yüzleştiğini söylemiştir. Bunula Obama özellikle Kızılderililere yapılan soykırım konusunda tarihleri ile ile yüzleştiğini söylemiştir. Ancak sözkonusu olan tarihle yüzleşmekse Obama'nın uzak geçmişe gitmesine gerek yok. 2003 yılından itibaren Irak'ta yaklaşık 1 milyandan fazla sivilin ölmesine sebep olan Amerika'nın günümüz tarihi ile yüzleşmesi ve başta Irak halkı olmak üzere tüm İslam dünyasından özür dilemesi gerekmektedir. ABD'nin tarih ile yüzleşmesine kendilerinden başlaması gerekir ki, inandırıcı olabilsin.