Türkiye – Azerbaycan ilişkileri dünyada diğer ülkeler arasındaki ilişkilerden çok farklı noktaları barındıran yüksek duygular üzerinde kurulmuş ve 2010 senesinde yüksek düzeyli stratejik işbirliğine yükselmiş ilişkilerdir. İki devlet arasındaki ilişkiler Azerbaycan’ın merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev tarafından “iki devlet tek millet” olarak formüle edilmiş ve bu kavram iki tarafta da kabul görmüş, ilişkilerin tanımlayıcı mottosu haline gelmiştir. Son yıllarda hayata geçirilen ulaştırma ve enerji projeleriyle “kardeşlik” boyutundan “stratejik işbirliği”ne evrilen bu özel ilişkiler bölgesel ve küresel anlamda da önem kazanacak aşamaya yükselmiştir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in kararıyla “Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Yılı” ilan edilen 2018’den bu döneme bakıldığında ilişkilerin köklerinin bundan bir asır önce 28 Mayıs 1918 tarihinde Türk – İslam dünyasında kurulan ilk laik, demokratik cumhuriyet olan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti zamanında olduğu rahatlıkla görülecektir.

Bakü ve Çanakkale’deki Mücadele

Çarlık Rusyası döneminden bu yana Ermeni çeteleri “Büyük Ermenistan” kurma rüyasıyla Azerbaycan topraklarına sistemli saldırılar ve Azerbaycan Türklerine planlı katliamlar gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırıların önlenmesi, Azerbaycan topraklarındaki Rus, İngiliz ve Ermeni işgalini sona erdirilerek Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurulmasında Anadolu’daki kısıtlı imkanlara aldırmadan Nuri Paşa komutasında Kafkas İslam Ordusu yola çıkarak 1918’de ilk olarak dönemin başkenti olan Gence’ye varmış ve burada Türk askerlerini Azerbaycan halkı sokaklara dökülerek karşılamıştır. Hatta bunun edebiyat ve sanata da yansımaları olmuştur. Örneğin, “Laleler” isimli Azerbaycan türküsü çok bilinmese de Azerbaycan’a gelen Kafkas İslam Ordusu’na mensup askerlerin feslerinin bir gelincik tarlasına benzetilmesi sonucunda Azerbaycan Türkçesinde gelinciğe lale denmesinden ötürü bu isimle Telman Hacıyev tarafından yazılmıştır. Bu dönemin atmosferinde yazılan bir diğer eser ise Azerbaycan’ın Hürriyet Şairi Ahmet Cevad tarafından kaleme alınan “Çırpınırdın Karadeniz”dir. 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nun ilerleyişini gören Ahmet Cevad’ın bu meşhur eseri daha sonra Üzeyir Hacıbeyov tarafından bestelenmiştir. Batum Anlaşması’na dayanarak Kafkas İslam Ordusu’nun 15 Eylül 1918 tarihinde Bakü’yü işgalden kurtarması en önemli dönüm noktalarından biri sayılmaktadır. Çanakkale Cephesi’nde Bakü’den giden Azerbaycan Türklerinin mücadelesi ile bu durum değerlendirildiğinde karşılıklı duygusal bağların ne derece kuvvetli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Türkiye ve Azerbaycan kardeşliğinin oluşmasında iki ülkenin zor zamanlarında birbirinin yanında olması büyük önem taşımaktadır. Bu noktadan incelendiğinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir” sözleri bu ve benzer olayların bir özetidir.

Kardeş Yardımları

Çarlık Rusyası iki taraf arasındaki kardeşlik bağlarının oluşmasına engel olamadığı gibi 1917’deki Ekim Devrimi ve Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin sonrası dönemde Azerbaycan ile Türkiye arasındaki ilişkiler hiçbir zaman Sovyetler döneminde artan baskılar sırasında bile kaybolmamıştır. Birinci Dünya Savaşı devam ederken Türkiye’nin Kars, Ardahan, Iğdır, Van, Erzurum gibi doğu illerinde Ermeni mezalimi devam ederken Ermeni çetelerinin zulmü Azerbaycan’daki yerleşim yerlerinde büyük bir işkenceye dönüşmüşken iki taraf arasındaki yardımlaşma kesilmemiştir. Bu dönemde Azerbaycan Türkleri tarafından Anadolu’daki kardeşlerine yardım etmek için kurulmuş olan yardım kuruluşları da bu kardeşliğin tesisinde kayda değer bir noktada durmaktadır. Öyle ki, 1. Dünya Savaşı sırasında Azerbaycan’daki kadınlar ziynet eşyalarını Anadolu’ya göndererek kısıtlı imkanlar içerisinde dönemin küresel güçlerine karşı devam ettirilen milli mücadeleye katkıda bulunmayı amaçlamışlardır. Bakü Müslüman Cemiyet-i Hayriyesi ismiyle kurulan yardım teşkilatı ile yardımlar Anadolu’ya ulaştırılmıştır.

Bunun yanında Qardaş Kömeyi (Kardeş Yardımı) isimli oluşumla birçok yerde opera, tiyatro gibi etkinlikler düzenlenerek geliri Anadolu’daki savaş kurbanlarına aktarılmıştır. Bu dergi aynı zamanda Azerbaycan’daki entelektüel birçok ismin bir araya geldiği bir çatıya da dönüşmüştür. Mehmed Emin Resulzâde’nin sahibi olduğu “Açık Söz” gazetesinin “Elektrik Matbaası”nda basılan dergi, 80 sayfadan ibaret olup, 1 manattan satışa sunuldu. Arap harfleriyle, Türkçe olarak çıkarılan “Qardaş Kömeyi” dergisinin baş kısmında çıkarılış̧ amacı şu şekilde ifade edilmişti:

“Hasılatı harbzedeler faidesine gitmek için muharrirler tarafından neşrolunmuş siyasî, edebî, içtimaî bir mecmuadır.[1]

Toplumsal duyarlılığın çok üst seviyede olduğunu kavramak açısından tarihte çok kıymetli bir yerde duran bu yardımların yanı sıra siyasi düzeyde yardım talebine Azerbaycan’dan gelen cevap ise büyük bir tarihi referansı oluşturmaktadır. 3 Mayıs 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa tarafından Kazım Karabekir’e gönderilen Azerbaycan’dan milli mücadelenin devamına ilişkin kaynak sağlanmasına ilişkin borç talebi Neriman Nerimanov’a ulaştırıldığında Türkiye’ye 500 kilogram altın ve ardından 10 milyon altın ruble göndermiştir. Ayrıca, 23 Mart 1921’de Sovyet Azerbaycan Hükûmeti Türkiye’ye gereksinmeleri için 30 tank petrol, 2 tank benzin, 8 tank gazyağını hediye olarak Kars’a göndermiştir.[2] Nerimanov’un “Kardeş kardeşe borç vermez, kardeş kardeşin elinden tutar” şeklindeki cevabı ilişkilerde büyük bir mihenk taşı olarak sayılmaktadır.

Türkçülük Akımı ve Entelektüel Etkileşim

1918 – 1920 yılları arasında varlığını devam ettiren Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti zamanında Azerbaycan’daki entelektüel çevrenin ilişkilerin geliştirilmesinde çok büyük katkı sahibi olduğu bilinmektedir. Özellikle Ermenilerin Türk varlığı üzerinde artan zulmü, Sovyet baskısı Türkçülük ideolojisinin benimsenmesinde önemli rol oynamıştır. Azerbaycan bayrağının renklerine bakıldığında mavisi renk Türklüğü, yeşil renk İslamiyet’i, kırmızı renk ise medeniyeti temsil etmektedir. Bu noktada Ziya Gökalp’in “Türkleşmek – İslamlaşmak – Muasırlaşmak” düşüncesinin devletin oluşturulma sürecinde de önemli bir yankı bulduğu anlaşılmaktadır. Mehmet Emin Resulzade, Ahmed Ağayev, Hüseyinzade Ali Bey, Nesib Bey Yusufeli, Ali Merdan Topçubaşı, Hacıbeyli Kardeşler, Hüseyin Cavit Turan gibi isimlerin katkıları Türk dünyasının düşünsel olarak canlanmasına büyük katkıda bulunmuş, bunun da Türkiye – Azerbaycan ilişkilerine müspet yansımaları olmuştur. Anadolu’ya gelen Azerbaycan Türklerinin bu bağlamda iki taraf arasındaki etkileşimin mühim bir boyutunu tesis etmiştir. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin kurucusu Mehmet Emin Resulzade birçok defa Türkiye’ye gelmiş, özellikle Türk Ocakları ile sıcak temaslar sağlamıştır. Yusuf Akçura, Ziya Gökalp, İsmail Gaspıralı gibi isimler bu dönemde  iki tarafın birbirine daha da yakınlaşmasında büyük rol üstlenmiştir.

Diplomatik İlişkilerin Kurulması

Askeri destek ve toplumsal yardımlaşmanın önemli bir boyutunu da iki taraf arasındaki siyasi ilişkilerin başlangıcı oluşturmuştur. Milli mücadele yıllarında Azerbaycan ile ilişkiler Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nden sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) zamanında da devam etmiştir. 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurulmasından sonra aynı yılın 21 Temmuz’unda Kazım Karabekir Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’ya yolladığı şu telgraf iki taraf arasındaki ilişkilerin siyasi olarak pekiştirilmesini öngörmüştür;

“Bakü’de bir sefirimizin bulunması pek lazımdır ve sürati izamını arz ederim. Ve gidecek zatın… amele ve askere kendisini sevdirecek derecede olması, Anadolu vilayeti halkından bulunması ve bir lisan bilmesi menfaatimize daha muvafık olacağını arz eylerim.[3]

Telgrafı olumlu olarak değerlendiren Mustafa Kemal Paşa’nın direktifleri üzerine Memduh Şevket Esendal, 15 Ağustos 1920 tarihinde Azerbaycan’a temsilci olarak atanmıştır. Bu gelişmeyi kısa süre sonra Azerbaycan’ın da Türkiye’de bir temsilcilik açması izlemiş, Mustafa Kemal Paşa’nın “kardeşim” olarak hitap ettiği İbrahim Abilov Türkiye’ye temsilci olarak gönderilmiştir. İki taraf da bölgedeki gelişmeleri son derece yakından izlemiştir. Bunların yanısıra Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden Tevfik Rüştü, İsmail Suphi, Ali Fuat ve Besim Atalay’dan oluşan bir komisyon da Orta Asya’daki Türklerin durumu hakkında bir rapor hazırlamak için görevlendirilmiş, Azerbaycan’a oradan da Orta Asya’ya geçmiştir. Türk ordusunun Büyük Taarruz hazırlıklarının yapıldığı bir dönemde Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsen daveti üzerine Abilov cephe bölgesinde bulunmuş, altı piyade ve üç süvari tümenini, iki ordu ve iki kolordu karargahını ziyaret etmiş, subaylarla görüşerek ordunun birçok geri kıtalarında durum incelemesinde bulunmuştur.[4]

Azerbaycan’ın temsilcisi olarak Türkiye’de 1921 senesinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Ankara’nın Cebeci semtinde Azerbaycan temsilciliğinin açılışında bizzat kendi eliyle göndere bayrağı çekerken söylediği sözleri iki kardeşlik bağlarının o yıllara uzandığının kanıtıdır;

“Efendiler; Ankara’ya Yunanlıların, düşmanların bayrağı çekilmek isteniyordu. Bu fırsatı, hamdolsun ki, düşmanlarımız elde edemediler. Burada işte, kardaş hükümetin, kardaş milletin sancağı çekilmekle bahtiyar bulunuyoruz.”[5]

Değerlendirme

“İki devlet tek millet” olan Azerbaycan ve Türkiye arasındaki ilişkilerin kurulması ve gelişmesinde Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti döneminde karşılıklı yardımların, siyasi ilişkilerin ve entelektüel atmosferin büyük rol oynadığı görülmektedir. Siyasi olarak da SSCB döneminin başlamasına rağmen desteğini esirgemeyen Azerbaycan’da daha sonraki senelerde Türk kimliğin yok edilmesine ilişkin SSCB’nin devlet politikaları devreye girse de Türkiye hiçbir zaman unutulmamıştır. Nitekim, 1991 senesinde Azerbaycan’ı ilk tanıyan devlet yine Türkiye olmuş, kardeşler uzun bir hasretten sonra buluşmuştur. 1921’den göndere çekilen Azerbaycan bayrağı Ankara’da tekrar 1992 senesinde büyükelçilik binasının açılışında göndere çekilmiştir. Resulzade’nin sözleriyle anlatılacak olursa; Ankara’da da aslında bir kere yükselen bayrak bir daha inmemiştir. Bu tarihten sonra ilişkiler anlaşmalar ve gelişerek devasa bölgesel projelerle 2010’da “yüksek düzeyli stratejik işbirliğine” dönüşmüştür. Türkiye’nin 2000 yılında askeri alanda Azerbaycan’a verdiği askeri hibenin temelleri aslında Nerimanov’un Atatürk’e verdiği “Kardeş kardeşe borç vermez” cevabıyla atılmıştır. Benzer şekilde, savaş döneminde Anadolu’ya insani yardım gönderen kuruluşlardan yaklaşık sonra Van’da yaşanan depreme Azerbaycan’ın ilk yardım gönderen ülke olması bu devamlılığın bir örneğidir. Bakü’yü özgürlüğüne kavuşturan Kafkas İslam Ordusu ve Çanakkale’de savaşarak Türkiye’yi istiklaline ulaştıran Azerbaycan Türkleri birbirine destek vermeye devam etmektedir. Karabağ konusunda Türkiye’nin Azerbaycan’a desteği, kısa süre önce gerçekleştirilen Zeytin Dalı Harekatı’nda Azerbaycan’ın Türkiye’nin yanında olmasının kökenleri bundan 100 sene öncesinde bulunmaktadır. Bütün bu göstergeler ışığında kardeşlik bağlarını sıkılaşacak ve ilişkileri gelişerek devam edecektir.

Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin 100. yılı kutlu olsun!

(Bu makale, Diplomatik Gözlem dergisinin Mayıs 2018 sayısında “Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin 100. Yılı ve Asırlık Kardeşlik” başlığı ile yayınlanmıştır. Makalenin İngilizcesi ise Diplomatic Observer dergisinin Mayıs 2018 sayısında “100th Anniversary of the Democratic Republic Of Azerbaijan and A Century of Fraternity” başlığıyla yer almıştır.)


[1] Qardaş Köməyi (Kardeş Yardımı), İpekyolu Yayınları, Bakü, 2011, s. XIII.

[2] A. Şimsutdinov, Kurtuluş Savaşı Yıllarında Türkiye – Sovyetler Birliği İlişkileri, Cumhuriyet Yayınları, 2000, s. 66.

[3] Bilal N. Şimşir, Atatürk ve Yabancı Devlet Başkanları-I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1993, Ankara, s. 399.

[4] Dr. Zarife Dulayeva, Atatürk’ün İmzası: “…Azerbaycan’ın Büyükelçisine, Kardeşim İbrahim Abilov’a”, İRS Miras, No:7, Baku, 2013, p. 37.

[5] Bilal N. Şimşir, Ankara’da Açılan İlk Azerbaycan Temsilciliği, IRS Tarih, http://irs-az.com/new/pdf/201312/1386944848824816094.pdf, Erişim Tarihi: 24 Nisan 2018.