Batının Fransa, İspanya, İngiltere’deki etnik-mezhep ayrılıkçı örgütlerini ve hatta Almanya’daki Nazi örgütlerini terörden arındırarak siyasal sisteme dahil etmesini uzmanlar, “Europeanisation –Avrupalılaştırma” olarak tanımlamaktadırlar. Ortalama bir tarihle ifade edecek olursak 1990’ların ikinci yarısından itibaren batılı diplomatlar ve istihbaratçılar yaptıkları görüşmelerde siyasal Kürtçülerden faaliyetlerini terör ve şiddetten soyutlandırmalarını istemişlerdir. Açık bir deyişle, “Avrupalılaşın” demektedirler.

 

O günlerin koşullarında yaptırım yönü kullanılmayan, bir bakıma dostça bir uyarı olan sözlerin bugünkü anlamı zorlayıcıdır. Yaptırım gücü bulunmaktadır. Batının küresel güçlerinin çıkarlarıyla PKK’nın eliyle yürüyen silahlı Kürtçülük anlaşamamaktadır. Silahlı güç ise örgütün en azından, şimdilik vazgeçemeyeceği bir kozdur. Kürtçülük bu bakımdan ikilem içerisindedir. Bir yanda her bakımdan destek gördüğü çevrelerin yalnız bırakma tehdidi, diğer yanda ise elinden bıraktığı anda adeta çıplak kalacağı silahsızlık durmaktadır.

 

Geçmişte bölgesel olduğu kadar küresel gelişmeler karşısında Kürtçülüğün, özellikle de terör örgütünce yürütülen faaliyetin ikilem içerisinde kalmasının örnekleri çoktur. Ancak her seferinde taktik değişikliklerle oyunun içinde kalmayı daima başarmıştır. Örgütsel faaliyetin en başında Marksist-Leninist bir örgütken bugün etnik milliyetçi bir kimliğe bürünmüş olması bunun kanıtıdır. Silahlı ve siyasi Kürtçülük evrilmektedir. Söz konusu yapısal ve taktik değişiklikleri yalnız kendi iradesi ve seçimiyle gerçekleştirdiğini düşünmek yanlış olur. Batının gizli ve açık merkezlerinden destek aldığına kuşku yoktur. Zorlayan nedenler karşısında bulduğu çözümler aynı yoldan kendisinden önce geçmiş olan diğer batılı terör örgütlerininkiyle aynıdır.

 

Söz gelimi IRA, “Good Friday-Hayırlı Cuma” ile başlattığı silahlı faaliyeti terk etme sürecinin sonuna gelmiştir. Politik ayağı olan Sinn Fein barış görüşmelerini yürütmektedir ve Kuzey İrlanda Parlamentosunda temsil edilmektedir. ETA ise Ocak ayında süresiz ateşkes kararı aldığını duyurdu. Avrupanın orta yerinde biri mezhep diğeri etnik terör örgütü olan bu ikilinin ulaştıkları bu noktayı bölgesel ve küresel değişimlerle bir arada değerlendirmek zorundayız. Kuzey İrlanda’da politik oluşumlar IRA’yı yalnızlığa itti. Uzun yıllardan beri hiç bir çözüm üretmeden sür-git bir hareket olan terör ve şiddet halkı kendisinden uzaklaştırdı. Halk çatışarak elde edemediğini uzlaşarak elde etmenin müthiş rahatlığını kavradı. Silah ve patlayıcı konusunda destek aldığı Libya, küresel güçlerle arasındaki sorunları ortadan kaldırma çabasına girerek kendi derdine düştü. Bütün bunlardan ayrıca ABD’nin özel temsilcisi İngiltere ile yürütülen barış görüşmelerinde aracılık yaptı. Bask bölgesindeki gelişmeler de çok farklı değildi.Batasuna’dan beri terör yanlısı Basklılar inatla parti kurarlarken, İspanya da aynı ölçüde kararlılıkla kapattı. ETA’lılar parti açma kapamayla uğraşırlarken dönüp baktıklarında Bask halkının arasında eski yerlerinin olmadığını gördüler. Sosyalistten, milliyetçiye kadar olan yelpazede terör ve şiddeti ret eden siyasi partiler kuruldu. 2009 yılında Bask özerk bölgesine “lehendekari-başkan” olarak seçilen Paxti Lopez ALVAREZ, terör ve şiddet yanlılarının akıllarını başlarına almalarını sağladı. “Kamuya açık alanlar yalnız demokratik vatandaşlarımız içindir.” diyerek, kamu alanlarında sergilenen ETA militanlarının afişlerini kaldırttı. İspanya’ya terörle mücadelesinde hiçbir desteği esirmeyen Fransa, örgütün eylem gücünün kırılmasında başlıca rolü oynadı. (1) Sonuçta ETA’ya ateşkes kararı almaktan başka yol bırakılmadı. İspanya başbakanı bu kararı, teslim olmak anlamına geldiği şeklinde yorumlayarak ETA’nın ciddiye alınacak bir tarafının kalmadığını açıkladı.

 

İç ve dış zorlamaların baskısı altındaki PKK da benzeri bir süreci başlatmak isteğindeymiş gibi bir görüntü vermektedir. O da diğerleri gibi ateşkes uygulamaktadır. Siyasi bir alanda ama silahlı gücünün vesayeti altında bir varlık ortaya koymaya çalışmaktadır. Kürtçülük yanlılarına göre durum IRA ve ETA’nınkiyle aynıdır. Neden aynı süreç bizde de işletilmesin yaklaşımının arkasında terör örgütünü Kürt halkının tek temsilcisi olarak kabul ettirme sinsiliği gizlenmektedir. Oysa hâlâ silah ve şiddetle yönlendirilen bir kitleyi tüm Kürt halkının üzerinde bir konuma çıkarmak ve onu meşru bir varlık olarak kabul etmek yanlış olacaktır. Gerçek sanıldığından çok farklıdır. Tek adam tek örgüt mantığıyla soğuk savaş döneminin terörist örgütler özelliğini değiştirmeyen PKK, bugün bile iradesine karşı çıkanları ajanlıkla suçlayıp, öldürmektedir. Örgütün varlığı silahlı biriminin diğer birimlerin üzerinde tutulmasına bağlıdır. Ancak zorlayan değişim nedeniyle şeklen de olsa toplumsal örgütlenmenin altında siyasal bir gücü egemen kılma çabası göze çarpmaktadır. DTK çatısı altında halkın PKK’nın demir yumruğuyla örgütlenmesi taktiği bu konuda şimdilik bir ölçüde çözüm gibi görünmektedir. Ancak bu taktiğin tıkanması da söz konusu olabilecektir. Çünkü birkaç ay sonra genel seçimler yapılacaktır. Hep olduğu gibi bu seçimlerde de Kürt oylarından diğer partilere dağılacaklar olacaktır. Hatta başka Kürtçü partiler bile oylara talip olacaktır. Bu nedenle PKK telaşlanmaktadır. Her ne pahasına olursa olsun Kürt halkı arasından kendisine rakip olacak hiç bir harekete tahammül göstermeyecektir. Bu rahatsızlıklara ilaveten Arap bir gazetecinin deyimiyle ABD’nin Ortadoğu’daki uçak gemisi İsrail’in güvenliği son olaylarla büyük ölçüde tehlikeye girmiştir. Küresel güçlerin diğer uçak gemisi olan Kürt Bölgesel Yönetimi ise henüz denize indirilememiştir. Büyük güçler hızla çıkarlarının önündeki tüm pürüzleri temizlemek telaşındadırlar. Bu anlamda PKK da “Avrupalılaşmak” zorundadır.

 

Bir taraftan etkileşim, diğer taraftan da zorlanma içerisinde olan silahlı ve siyasi Kürtçülükle ilgili olarak hafta sonunda haber merkezlerine iletilen bir bilgide, K. İrlanda Sinn Fein, Bask Sortu ve BDP’nin temsilcilerinin İtalya/Venedik’te toplanacakları duyuruldu. Guardian gazetesinin haberinde; görüşmede devletle diyalog ve müzakere taktiklerinin ele alınacağı, katılımcı radikal Bask belediye başkanlarının yarı silahlı (paramilitary) güç olmaktan çok siyasetle konumlarını geliştirmenin yollarını tartışacakları bildirilmektedir. Konu hakkında dış kaynaklarda, katılımcıların arkalarına uluslar arası desteği almalarının önemini, kendi geleceklerini belirleme hakkının uygulanmasını, demokratik barış sürecinin oluşturulmasını ele alacakları duyurulmaktadır.

 

Sinn Fein’in geçirdiği barış sürecinde ABD rolünün dikkate alınması halinde, bu toplantıda dolaylı olarak bu ülkenin etkisinden söz edilmesi mantıklı olacaktır. Katılımcılardan birisi olan BDP’nin dolaylı da olsa bundan etkilenmesi olağan karşılanmalıdır. Bölgede hiçbir gücün karşı çıkamayacağı çıkarları bulunan ABD ve diğer batılıların bu görüşmelere kayıtsız kalmayacakları ortadadır. Ancak Türkiye’de kamuoyunun hassasiyetleri nedeniyle yabancı bir gücün bu konuda doğrudan rol oynaması beklenemez. Bu gibi toplantıların gerçekleştirilmesinde sorumluluk üstlenmeseler bile yapılacak değerlendirmelerde ve alınacak kararlarda etkilerinin olmasını hep isteyeceklerdir.

 

Venedik görüşmesiyle ne derece bağlantılı olduğu bilinmemekle birlikte, KCK tarafından yapılan bir açıklamanın aynı günlere rastlamasının üzerinde de durulmalıdır. Yapılan açıklamada PKK’nın ateşkesinin kalıcılığı konusunda önümüzdeki hafta yeni bir karar alınacağı bildirilmiştir. Açıklamanın yapıldığı sırada olmasa bile gelecek hafta alınacak karar üzerinde bu görüşmenin etkisinin olması kaçınılmazdır. Aynı zamanda ülkemiz açısından da önemli gelişmelere yol açabilecek, öncekinden daha hareketli bir sürecin başlayabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. K. İrlanda ve Bask sorunun çözümünün başarılı adımlarla ilerlemesinden memnuniyet duyan uluslar arası karar vericilerin sempatilerinin silahlı ve siyasi Kürtçülük üzerinde de toplanması beklenmelidir. Ve elbette bu sempatinin beraberinde neleri getireceği de unutulmamalıdır. Önümüzdeki 15 Şubat ve 21 Mart örgüt açısından her zamankinden çok daha önemlidir. “Kürt sorunu” ve “demokratikleşme” ne kadar kalabalık ve hareketli kitlelerle dile getirilirse, örgüt açısından etkisi de o kadar büyük olacaktır.

 

Dipnotlar

 

(1) “Kürt Sorunu” mu Yoksa Örtülü Operasyon mu? Diplomasi ve İstihbarat Eliyle Kürt Toplum Mühendisliği İbrahim ÇEVİK 2010 S. 438