Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri açısından kritik bir gelişme yaşandı. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde (AKPM) “Türkiye’de demokratik kurumların işleyişi” konulu bir oturum düzenlendi. Oturumda Türkiye'nin 2004'te çıktığı siyasi denetim sürecine yeniden alınmasına karar verildi. AKPM, 45'e karşı 113 oyla aldığı kararla Türkiye'nin siyasi denetime alınmasını öngören raporu kabul etti. 12 oy ise çekimser olarak kullanıldı. Raporda, olağanüstü halin mümkün olan en kısa zamanda kaldırılmasının istendiğine ilişkin ifadeler alındı. AKPM Türk Heyeti Başkanı ve Adana Milletvekili Talip Küçükcan oturumda yaptığı konuşmada, "Türkiye Avrupa'nın bir parçası ve bir parçası olmaya devam edecektir" dedi.

 

Türkiye’nin denetim sürecinden çıkarılıp bu sürece daha sonradan yeniden dâhil edilen ilk Avrupa ülkesi olması dolayısıyla karar bir ilk olma özelliği taşıyor. Türkiye’nin, alınan kararın ardından Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde Rusya, Ukrayna, Moldova, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan gibi ülkelerin bulunduğu seviyeye gerilediği belirtildi. Avrupa Konseyi demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti konularında Avrupa genelinde referans olarak kabul edildiği için Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nde bugün çıkan kararın Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri açısından da sonuçlar doğurması bekleniyor. Bu kararı da göz önünde bulunduran Avrupa Komisyonu Türkiye'nin "Kopenhag siyasi kriterlerini karşılayamadığı" yönünde görüş belirtebilir.

 

Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Erdoğan, TÜRKSAM Haber Analiz için AKPM’nin Türkiye kararını değerlendirdi.

 

“Türkiye’nin Tam Üye Olduğu Bir Birlikte Yaşanılan Önemli Bir Kriz”

 

Avrupa Konseyi 1949’da kurulan ve Türkiye’nin kurucu üyeleri arasında sayıldığı bir örgüttür. 10 ülke tarafından kurulmuş ve daha sonra Yunanistan ile Türkiye üye 1949’da olmuştur. O yüzden Türkiye ve Yunanistan da kurucu üye olarak kabul edilmektedirler. Dolayısıyla bugün alınan karar nereden bakarsanız bakın Türkiye’nin tam üye olduğu bir birlikte yaşanılan önemli bir krizdir. Kolay ve hafif olarak anlatılabilecek bir olay değildir. AKPM, Avrupa Birliği (AB) gibi bizim karar sürecine dahil olmadığımız bir yer değildir. Hatta Türkiye’nin kısa bir süre öncesine kadar şimdiki Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi’nin başkanlığını yapmıştır. Şu anda yanlış bilmiyorsam onursal başkanıdır. Dolayısıyla böyle bir kurumun Türkiye ile aldığı kararı bizim iyi bir biçimde düşünmemiz lazımdır. Bunu sadece Türkiye’ye kötülük, Türkiye’yi istemezlik olarak değerlendirmek işi biraz hafife almak gibi olur diye düşünüyorum.

 

“Avrupalıların Türkiye’ye Karşı Olumsuz Bir Tavrı Olarak Nitelemenin Ötesinde Bir Anlam”

 

Avrupa Konseyi’nin insan hakları ve demokrasi alanında aldığı kararlar AB’yi de etkilemektedir. Hatta bizim 1994’te başlayan ve 20 sene devam eden gözlem altındaki statümüzü 2004 yılında yine bu hükümet ortadan kaldırmıştır. Çünkü o dönemde -2000 ile 2004- arasında çok ciddi bir reform süreci yaşanmıştı. O reform süreci gayet başarılı ve bütün dünyaya anlatabildiğimiz bir reform süreciydi. Böyle olunca Türkiye bu sürçten çıkarılmıştır. İlk kez bir ülke tekrar çıkarıldığı sürecin içine geri döndürülmüş olmaktadır. Bu nereden bakarsanız bakın dediğim gibi sadece günlük siyasetle Avrupalıların Türkiye’ye karşı olumsuz bir tavrı olarak nitelemenin ötesinde bir anlam taşımaktadır. Sadece bunu kötü niyetle falan açıklamamak, Türkiye’de neler olduğuna da bir bakmak lazımdır. Şimdi Türkiye’nin bu konudaki en önemli itirazı şudur, Türkiye herhangi bir Avrupa Konseyi üyesi gibi olaylar yaşamıyor; Türkiye’de Temmuz ayında bir darbe girişimi oldu, Türkiye’de terör örgütüyle mücadele devam ediyor, Türkiye’de DAEŞ ile mücadele devam ediyor, Türkiye’nin sınır bölgeleri çok problemli… Böyle bir ülkede demokrasi ve insan hakları alanında bir takım sıkıntıların yaşanması da doğal. Ama bunun esas haline gelmemesi lazımdır. 15 Temmuz sonrasında Türkiye’de ilk olağanüstü hal (OHAL) ilan edildiğinde –açın bakın o zamanki kayıtlara- Türkiye’nin en tepesindeki yetkililer bunun kısa süreceğini hatta belki 3 ayı bile dolmadan kaldırılacağını söylemekteydi, sonra ikinci 3 ay geldi, ardından üçüncü 3 ay geldi. Muhtemelen dördüncü gelecek ve böylece bir yıl boyunca OHAL durumu ortaya çıkacaktır.

 

“Siyasi Bir Karardır Demeleri Komik!”

 

OHAL durumu hükümetin, yargının biraz daha hareket etmesine yol açar ama bu tamamen hukuksuzluk anlamına da gelmemeli. Avrupa Konseyi’nin şu anki eleştirdiği hususlar biraz bununla ilgilidir. Yani, OHAL ile ilgili sebeplerinizi anlayışla karşılıyoruz ama bu hakkın yönetim tarafından biraz fazla abartılı kullanıldığını düşünüyoruz demektedirler ve bununla ilgili eleştirileri vardır. Yalnız şöyle bir şey söylemek gerekmektedir; Avrupa Konseyi’nin kararı sadece bu son birkaç ayda gelişen bir karar değildir. Bununla ilgili olarak daha önce de sıkıntılar ifade edilmekteydi. Ortaya çıkan bütün raporlar böyledir. -Venedik Raporu, daha önce Avrupa Parlamento’sunun aldığı karar vs.- Bütün bunlarda çok net bir biçimde Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi alanında ve ifade hürriyeti konusunda bir takım sıkıntıları olduğu bize söylenmiştir. Biz bunların her birisini reddettik, bunu Avrupalıların bir kastı olarak gördük. Şimdi bugün hükümet çevrelerinin de bu karar siyasi bir karardır demeleri de bana biraz komik gelmektedir. Şu anlamda; eninde sonunda Avrupa Konseyi tabii ki siyasi bir karar alacak yani bundan daha doğal ne olabilir, orası siyasi bir kurum. Şunu söyleyebilirsiniz sadece bu karar siyasi bir oluşum için özel olarak sömürülmektedir ya da abartılmaktadır denilebilir. Ama bunu söylemek açısından da çeşitli tezler ortaya konulabilir, yani bu işin tek bir tarafı yoktur. Dolayısıyla şöyle bir şey söyleyeyim; 2004 yılında Türkiye’nin Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi’nde izlenme sürecini sona erdiren bu hükümetin neden o dönemde sona erdirdiğini neden bugün böyle bir karar noktasına gelindiğini bir kez daha düşünülmesi gerekmektedir. Bu Avrupalıların yaptığı şeyin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Avrupalılar bazen Türkiye’deki siyasi çekişmelerden Türkiye’nin büyüklüğünü unutmaktadır, Türkiye’nin geleceğini unutmaktadırlar. Bu anlamda yaptıkları ciddi hatalar vardır. Bu hataların önemlilerinden birisi, Türkiye’nin AB müzakerelerinin tıkanmasıdır. Bunda da Türkiye’nin de biraz rolü var ama asıl büyük rolün Avrupa’da olduğuna hiç kuşku yok. Dolayısıyla bu süreç eğer normal bir biçimde devam etseydi bugün başka şeyler konuşuyor olurduk. Bu konuda Avrupalıların da iğneyi kendilerine batırmaları lazım diye düşünmekteyim.