Mayıs ayı Avrasya coğrafyasında önemli gelişmelerin yaşandığı bir ay olmuştur. Önce Rusya’da devlet başkanlığı devir teslim törenleri yapılmış ve Rusya’da Devlet Başkanlığına Dmitri Medvedev gelirken başbakanlığa ise eski başkan Vladimir Putin atanmıştır. Her iki lider koltuğa oturur oturmaz çalışmalara başlamıştır. Başbakan Putin kabinesini oluşturup iç politik ve ekonomik gelişmelere yoğunlaşırken Devlet Başkanı Medvedev ilk yurtdışı ziyaretlerini gerçekleştirmiştir.

 

Putin’in Petersburg Belediye’sinden mesai arkadaşı olan Medvedev bizzat Putin tarafından Devlet Başkanlığına aday gösterilmiş ve halkın büyük bir çoğunluğunun desteği ile de bu göreve seçilmiştir. 8 Mayıs’ta Duma’da yapılan oylamada Putin oylamaya katılan 448 milletvekilinden 392’sinin kabul oyunu alarak Başbakanlığını tasdikletmiştir. Bir tek Zuganov liderliğindeki Komünist Partisi Putin’e ret oyu vermiştir. Medvedev daha seçilmeden kendisinin Başbakan adayının Putin olduğunu açıklamış ve nihayet 7 Mayıs 2008 tarihinde bu göreve geldikten sonrada Putin’i Başbakanlığa atamıştır.[1]

 

Putin’in Başbakanlığa atanmasının ardından ilk iş olarak kabinesini oluşturmuştur. Kabinede bir kısım bakanları görevinde bırakan Putin bazı önemli değişikliklere de gitmiştir. Her şeyden önce kabinedeki Başbakan yardımcılığı sayısını 5’ten 7’ye çıkarmıştır. Putin ayrıca SSCB döneminde varolan bir sistemi yeniden hayata geçirmiştir. 15 Mayıs’ta yapılan toplantıda Putin Bakanlar Kurulu’nun üstünde yeni bir organ yaratmıştır. Bütün bakanları toplamanın ve gereksiz bürokratik işlemlerin önüne geçmek için 1978-2000 yılları arasında uygulamada olan ve daha sonra eski Başbakan Mihail Kasyanov tarafından kaldırılan Hükumet Üst Kurulunu yeniden oluşturmuştur. Buna göre Başbakan başkanlığında 7 başbakan yardımcısı ve bunlara ilave olarak bazı kilit bakanların (Dışişleri, İçişleri, Savunma, Ekonomik Kalkınma, Bölgesel kalkınma, Sağlık ve Sosyal Güvenlik veTarım Bakanları) her hafta düzenli olarak toplanacakları yeni bir yapı kurulmuş oldu. Normal bakanlar kurulunun ise ayda bir toplanması kararlaştırıldı.

 

Eski Başbakan Viktor Zubkov ve Putin’in eski ekonomi danışmanlarından İgor Şuvalov Başbakan Birinci yardımcıları tayin edilmiştir. Şuvalov’a ayrıca kıdemli yardımcı ünvanı da verilerek Rusya yönetim kademesinde 3. kişi ünvanı ile Putin’e vekalet görevi kendisine verilmiştir. Şuvalov’un Putin’in başbakanlığında en önemli ekonomi danışmalanlarından birisi olacağı şüphesiz. Özellikle kendisine verilen dış ekonomik ilişkiler alanında Şuvalov liberal görüşleri ile bilinmektedir. Zubkov ise tarımdan sorumlu Başbakan Birinci Yardımcısı görevinin yanı sıra Medvedev’den boşalan Enerji devi Gazprom’un Yönetim Kurulu Başkanlığına da getirilmesi düşünülmektedir.[2] Gazprom’un CEO'su Aleksi Miller'in yaptığı açıklamaya göre şirketin yıllık hissedarlar toplantısının yapılacağı 27 Haziran günü Zubkov yeni başkan olarak seçilecektir. Sergey Ivanov, Aleksandr Zukov, Igor Seçin, Sergey Sobyanin ve Aleksey Kudrin ise diğer başbakan yardımcıları olarak atanmıştır. Bu atamalarda dikkati çeken en önemli husus Kremlin-Hükümet dengesi ve hatta ondan da önemlisi Rusya’da iktidarı elinde bulunduran Liberal-Siloviki güç dengesinin durumumun nasıl olacağı hususuydu. Siloviki kesimin en güçlü ismi RossNeft başkanı Igor Seçin’in Başbakan yardımcısı olarak sahneye çıkması ve önemli bir gelişme olsa da genel dengede liberallerin bu atamalardan Silovikilere göre biraz güçlenerek çıktıkları söylenebilir.

 

Bir başka merak edilen soru Rusya’da Başbakan ve Devlet Başkanı arasındaki yetki paylaşımı konusudur. Rusya’da artan enerji fiyatlarının etkisiyle ekonomide işler şimdilik yolundadır. Bu durum devam ettiği sürece, yani ekonomide bir kriz ve/veya sorun olmadığı sürece Başbakan ile Devlet Başkanı arasında herhangi bir yetki paylaşımı ve sorun olacağı düşünülmemektedir. Ancak ekonomide sorunlar başlarsa iktidarda da sorunlar başlayabilecektir.

 

Putin’in hükümeti kurduktan sonra icraatlarına başladığı dış ticaret fazlası veren ve bütün rezerv fonları tabiri caiz ise dolup taşan Rusya’nın önümüzdeki dönem yaklaşık 570 Milyar dolarlık bir yatırım başlatacağını açıklaması önemlidir. Özellikle Türk müteahittlik firmalarının bu pazardan büyük pay alması söz konusu olabilir. Hükümet yatırımları konusunda girişimler başlatan Putin aynı zamanda 22 Mayıs’ta Beyaz Rusya’nın başkenti Minsk’te toplanan BDT Başbakanları ile de görüştüğü ve Rusya’nın ekonomik yatırımlarını BDT bölgesine de kaydıracağı anlaşılmaktadır.

 

Başbakan Putin Bu işleri gerçekleştirirken Devlet Başkanı Dmitri Medvedev ilk dış gezisini Kazakistan’a yapmış ve ardından da Çin’e geçmiştir. SSCB dağıldıktan sonra gücünün doruğunda olan Rusya yine SSCB’den beri Batı ile ilişkilerinin en soğuk dönemlerini yaşamaktadır. Böyle bir ortamda liberal ve Batıya sıcak bakan birisi olarak Medvedev’in seçilmesi Batıyla ilişkileri normalleştireceği yorumlarına neden olmuştu. Ancak Medvedev daha önceden de açıkladığı gibi ilk ziyaretini Batıya değil de doğuya yapmıştır. BDT içerisinde önemli müttefiki olan Kazakistan Medvedev’in ilk durağı olmuştur. Medvedev’in ikinci durağı ise Shangay İşbirliği Örgütü’nden müttefiki Çin olmuştur.

 

Kazakistan Orta Asya cumhuriyetleri içerisinde Rusya’ya en yakın ülkelerden birisidir. Kazakistan aynı zamanda BDT içerisinde Rusya’dan sonra en büyük ikinci ülkedir. Medvedev’in ilk yurtdışı ziyaretini Kazakistan’a yapması Rusya’nın Yakın Çevre politikası ile alakalıdır. Bu bize Rusya’nın yeni dönemde yakın çevresine Putin döneminde olduğu gibi birinci dereceli öncelik vereceğini göstermektedir. Dış politikada devlet başkanlarının ilk yurtdışı ziyaretleri diplomatik mesaj vermek açısından önemlidir. Bu çerçevede Medvedev’in önce Kazakistan’a ve ardından da Çin’e resmi ziyarette bulunmasının bölgesel birlik ve tek kutuplu Amerikan hegemonyasına karşı önemli bir mesaj sayılabilir. Zaten Medvedev’in Çin’de Devlet Başkanı ile ortak açıklamada bulunması bu durumu açıkça da ortaya koymaktadır.

 

Gazprom’un eski Yönetim Kurulu Başkanı olan ve enerji konularında büyük bir tecrübe sahibi olan Medvedevin Kazakistan ve Çin ziyaretlerinde gündemin en önemli maddelerinin başında enerji konuları gelmiştir. Medvedev ile Nazarbayev’in görüşmesinde süresi dolan Rusya-Kazakistan Stratejik İşbirliği ve Ortaklık Anlaşması yenilenmiştir. Baykonur Uzay Üssü ve askeri konular ve ticari ilişkiler diğer görüşülen konular arasında yeralmıştır. Kazakistan’ın BTC’ye petrol vereceğini açıklamasından sonra Medvedev’in ziyaretinin bir başka anlamı da zengin enerji kaynaklarına sahip Kazakistan’ı Rusya’nın enerji kontrolü dışına çıkarmamaktır.

 

Rusya’nın Çin ile ilişkilerinin ticari ve siyasi iki önemli boyutunun olması Medvedev’in ziyaretini önemli kılan unsurların başında gelmektedir. Zira bugün yaklaşık 48,2 milyar dolar olan dış ticaret dengesinin 2010 yılında 60 milyar dolara çıkarılması hedeflenmektedir. Rus dış ticaretinde üçüncü yeri tutan Çin bugün Rusya’nın en büyük ticari ortaklarının başında gelmektedir.  İki ülke arasında enerji ve özellikle de petrol ve doğalgaz boru hatları ve nükleer enerji alanında büyük bir işbirliği potansiyeli bulunmaktadır. Bu ziyaret sırasında imzalanan ve yaklaşık 1 milyar dolar değerindeki nükleer enerji işbirliği anlaşması da buna en iyi örnektir. İki ülke arasında ayrıca diğer sanayi alanlarında teknoloji, nanoteknoloji ve otomobil imalinde de işbirliği imkanları mevcuttur.

 

Avrasya’da Mayıs ayı içerisinde yaşanan bir diğer önemli gelişme Türkmen Lider Gurbangulu Berdimuhammedov’un Azerbaycan ziyaretidir. Bilindiği gibi SSCB’nin dağılmasından sonra Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurad Niyazov Türkmenbaşı Türkmenistan’ı daimi tarafsızlık statüsü gereği adeta bölgede cam bir faunus içerisinde tutmuş ve bölgesel ve ikili ilişkiler geliştirmesine çok sıcak bakmamıştır. Bu durum genel olarak Türkmenistan dış politikasında bir pasifliğe sebep olmuştur. Her ne kadar Türkmenistan'ın ilk Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı, 1996 yılında Bakü'ye gitmiş ve yine Azerbaycan'ın Devlet Başkanı Haydar Aliyev'le görüşmüştü. Ancak iki ülke arasında temelde varolan sorunların çözümüne nail olunamamıştı.

 

Hazar Denizi’nin iki kıyıdaş ülkesi olan ve bazı kaynakların paylaşımı konusunda anlaşamayan Azerbaycan ve Türkmenistan arasındaki en önemli sorun hangi statünün kabul edileceğinden ziyade karşılıklı “nüfuz bölgelerinin” sınırlarının nasıl tesbit edileceğidir. Zira bu iki ülkenin anlaşamadığı nokta, sınırlar belirlenirken çizilecek olan “ortay hattın” hangi yöntemle belirlenmesidir. Ulusal sektörler konusunda ise her iki ülke de aynı pozisyondan hareket etmektedirler.

 

Türkmenistan, Azerbaycan’ın kendi milli sektörü içerisinde gördüğü Kepez yatağı üzerinde hak iddia etmekte ve bu yatağa Serdar ismi vererek onu uluslararası işletime açmak istemektedir. Bununla ilgili 1996 yılından beri Azerbaycan’a itiraz notaları vermektedir. Azerbaycan, Türkmenistan’ın bu iddialarına, Türkmenistan’ın Serdar olarak adlandırdığı Kepez yatağını 31 Haziran 1997’de Lukoil ve Rosneft ile bir anlaşma yaparak cevap verdi. Kepez, Türkmenistan’ın hak iddia ettiği “Azeri” ve “Çırag” yataklarının daha doğusunda bulunmaktadır.

 

Ancak hem Türkmenistan’ın baskıları, hem de dönemin Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin’in Azerbaycan’a karşı takındığı olumsuz tavır nedeniyle, Lukoil ve Rosneft şirketleri Kepez anlaşmasından vazgeçmişlerdir. Bunu takiben 1998’de, Türkmenistan’ın aynı yatak için anlaştığı Mobil şirketi de Azerbaycan’ın baskılarına maruz kalarak Türkmenistan ile yaptığı anlaşmadan vazgeçmiştir.

 

Diğer yandan mega proje çerçevesinde Batı’lı şirketlerin milyarlarca dolar yatırım yaptıkları Azeri/Hazar ve Çırag/Osman yatakları üzerinde de Türkmenistan’ın iddiaları bulunmaktadır. Türkmenistan bu yataklardan Azeri/Hazar petrol sahasının tamamını isterken, Çırag/Osman petrol sahasının ise yarısının kendi ulusal sektörü içerisinde kaldığını iddia etmektedir.

 

Azerbaycan’ın 20 Eylül 1994’de asrın anlaşmasını imzalamasına rağmen Türkmenistan’ın buna ilk tepkisi ancak iki yıl sonra, 3 Mayıs 1996’da gelmiştir. 1997’den sonra gerilmeye başlayan Azerbaycan ve Türkmenistan arasındaki sorunların temelinde sadece Hazar’daki tartışmalı yataklar bulunmamaktadır. Türkiye’nin de yüzde 10 payının bulunduğu “Şahdeniz” yatağında çok zengin doğal gaz kaynaklarının bulunmasından sonra bölgenin en büyük doğal gaz üreticilerinden olan ve ürettiği doğal gazını pazarlama sıkıntısı çeken Türkmenistan çok önem verdiği Türkiye pazarı için Azerbaycan ile rekabete başlamıştır. Bu rekabet ortamında gerçekleştirilmesi düşünülen ve Türkmenistan gazını Türkiye üzerinden Batı pazarlarına ulaştıracak olan Trans-Hazar boru hattı için başlangıçta sadece “transit ülke” konumunda olan Azerbaycan’ın Şahdeniz yatağında zengin doğal gaz kaynakları keşfetmesinden sonra istediği yüzde 50’lik payı Türkmenistan’ın fazla bulmasıyla bir anlaşmaya varılamamış ve planlanan bu hat kısa sürede rafa kaldırılmak durumunda kalınmıştır. Trans-Hazar boru hattının şimdilik devre dışı kalmasıyla bunun yerine sadece Azeri gazını taşıyacak olan “Bakü-Tiflis-Erzurum” boru hattı projesi devreye sokulmuştur. Bu durumu hazmedemeyen Türkmenistan ise bir yandan Hazar’da askeri gücünü artırmaya başlarken, diğer yandan da İran ile Ermenistan arasında yapımı süre doğal gaz hattına destek vermeye başlamıştır.

 

27 Haziran 2001’de Türkmenistan borç görüşmeleri için bu ülkede bulunan Azerbaycan Başbakan Yardımcısı Abbas Abbasov’a bir nota vererek Tartışmalı yataklarda Türkmenistan’ın müteakip defalar yapmış olduğu itirazları dikkate almadan çalışmalarını sürdürmeğe devam etmesi kınanmıştır. Notada dikkati çeken husus İran’ın kendi ulusal sektörü içerisinde görerek 23 Haziran’daki İran savaş uçaklarının Azerbaycan araştırma gemilerini uzaklaştırdığı “Şerg” yatağını da Türkmenistan “Altın Asır” olarak adlandırmakta ve bu bölgeyi kendi ulusal sınırları içerisinde görmektedir. Dolayısıyla bu yataklar sadece Azerbaycan ile İran arasında tartışmalı yataklar olmayıp Türkmenistan ile de tartışmalı hale gelmiştir.

 

12 Aralık 1995’de Birleşmiş Milletler’de “tarafsızlık” statüsü alarak bu argümanı dış politikasının ana hedefi haline getiren Türkmenistan Devlet Başkanı Niyazov’un bir açıklamasında “Dış politikada sorunumuz olan yegane ülke Azerbaycan’dır demiştir”. Bu durum iki ülke arasında mevcut olan ilişkilerin daha fazla gerilmesine sebep olurken diğer yandan da Türkmenistan’ın Azerbaycan ile olan sorunlarının bu ülke için ne derece önemli olduğunun da ortaya koymuştur.

 

Türkmenistan Haziran ayı içerisinde “maddi yetersizlikler” ileri sürerek birkaç yıl önce Bakü’de açtığı Büyükelçiliğini kapatma kararı almıştır. Ancak aynı günlerde Türkmenistan’da Büyükelçiliği bulunmayan Azerbaycan, Dışişleri kanalı ile Aşkabat’ta Büyükelçilik açmayı planladığını açıklamıştır. Petrol kaynaklarının ve doğal gaz boru hattının paylaşımı konularında anlaşamayan Türkmenistan ile Azerbaycan, ilişkilerin gerginleştirildiği bir ortamda yeni bir anlaşmazlıkla daha karşı karşıya gelmiştir. Bu anlaşmazlığın temelinde Türkmenistan’ın Azerbaycan’dan olan alacaklarını istemesi ve vermemesi durumunda bu borcun üçüncü bir tarafa satılacağı konusunda bu ülkeye nota vermesi yatmaktadır. Bu son nota ile zaten kötü durumda olan ilişkiler daha da bozulmuştur.

 

Hazar’da Azeri-Türkmen gerginliği Türkmenistan’ı bir çıkmaza daha sokmaktadır. Zira Türkmenistan 1996’dan beri Hazar’daki yataklarını işletecek uluslararası şirketler bulmakta zorluklar yaşamaktadır. Bu sıkıntıyı Hazar’da, İran ile de sorunları bulunan Azerbaycan’ın da zaman zaman yaşadığının şahidi olunmaktadır. Azerbaycan, ExsoonMobil şirketi ile yaptığı “Savalan” yatağı anlaşmasını bu şirket, İran ile sorunların çözülmesi şartına bağlayarak anlaşmadan vazgeçmiştir. Yine 23 Temmuz’da İran ile “Alov” yatağında yaşanan sorunlar sebebiyle İngiliz BP şirketi büyük ekonomik kayıplara uğradığını belirtmiş ve çalışmalarını sorunlar çözülünceye kadar durdurma kararı almıştır.

 

Türkmenistan ile Azerbaycan arasındaki yegane sorun elbette Hazar Denizi’nin statüsü sorunu sebebiyle kaynak paylaşımı değildi. İki ülke aynı zamanda o dönemde çekilmesi gündemde olan Trans-Hazar Doğalgaz Boru Hattına gaz verilmesi konusunda da sorunlar yaşamışlardır. Kimin bu boru hattının ne kadarını kullanacağı konusunda anlaşma sağlanamaması ve o dönemki Türk iktidarının bu konuda arabulucu girişimler başlatamaması Bakü ile Aşgabat arasındaki iplerin neredeyse tamamıyla kopmasına sebep olmuştur.

 

İki ülke arasında uzun süre kopuk halde olan ilişkiler Berdimuhammedov’un 2007 yılında iktidara geldikten sonra gölgede daha aktif bir politika izlemeye başlamış ve bu çerçevede Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev’in davetiyle 19 Mayıs 2008 tarihinde ziyaret etmiştir. Bu ziyaretin en önemli yanı yukarıda ifade edilen sorunların çözümüne yönelik diyalog kapısının açılması ve dolayısıyla da Türkiye için son derece büyük önem arz eden Nabucco hatının yapılmasına önemli bir destek olmuştur.

 

Dipnotlar

 

[1] Rusya’da Başkanlık sistemi gereği Başbakan Devlet Başkanı tarafından atanır ve Duma’da ise onaylanır.

[2] Putin ile Petersburg belediyesinden tanışan, önceki dönemde 2004 yılından beri Federal Mali İzleme Dairesi başkanlığını yürüten ve Rusya’daki bütün para akışlarına hakim olan ve aynı zamanda da oligarklar operasyonlarında önemli misyon yüklenen 67 yaşındaki Zubkov'un Putin’in en yakın ve güvenilir çalışma arkadaşlarından birisi Gazprom’un başına gelecek olması Putin’in buradaki kontrolünü olduğu gibi sürdüreceği anlamına da gelmektedir.