Bir ucunda İngiliz gizli servisinin diğer ucunda Milli Mücadeleye başkaldıranlardan olan Bedirhanlar’ın olduğu suikast timi Atatürk’ü öldürtmeye kalkmıştı. Hedef aldıklarının bir dahi olduğunu hesaplayamadıkları için olağan bir sonla başarısız oldular. Lozan’a gelindiğinde ise o günkü dünyanın efendilerinin hesapları altüst oldu. Yabancı gizli servis-diplomasi işbirliklerine son vermeyen Kürtçü seçkinler Musul görüşülürken Şeyh Said daha sonra Hatay’ın görüşüldüğü sırada da Dersim isyanlarını çıkardılar. Yine olmadı. Türk dünyasının dünya sahnesinde yer almaya başladığı günlerde PKK adıyla başkaldırdılar. Ve kendi ifadeleriyle bu yirmi dokuzuncu isyanda hiç olmadığı kadar büyük bir adım atmayı başardılar.

 

Hizmetinde olduğu güçlerin yardımıyla etnik bölücü Kürtçü terörü, “Kürt sorunu” haline dönüştürülüp Türkiye’nin yönetimine talip olacak hale geldi. Elalemin terörü kendi iç sorunu halinde kalırken bizimki uluslarasılaşmayı başardı.

 

PKK ve ÖCALAN bugün sahip oldukları tecrübeyi bölgesel ve küresel istihbarat teşkilatlarına taşeronluk yaparak, onların örtülü operasyonlarında rol alarak kazandı. Bu istihbarat teşkilatlarının başlıcaları; İran’ın Savak’ı, Irak ve Suriye’nin Muhaberat’ları, Rusya’nın KGB ve FSB’si, Yunanistan’ın KIP ve EYP’leri, İsrail’in Mossad’ı, Almanya’nın BND’si, Fransa’nın DG ve DGS’leri, İngiltere’nin MI5 ve MI6’leri, Bulgaristan’ın Sigurnost’u, İtalya’nın SISMI’si ve elbette CIA’dır. Bu ülkelerdeki örgütlenmesi devam ettiği için gizli servislerle ilişkisinde de kesinti olması söz konusu bile değildir.

 

Böyle bir örgütün ve onun başındakinin yaptıkları barış çağrılarının arkasında ne türlü bir örtülü operasyonun bulunduğu ortadadır. PKK, yasallaşıyor, bunun paralelindeyse ÖCALAN, Mandelalaştırılıyor.

 

PKK’nın, Türkiye’nin üzerinde durulmasını istemediği, Türkiye’nin ise hiç hatırlamadığı küçük gelişmeler, bu konudaki bütünü yavaş yavaş tamamlayan parçalardır. PKK, Cenevre Sözleşmesi’ne taraf olması neticesinde dolaylı olarak BM nezdinde muhatap haline geldi. Kuruluşundan yönetimine kadar terör örgütünün elinde olan Mahmur Kampı’nın BM’ye devredilmesiyle bu kamptaki Türkiye vatandaşları sığınmacı statüsü kazandılar. Her ne kadar açıkça Kürt kimliğinden söz edilmiyor olsa da BM Genel Sekreterinin Yerlerinden Edilmiş Kişiler Temsilcisi Francis DENG’in Güneydoğu’da yaptığı incelemeler doğrultusunda hazırladığı Mayıs 2002 tarihli rapor da bu kapsamda değerlendirilmelidir. Teröristlerin elinde bulunan kamu görevlilerinin teslimleri sırasında özenle hazırlanan resmiyet mizanseni yarınki savaş esirlerinin takası operasyonuna dönüşümün hazırlıklarıdır. Kabul etmek zorunda olduğumuz bir gerçektir ki, PKK ve ÖCALAN uluslararası alanlarda kendini kabul ettirmeye başlamış bulunmaktadır. Yolun sonunda azınlık haklarını elde etmiş ve uluslararası güçlerin koruması altında özerk bir yönetimi ve bu bölgenin tüm yükünü Türkiye’nin üstlendiğini görmemiz sürpriz olmamalıdır.

 

Örtülü operasyon alanında uluslararası tecrübenin sahibi terör örgütünün sözcülerinin her çıkışları bu amaca giden yolda aşama kaydetmeye yöneliktir. Bugün hâlâ PKK’yı kollayanlar ise hiç günahları yokmuş gibi bizi faturayı ödemeye zorluyorlar. Sürecin en önemli oyuncularından BARZANİ ve yönetimi, her zamanki sinsi tutumuyla bir taraftan süreci desteklerken diğer taraftan Kuzey Irak’ta PKK’lı istemiyor. Hemen bakalım:

 

KBY’nin (Kürdistan Bölgesel Yönetimi) Başbakanı Neçirvan BARZANİ, PKK ile görüşmelerin hızlandığı bir sırada 23 Mart 2013 tarihinde Türkiye’ye geldi. Hepimiz biliyoruz ki, bu görüşmeler KBY’yi yakından ilgilendiriyor. N. BARZANİ’den önce Kuzey Irak Hükümet Sözcüsü Safin DİZAİ’nin açıklaması bu ziyaretin ne için yapıldığının ipuçlarını veriyor. DİZAİ, Türkiye’den çekilecek PKK’lılar içerisindeki İranlı ve Suriyeli olanların ülkelerine gitmelerini istediklerini açıkça söyledi. PKK’nın silahlı birimlerinin K. Irak’a dönmesiyle bu ülkedeki gücünün artacağı, bu durumun da BARZANİ yönetimi için bir tehdit oluşturacağı ortada. K. Irak yönetimi böyle bir sonuçtan hiç memnun olmayacak ve engel olmak için elinden geleni yapacaktır. Besleyip büyüttüğü PKK’nın BARZANİ’nin başına bela olması dileğimizdir. Öyle “Newroz” meydanlarına kutlama mesajları gönderenlerin, Kürtlerin birliğinden kan bağından dem vuranların iktidarları söz konusu olunca nasıl birer ikiyüzlülük abidesi kesildikleri görülmelidir. Görmeyenlerin gözüne sokulmalıdır.

 

ABD, işgal ettiği Irak’tan bir yıllık bir süre içerisinde çıktı. PKK ise verdiği tarihe göre teröristlerinin en az altı aylık bir sürede Türkiye’den çıkabileceklerini öne sürüyor. Yani bir anlamda kendisini ABD ordusu gibi düzenli bir ordunun geri çekilmesi sınıfına koyuyor. Terör örgütünün gerçekteki hareket tarzı bu durumdan tamamıyla aksi yöndedir. Yurda girerken Haftanin Kampı’ndan yola çıkan bir terörist grubunun Tunceli kırsalına ulaşması topu topu bir olmadı en çok bir buçuk alık bir zamanı almaktadır. Üstelik bu süre olağanüstü koşullarda gerçekleştirilen bir ilerleyişle olmaktadır. Oysa eğer açıklandığı şekilde bir çıkış olacaksa koşullar son derece elverişli olacaktır. Gündüz saatlerinde bile pusu, çatışma korkusu olmadan ellerini, kollarını sallayarak gidecekler. Yani çok daha süratli hareket edebileceklerdir.

 

Öyleyse ne oluyor da bir aylık süre yerine altı aylık süre konuşuluyor? Bunun cevabı PKK’nın alan hakimiyeti oluşturduğu ve bu alanların tali bölgelerini öylece bırakıp çıkmayacağı gerçeğindedir. Terörist gruplarını yurt dışına çıkarmadan önce bu bölgelerdeki PKK hakimiyetinin devamını sağlayacak önlemleri alacaktır. Geri çekilmenin buralardaki PKK yönetiminde kopukluk yaratmasına fırsat vermeyecektir. 2012 yılında iddia ettiği devrimci halk savaşı için Türkiye’de oluşturduğu silah ve mühimmat yığınağını güvenli bir şekilde geride bırakacaktır. Üstelik sürecin olumsuzluğa dönüşmesi halinde 2013 yılında planladıkları büyük “halk savaşı” için bu silah ve mühimmata hatta çok daha fazlasına ihtiyaçlarının olacağının bilinci içerisindeler. Gelişmenin bir diğer boyutunda geri çekilme işlemini belki de yabancı gözlemcilerin tanıklığı önünde gerçekleştirecekler. Bu durumda görsel ve yazılı propaganda hazırlıklarıyla, yabancı destekçilerinin örgütlenmeleri için zamana ihtiyaçları olacaktır. Gerillanın uluslararası hukuktaki tanımına uygun olması için teröristlerin bu tanıma uygun olarak hazırlanmaları zaman alacaktır.

 

Sonuç olarak geldiğimiz bu noktada BM Genel Sekreteri, ABD, AB Dışişleri Yüksek Temsilciliği, AK Genişlemeden Sorumlu Birimi ve Uluslararası Af Örgütü daha ilk anda böyle bir yönde gelişmenin işaretlerini taşıyan süreci desteklediklerini bildirdiler. ÖCALAN’ın mektubu ve Diyarbakır’daki “Newroz” etrafında oluşturulan koruma çemberi öyle güçlendirildi ki, bu aşamadan sonra gelişmeleri aksi yöne çevirmek neredeyse imkansızdır.