Aslında televizyonda naklen verilen şehit cenazelerini gördükçe üzüntümü ve öfkemi içime atıp bir şey yazmamaya karar vermiştim ama dayanamadım. Herkesin sorduğu gibi neden son zamanlarda PKK bu kadar azdı diye düşünmeden edemiyorum bende. Tabii bunun bir çok sebebi vardır, her vatandaşa göre. Ama, bende bana göre olan nedenleri sıralamak istiyorum, bölgeyi bilen bir insan olarak ve içim kan ağlayarak.

 

Hükümetin ikinci dönem seçildikten sonra silahlı kuvvetlere yönelik uygulamış olduğu yeni stratejisinin ayrılıkçı Kürtler için ekmeğine yağ süren bir durum oluşturduğuna kimsenin şüphesi yoktur herhalde. Güneydoğu’da Hakkari’nin derinliklerinde, Irak ve Suriye sınırlarında görev yapan komutanlar aldıkları büyük sorumluluk nedeniyle bir tek vicdanları ve emrindeki askerlerinin güvenliğini sağlayarak, fedakarca vatana hizmet etmekten başka bir şey düşünemezler. Bulundukları ortam zaten buna müsaade etmez. Gece gündüz uyanık bulunmak ve atak olmak zorunluluğu vardır. Görev esnasında bir takım aksaklıklar olabilir. Ama bu fedakar insanları aradan birkaç sene geçtikten sonra tutuklar ve medyada sen Güneyde şunları yapmışsın diye bir hain gibi afişe ederek adalet önünde suçlu duruma düşürerek ilan ederseniz, ileride bu görevi layıkıyla yapacak komutanları bulamayacak duruma getirirsiniz. Atanan bütün komutanlar, aman içeride kalayım da kazasız belasız şu bir kaç seneyi savuşturayım diye düşünürler. Ben bu yaklaşımımla halen bu şekilde hareket ediliyor demek istemiyorum ama, bu durumun olmayacağını da kimse iddia edemez diye düşünüyorum.

 

Bir diğer realite ise, Açılım konusunda olmuştur. “Açılım, açılım” diye yer gök inlemiş ancak, somut herhangi bir plan olmadığı için ortaya Irak’ın Kuzeyinden ellerini kollarını sallayarak gelen ve kendi propagandalarını yapan birkaç kişiden başka bir şey konulamamıştır. Bu durumda İmralı’da bulunan bölücü başı Öcalan ben adamlarımı zapt edemiyorum serbest bırakıyorum diyerek, bundan yaklaşık iki ay önce silahlı hareketin başlaması için talimat vermiştir. Bu duruma karşı Hükümet Irak’ın Kuzeyindeki yönetimin başı ile Ankara’da görüşmesine karşın, PKK’nın desteğinin kesilmesine ve Kandil’den veya diğer üslerinden çıkarılmasına yönelik somut bir söz alamamıştır. Barzani çözümün barışçı yollarla olması konusunda tavsiyede bulunmuş gibi görülmektedir.

 

PKK ise stratejisini değiştirerek, artık yalnız Güneydoğu’da değil Türkiye’nin her tarafında var olduğunu kanıtlamaya yönelik olarak, Türkiye sathında muhtelif eylemlere başlamış ve dünkü baskın dışında iki hafta içinde 30’dan fazla şehit verilmesine neden olmuştur. PKK’nın bu eylemlerde vermek istediği mesaj şu şekilde okunabilir.

 

·İnisiyatifin kendisinde olduğunu vurgulamak suretiyle hükümete, ben istediğim yerde istediğim anda ve şekilde eylem gerçekleştirebilirim demektedir.

 

·Bu şekilde hareketle yurt sathında teşkilatlanmış olduğunu ve yeterli güç ve desteğe sahip olduğu intibağını vermek istemektedir.

 

·Yapmış olduğu eylemlerle, yurt sathında infial yaratarak, Kürt vatandaşlara karşı şehirlerde halk tarafından eylemler yapılmasını sağlayarak, iç çatışmalara zemin hazırlamak ve

·Böylece Dünya’nın ilgisini kendi ideallerini gerçekleştirmeye doğru üzerlerine çekme stratejisini uygulamaya koymuş gibi görülmektedir.

 

·PKK bu suretle, bir taraftan Güneydoğu’da kırsal alanda eylemlerine devam ederken, diğer taraftan şehirlere ve Kuzey’deki sakin bölgelere eylemlerini kaydırarak, bir nevi şaşırtma taktiği uygulamakta ve silahlı kuvvetleri ne yapacağını bilemez bir durumda bırakarak, hükümeti acz içine almayı amaçlamaktadır.

 

Bu arada PKK’nın bu eylemlerine hükümetin dış politikadaki uygulamalarından kaynaklanan ve özellikle, İsrail’e karşı tutunmuş olduğu tavır paralelinde içeride popülist söylemlerinden kaynaklanan açıklamalarının büyük destek verdiğini söyleyebiliriz. İsrail’in siz PKK’a bakın yanıtına, PKK ile Hamas aynı şey değildir, Hamas kendi yurdunun bekası için uğraşıyor şeklinde bir yorumda bulunulunca, PKK’da “bizde Hamas gibiyiz” diyerek, bunu ispat için eylemlerini arttırmıştır şeklinde bir değerlendirme yapmaktan kendimi alamıyorum.

 

Dış politikada proaktif bir strateji uygulamak ve Ortadoğu’da mevcut konjönktür içinde Türkiye’nin etkin bir politika uygulaması konusunda kimsenin bir itirazı olduğunu zannetmiyorum. Ancak, Kandil Dağı’na neden gidilemiyor sorusuna cevap bulmak için Barzani’nin son Ankara ziyaretindeki açıklamalara bir bakmak gerekmektedir. Barzani PKK ile ters düşerek kendisine bir hasım yaratmak istememektedir. Sonra neden istesin ki? PKK nedeniyle Türkiye her zaman kendisine muhtaç bir durumda bulunacak ve her zaman talepte bulunulan bir makam pozisyonunu elinde bulundurabilecektir. İleride herhangi bir konuda masaya oturulduğunda Türkiye’den gelecek her türlü isteği, ama bende bir koz var dolayısıyla bu isteğinizi yumuşatın diyebilecektir.

Kandil dağlarına harekat yapma olasılığımızı 1 Mart teskeresinin ret edilmesiyle birlikte kaybettiğimizi düşünmekteyim. Eğer teskere geçerek, ABD Türk Irak sınırından girseydi, Türk birlikleri de arkasından girerek, temizlik harekatı ile bölgenin kontrolünü yapacaktı. Bu Türkiye’nin Kandil dağlarına kadar uzanması fırsatını yaratacaktı elbette. Birliklerimiz bir şekilde Kandil dahil, bütün Kuzey Irak’ta PKK üs ve unsurlarını kontrol ve temizleme imkanına sahip olacaklardı. 2003’den bugüne kadar geçen 7 yıllık süre içinde herhalde bütün bu sorunlar minimum hale getirilebilirdi. Şimdi size kim müsaade eder Kandil’e gitmek için, ne için kendileri de müdahale etsinler. Tamam yaparım, ederim diyerek bir oyalama taktiği ile işi sürüncemede bırakarak, ihtiyaç duyduğu anda koz olarak ileri sürmek oradaki yöneticiler için son derece mantıklı bir hareket tarzı olarak düşünülmektedir.

 

Bir diğer konuya da değinmeden edemeyeceğim. Türkiye -Irak Sınır güvenliği ile ilgili sistemlerin kurulmasında zamanında ciddi çalışmalar yapılmıştır. Elektronik konusunda uzman bir yerli savunma sanayii şirketinin, TSK ile işbirliği ile altı ana giriş noktasının tespit edildiği ve bunlardan birinde pilot uygulama yapılarak, sensörlü sistemlerin kurulduğu bilinmektedir. PKK kurulan sistemi bildiğinden muhtemelen bu geçişi kullanmaktan vazgeçmiş ve diğer geçişlere yönelmiştir. Ancak, bizim uzmanlar, bu sistemler bir şey göremiyor, işe yaramıyorlar diyerek uygulamayı durdurmuşlardır. Geçiş kullanılmaz ise, sistem nasıl görsün ki? Konunun yeniden ele alınarak, gözetleme ve ikaz sistemlerinin diğer beş geçiş noktalarına da konulması ve bunun ateşle yani aktif birliklerin konuşu ile desteklenmesi hal tarzının tekrar ele alınması gereklidir diye değerlendirmekteyim.

 

Olayların durulması için ne yapılması konusunda her kesimden uzmanların beyin fırtınası şeklinde muhtelif önerilerde bulunduğunu görmekteyiz. Benim önerilerim ise,

 

Ø Öncelikle orada görev yapan silahlı kuvvetler ve diğer güvenlik kuvveti mensuplarına, hükümetin gerekli güvenceyi vermesi,

Ø İç politikaya yönelik popülist söylemler konusunda psikolojik harp, halkla ilişkiler gibi unsurların son derece iyi değerlendirilerek, ortaya çıkabilecek gelişmelerin öngörülmesi ve buna göre söylemin şekillendirilmesi,

Ø Açılımın artan bir şekilde süreceği ifadelerinin artık somut bir şekilde ortaya konulması ve hem siyasi kanadın hem de PKK tarafının yaklaşımının tartılması ve buna göre yeni stratejiler tespit edilerek Dünya’nın desteğinin sağlanmaya çalışılması,

Ø ABD ile ilişkilerin rayına oturtulması ve Irak’ın kuzeyindeki yönetime baskı yapılması suretiyle PKK’nın oradaki varlığına kayıtsız şartsız son verilmesinin yolları aranması,

Ø Olayların yurt sathına yayılmasının önlenmesi için hedef olabilecek şehir ve bölgelere münferit giriş ve çıkışların dahi kontrol edilmesine yönelik tedbirler alınması,

Ø ABD ve AB’ne Türkiye’nin eksen kayması gibi bir niyetinin olmadığının kesin bir şekilde iletilmesi, şeklindedir.

Ø PKK’nın dünya kamuoyunda kendisini Hamas ile özdeşleştirmesine yönelik her türlü girişimi ve bu girişimlerini engelleyecek tedbirlerin öngörülmesi ve belirli bir program dahilinde uygulanması şeklindedir.

 

Hükümetin Gazze ile birinci derecede ilgilenmesi mutlaka çok iyi bir şeydir. Ancak, içeride her gün onlara yakın evladımızı şehit veriyorsak, komşularla ilgilenmeye ara vererek, artık kendi evimize dönmeliyiz ve bu konuda çaba sarf etmeliyiz. Zaten yapılan bütün bu eylemlerin ana amacı da; Türkiye’ye sen önce kendi sorununa bak, sonra başkaları ile uğraşırsın mesajını vermek olarak ifade edilebilir.