PKK’nın silah bırakmayacağının nedenlerini örgüt açısından ele aldığımız sondan bir önceki yazımızın üzerinden geçen bu kısacık zaman diliminde Türk’ün ciğeri, Kürt’ün kezzebi yandı. Dışarıdan ciğeri yananların ağıtlarını, içeriden vicdanlarının feryatlarını duymayanlar, terör saldırıları için sanki kandan beslenen bir örgüt değilmiş gibi PKK’nın saldırılarının zorlamalar sonucunda arttırdığı kanaatini yaymaya çalışıyorlar. Ellerindeki kılıf ne olursa olsun PKK’yı içerisine yerleştirmeleri mümkün değildir. Çünkü PKK bünyesinde taşıdığı hastalıklar ve dışarıdan gelen nedenlerin etkisi altında kan dökmek zorundadır. Bu karakterinden vazgeçmez, geçemez. Sadece içerisinde bulunduğu duruma göre terörün şiddetini azaltıp arttırır. Son günlerde de olan budur.

 

Kana susamışlığının bünyesinden kaynaklanan nedenlerine değindik. Bir de dışarıdan etkili olan nedenler bulunmaktadır. Öncelikle PKK, iktidarın 12 Haziran seçimlerinden başarıyla çıkmasını bu dönemdeki eylemsizliğine borçlu olduğunu düşünüyor. Karşılıklı alıp, verme hesabının aleyhine kapatılmaya çalışıldığını değerlendirerek elinde ne varsa ortaya sürüyor.

 

İkinci olarak ne kadar çok insana zarar verirse, ne kadar çok kan dökerse oturulacak bir görüşme masasında elinin o kadar güçlü olacağını hesaplıyor.

 

Üçüncüsü bölgedeki muhalif diğer Kürtçü hareketleri terörle şiddetle sindirerek meydanı boş bırakmamaya çalışıyor.

 

Daha sonra ABD’nin Irak’tan çıkma tarihinin yaklaşmasıyla koruma kalkanından mahrum kalacak K. Irak’ın bu zayıflığı nedeniyle Türkiye’nin sınırötesi operasyonlarına karşı koyamayacağı korkusunu taşıyor. Hakkâri üçgeninde ve bağlantılarında kesin bir alan hâkimiyeti sağlayarak Kandil’e savunma derinliği oluşturma stratejisini uygulama çabasında.

 

Beşinci neden hava operasyonları nedeniyle karargâh rolünü yerine getiremeyen Kandil’i olası bir kara harekâtına karşı rahatlatma telaşını yaşıyor. KCK ve DTK planlamalarının bir an önce eksiksiz uygulanmasının önündeki kendince engelleri ortadan kaldırmanın telaşında.

 

Son günlerde özellikle yurt dışından yöneltilen terörün bitmesi için şiddet sarmalından çıkılması gerektiği görüşüyle Türkiye üzerinde oluşturulan baskı bir sonraki neden olarak kabul edilmelidir. Uluslararası Kriz Grubu’nun (ICG) bu yöndeki son raporunda PKK, Türkiye eşiti bir konuma çıkarılarak iki tarafın da silahlarını susturmaları isteniyor. Bu tutumdan cüret bulan örgüt, terörü arttırması oranında Türkiye üzerindeki dış baskının da artacağının bilincinde.

 

Son olarak daima olduğu gibi bölgesel çatışmalardan, iç kargaşalardan besleniyor. Baasçıların yardımıyla Suriye’deki Kürt muhalefetinin denetimini eline geçirmeyi, bizim de arasında bulunduğumuz bölge ülkeleriyle Barzani yönetimi karşısında stratejik üstünlük sağlamaya çalışıyor. İran’ın içlerinden başlayıp, Akdeniz’e çıkan batının hiç vazgeçemeyeceği bu çok önemli bölgede denge unsuru olmayı hedefliyor.

 

Bütün bunlara rağmen gerçeklerin çıkarlarına ters düştüğü çevreler teröre sözde son vermesi için siyasi PKK’lılardan medet umuyorlar. Rahat dünyalarında can sıkıcı gerçekleri görmek istemeyen bu kimseler, güdümlü siyasilerin TBMM’ye İmralı’nın seçimi, Kandil’in onayıyla girdiklerini, “iradem ÖCALAN” dediklerini unutmuş görünüyorlar.

 

Ölçüsüz bir kalleşlikle tek kale bir maç oynanıyor. PKK pusuyla, tuzakla asker- polis, Kürt-Türk, çoluk-çocuk, genç-yaşlı demeden kan döküyor. Kürtçü seçkinlerle, terörden beslenenler tüm insanlıklarını bir kenara bırakıp teröre gerekçe yaratmaya çalışıyorlar.

 

Soyunda Kürtlük arayan şarkıcı türkücüler, Kürtçe şarkı söylemekle düşünce derinliğine ulaştığını zannedenler “Kürt sorununu” çözmeye soyunuyorlar. Toplum mühendisliğinin iki hedefinden birisi olan Kürtler eylemliliğe bilenirken, diğer hedef Türkler magazin hafifliğine çekilmeye çalışılıyor.

 

Okullar açılmadan önce siyasi PKK’lıların çocukları okullara göndermeme çağrılarının hemen ardından silahlı PKK’lılar öğretmenleri üçer, beşer kaçırıyor.

 

Hiç gizlemeden aylar öncesinden bildirdiği doğrultuda eylemler yapan PKK’yı aklama görevini üstlenen nemacılar, yok yanlışlık oldu, yok PKK değildi yalanlarıyla ortalığı bulandırıyorlar. Fısıltı gazetesiyle teröre karşı olanların aklını çeliyor.

 

Diplomasiyi ve Türkiye’de bulunan vatandaşlarının işlerini bir kenara bırakan konsoloslar, batılı yerel siyasi partililer Batman’ı, Hakkâri’yi yol ediyorlar.

Tamil Kaplanları’nın televizyonunun yayın lisansını tek kalemde iptal eden batı ülkeleri hâlâ Roj TV’nin terörü özendirdiğine karar veremiyorlar. Üstelik Avrupa’nın göbeğinde RTL stüdyosu basıldığı halde…

 

Şimdi hep beraber mantığımızla düşünelim; her şey böylesine programlı bir şekilde yolunda devam ederken, PKK neden silah bıraksın ki!