Tunus ve Mısır’da halk ayaklanması ve neticesinde devrim fiilen tamamlanmıştır. Tunus bir şekilde devrimi sivil metotlarla gerçekleştirilip yönetim sivil ekiplere geçerken Mısır’da yönetim orduya geçmiştir. Mısır’da Ordu’nun yönetime el koyması ve Hüsnü Mübarek’i istifaya zorlaması ile bu ülkede yeni ve belirsiz bir süreç başlamıştır.

 

Tunus’ta halk ayaklanması yaşandığında bunun iç dinamikleri kadar dış dinamikleri de son derece önemlidir demiştik. Ayrıca daha önceki halk ayaklanmalarına baktığımızda dış dinamiklerin mutlaka “Domino Etkisi”ni beraberinde getireceğini ifade etmiştik. Gerek Twitter hesabımızdan (Twitter.com/Sinan_ogan) ve gerekse de TÜRKSAM’da yazdığımız analizlerde ve televizyon kanallarında yaptığımız yorumlarda ısrarla vurguladığımız hususları şu başlıklar altında toplamamız mümkündür:

 

1.      “Diktatörlerin taviz vermeye başladıkları an yıkılmaya da başladıkları andır.”

 

Bu sebeple de Tunus Devlet Başkanı Bin Ali iki yardımcısı ve İçişleri Bakanı’nın istifasını istediğinde kendi iktidarının da yıkılışını başlatmıştı. Nitekim Bin Ali’nin iktidar piramidi de bu üç önemli taşın çekilmesiyle çok hızlı bir şekilde yıkılmıştır. Örneğin, 1 Şubat 2011 tarihinde Twitter hesabımızda aynen şunları yazmıştık: “Biz Mübarek gidici dediğimizde, taviz diktatörler için gitmeye başladıkları noktadır dediğimizde buna şüpheyle bakanlar artık gerçeği görüyorlardır.” 1 Şubat tarihli bir diğer tweetimiz: “Tunus'ta devrim olduğunda biz domino olur dediğimizde neredeyse bütün analizciler olmaz diyordu, biz dış etken var dediğimizde onlar yok diyordu.” Yine bir diğer mesajımızda Mısır’daki beklentimizi için aynen şunları yazmıştık: “Bundan sonra halkın Başkanlık sarayına yürümesi mümkündür. Bu durumda Polis gücü ile halk arasında çatışma ve ordunun yönetime el koyması…” 29 Ocak’ta ise Mübarek’in çekilmesini artık öngörmüştük. Twitter mesajlarımız şu şekildeydi: “Yıllardır halk hareketlerini yakından inceleyen birisi olarak şunu söyleyebilirim ki diktatörlerin taviz verdiği an yıkılmaya başladığı andır” ve sonrasına yazdığımız mesaj ise şuydu: “Mübarek ilk tavizini verdi… Hükümeti kurban verdi. İşte bu nokta diktatörlerin yıkılmaya başladıkları andır. Dolayısıyla çekiliyor…” Ayaklanmalardaki ölü sayısı ile ilgili hiçbir resmi rakam yayınlamamışken mesajımız şuydu: “Mısır'daki ayaklanmalarda ölü sayısını açıklanan 6 rakamının çok üzerinde hatta 50'nin üzerinde olabilir…” Bir diğer mesajımızda ise: “O büyüklükteki gösterilerde ölü sayısı bu kadar düşük olamazdı Ama medya uzun süre ölü sayısını 6 verdi. Bugün rakamın yüz olduğu yazıldı.” Daha bu hareketler başladığında 19 Ocak’da şu tweeti atmıştık: “Tunus'ta devrim, İsrail ve Lübnan'da hükümet krizi, Sudan'da bölünme, Ürdün, Mısır ve Fas'ta ayaklanmalar ve İran. Hepsi tesadüf olabilir mi?”

 

2.      “Meydanlar kurban almaya başladılar mı durmazlar.”

 

Bizim bu süreçte söylediğimiz bir diğer önemli bir tespit de meydanların kurban almaya başlamasıyla durmayacağıdır. Nitekim bu tür bütün halk ayaklamalarında meydanlar diktatörden taviz aldıklarında daha fazlasını istemişlerdir. Tunus örneğinde de görüleceği gibi sadece diktatörün gitmesi ile meydanlar boşalmamıştır. Gösteriler eski hükümetin kalıntıları temizleninceye kadar devam etmiştir. Benzer süreç Mısır için de geçerli olacaktır. Zira Mısır halkı meydanlara toplanarak Hüsnü Mübarek’i devirmiştir. Ancak Mübarek’in yerine sivil bir güç olmadığı için ordu görevi devralmıştır. Ancak meydanlar burada yönetimi orduya teslim etmeyeceklerdir. Meydanlar Demokles’in kılıcı gibi ordu yönetiminin üzerinde duracaktır. Aksi takdirde Mısır ordusu iktidarını uzatmanın yollarını arayabilir.

 

3.      “Sıradaki Ülke Yemen’dir.”

 

Mısır’da Hüsnü Mübarek daha iktidardan daha gitmeyeceğini açıkladığı günlerde biz Mısır’da Hüsnü Mübarek iktidarını yardımcısına devredebilir. Ancak halk bunu kabul etmez. Dolayısıyla yönetim Ordu Konseyi’ne kalacaktır. Biz şimdi bundan sonraki ülkelere bakalım. Örneğin 11 Şubat tarihli Twitter mesajımızda aynen şunları yazmıştık: “Şu yemen elleri ne de yamandır. Ano yemendir, gülü çemendir. Giden gelmiyor, acep nedendir? Artık Yemen'e bakmanın zamanıdır” Ondan öncesinde de bunu birçok TV kanalında ifade etmiştik. Yemen Devlet Başkanı Ali Abdullah Salih daha Tunus hadiseleri yeni tamamlanıp Mısır’da gösteriler yeni başladığında 2 Şubat 2011 tarihinde bir açıklama yaparak kendisinin 2013 yılında aday olmayacağını ve yönetimi oğullarına da devretmeyeceğini açıklamıştır. Bu Yemen Devlet Başkanının taviz verdiği ve yıkılış sürecini başlattığı andı. Biz 2 Şubat’ta Yemen’in bu açıklamadan sonra potaya sıradaki ülke olarak gireceğini ifade etmiştik.

 

4.      “Meydanlara Sahip Olan İktidara da Sahip Olur.”

 

Bu tür halk ayaklanmalarında esas olan Meydanlara hakimiyettir. Bu sebeple diktatörler meydanlarda üstünlüğü e4le geçirmek için kendi taraftarlarını meydanlara çıkarırlar. Bu ise ister istemez çatışmaları beraberinde getirir. Nitekim bu örnek Mısır’da tamamıyla uygulanmaya çalışılmış ve şimdi diğer ülkelerde de uygulanmaya çalışılmaktadır.

 

5.      “Bu yaşananlar Devrim midir, Halk Ayaklanması mıdır?”

 

Tunus ve Mısır’da yaşananlar sonrasında bir tarif sorunu da ortaya çıkmıştır. Zira bu yaşananların devrim olup olmadığı tartışmaları yaşanmıştır. Devrim nedir? Sorununun cevabını bulmak gerekmektedir. Elbette ki, bugün ne Fransız Devrimi döneminin konjoktürel durumu ne de 1917 Rusya Ekim Devriminin ideolojik ortamı mevcuttur. Ayrıca 1979 Humeyni Devriminin şartlarını da bulmak mümkün değildir. Dolayısıyla da değişen şartlar çerçevesinde yaşananları bugünkü tarif ile devrim olarak adlandırmak mümkündür. Günümüzde “Devrim” artık bu tür ayaklanmalara denmektedir.

 

6.      “Herkes Şaşırabilir Ama İran’ın Bu Domino Etkisinden Kurtulması Mümkün Değildir.”

 

Tunus ve Mısır’ı konuştuğumuzda biz hep şunu ifade ettik. Bu bir bölgeyi dönüştürme projesidir. Genişletilmiş Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi çerçevesinde bütün bölge ülkeleri dönüştürülmeye çalışılacaktır. Bu fırsat ele geçmişken de yakalanan ve Tunus sokaklarında estirilen rüzgarın Tahran sokaklarında bir fırtınaya dönüştürülmesi kaçınılmaz olacaktır. Şimdi İran yönetimi Tunus ve Mısır’daki olayları sahiplenmeye çalışmakta ve onları 1979 İran İslam Devrimi ile kıyaslamaktadır. Bunlar tamamıyla manevradır. Tunus’ta estirilen devrim rüzgarı muhakkak ki, Tahran sokaklarında hissettirilecektir ve İran’da da benzeri bir girişim yaşanacaktır.

 

7.      “Mısır Halkı ile Gösterilen Dayanışma İran Halkı İle de Gösterilecek midir?”

 

Tunus’ta Devrim yaşanırken Türkiye bir şaşkınlık geçirmiş ve nasıl bir tutum belirleyeceğini bilememişti. Ardından Mısır’da yaşananların onuncu gününde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Mısır’daki gösterileri “Halkın haklı talepleri” olarak görmüş ve bu direnişe destek vermişlerdi. Şimdi asıl soru şudur: Aynı gösteriler komşumuz ve dostumuz İran, Suriye ve Lübnan’da da tekrar ettiğinde nasıl bir açıklama yapılacaktır. Yine bu ülke halkları ile dayanışma mı gösterilecektir. Yoksa bu ülke rejimlerinden yana tavır mı sergilenecektir?

 

8.      “Bu Devrimlere Nasıl Bakmalıyız?

 

Bu devrimlerin ABD’nin tetikleyerek bir dönüşüm projesine çevirmesi Tunus ve Mısır halkının haklı demokrasi taleplerini ve gayretlerini batıl kılmaz.