ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’de 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılması sonrası serbest bırakılan ve ülkesine dönen Amerikalı pastör Andrew Brunson’ı Beyaz Saray’da ağırladı. Öte yandan, Suudi reformistler için önemli bir platform olan Al Watan gazetesine büyük katkılarda bulunan ve Orta Doğu’nun en etkin gazetecilerinden biri olarak bilinen Washington Post Yazarı Cemal Kaşıkçı, 2 Ekim’de nişanlısıyla Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğuna gitmiş, kendisinden bir daha haber alınamamıştı. Suudi Arabistan Krallığı’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nca, sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan 4 Ekim’de yapılan açıklamada, vatandaşları Kaşıkçı’nın, başkonsolosluk binasından çıktıktan sonra ortadan kaybolduğu iddia edilmişti. Uluslararası alanda da büyük yankı uyandıran olaydan sonra Türkiye ve Suudi Arabistan arasında kurulan ortak komisyon inceleme çalışmalarına başladı.

 

TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, Brunson’ın ABD’ye dönüşünü ve Suudi Arabistan vatandaşı gazeteci Cemal Kaşıkçı ile ilgili gelişmeleri 16 Ekim 2018 tarihinde KRT’de yayınlanan Gün İzi programında Aslı Kurtuluş’a değerlendirdi.

 

“ABD, Türkiye ile İlişkilerine Kişiler Üzerinden Değil Konular Üzerinden Bakmalı”

 

Andrew Craig Brunson suçlu bulundu, ceza aldı ve tutuklu bulunduğu süre göz önünde bulundurularak serbest bırakıldı. Bununla ilgili olarak Türkiye ve AB ilişkilerinde Brunson’un bir düğüm olduğunu söyleyebiliriz; ama genel olarak ilişkilerdeki kilidi çözmesi için tek faktörün Brunson olduğunu söyleyemeyiz. Brunson ile ilgili karar, Türk – Amerikan ilişkilerinde kısıtlı bir yumuşamaya ortam hazırlayacaktır. Örneğin, ABD’nin Türkiye’de uzun süredir bir büyükelçisi yok ve belki bundan sonraki süreçte ABD tarafı bir büyükelçi atanması noktasında Amerikan dış politikasındaki karar alıcılar daha istekli ve hızlı davranabilir. Özellikle ABD açısından Brunson konusu ilişkilerin sağlıklı devam edebilmesi için bir ön şart olarak gözüküyordu. Belki Türk – Amerikan ilişkilerinin sırtından bir yük kalktı; ama önümüzdeki sürecin nasıl idare edilebileceği de kritik önem taşıyor. İlerleyen günlerde iki tarafı daha yapısal sorunlar da bekliyor. Brunson konusunun bu denli büyük bir soruna çevrilmesi aslında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump arasında NATO Zirvesi’nde yapılan görüşmede Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yanlış anlamasından dolayı bu noktaya geldi. Bu dönemde ABD, Türkiye üzerinde ekonomik anlamda dolar silahını manipülatif bir araç olarak kullanmaya başladı. Brunson meselesi şu noktada çözülmüş olabilir, doları aşağı doğru seyri başlamış olabilir ve ilişkilerde yumuşama sinyalleri veriliyor olabilir fakat Türkiye’de bulunan Amerikan tutukluların ya da Amerikan diplomatik misyon çalışanlarının Türkiye’de tutuklu olması üzerinden bir değerlendirme yapacak olursak ilişkilerde daha önce bu kişiler yüzünden benzer sorunların yaşandığını görüyoruz. Kısa süre önce bir Metin Topuz meselesi gündeme gelmişti ve ardından bir vize krizi yaşandı. Ardından Brunson ile bir dolar krizi yaşadık. Dolayısıyla, içeride bulunanların ABD tarafından nasıl bir kriz aracı olarak kullanılacağını bilmiyoruz ve bu da Türkiye’yi haklı olarak rahatsız eden bir durum. ABD’nin Türkiye ile ilişkilerine bakışını artık kişiler ya da kişisel sebepler üzerinden değil kapsamlı konular ve geniş bir perspektif üzerinden şekillendirmelidir. Aksi takdirde Brunson gider, bir başkası gelir ve ilişkilerdeki sorunlar da devam eder.

 

“Trump, Brunson’ı Şov Malzemesi Haline Getirdi”

 

Gerek ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, attığı bir tweetler, gerek Trump’ın Beyaz Saray’da Brunson’ı karşılaması gerekse de ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in bu konu üzerinde fazlaca mesai harcaması ve Brunson’ı karşılaması gibi konular bir arada değerlendirildiğinde üst Amerikan yönetiminin aslında yaklaşan seçimler öncesi Evanjelist blok oylarını kendi arkasında konsolide etme uğraşıyla da ilintilidir. Şunu da belirtmek gerekir; Trump şov dünyasından gelen bir Amerikan başkanı ve bu işleri de iyi biliyor. Bu noktada Brunson’ı şov malzemesi haline getirmeyi de kendi açısından iyi becerdi.

 

“ABD, Türkiye’deki Tutukluları Bir Koz Olarak Kullanmak İstiyor”

 

Bize düşen elbette, her zaman Türk yargısına saygı göstermektir. Diğer yandan Mike Pompeo’nun Türkiye’deki bulunan tutuklu Amerikalıların serbest bırakılmasına ilişkin açıklamalarını göz önünde bulundurduğumuzda bunların ilişkilerde bir koz olarak kullanılması gibi bir durum ortaya çıkıyor. Türk – Amerikan ilişkilerinde Suriye’deki gidişata ilişkin, İran ile ilgili politikalarla alakalı ve Türkiye’nin dış politikasında alternatif arayışları ile ilgili soru işaretleri devam ediyor. Eğer, ilişkiler burada tutuklu kişiler üzerinden tartışılırsa bu iki tarafa da bir yarar sağlamaz. Uzun vadede de ABD’nin Türkiye’yi kaybetmesi de kendi açısından sıkıntılara sebep olabilir.

 

“Trump’ın Kaşıkçı Konusunda İnişli Çıkışlı Bir Söylemi Var”

 

Trump’ın Kaşıkçı olayıyla ilgili tutumuna baktığında söylemlerinde aynı Türkiye ile olan ilişkilere benzer şekilde inişli çıkışlı bir söylem görüyoruz. AB’nin konuyla ilgili gerekeni yapacağını belirtmekle beraber öte yandan bir basın toplantısında aslında bu konudaki tutumunun ipuçlarını veren ifadelerde bulundu. Trump ilk olarak Cemal Kaşıkçı olayının ABD içerisinde değil Türkiye içerisinde yaşandığını ifade etti. Diğer nokta; Kaşıkçı’nın bir ABD vatandaşı olmaması ve sadece ABD’den oturma izni almış bir gazeteci olduğunu söyledi. Başka bir nokta ise Suudi Arabistan’ın Trump’ın bu bölgeye ziyaretinde 100 milyar dolarları aşkın bir silah alım anlaşması yapıldığı ve Suudi Arabistan’da ABD’ye bir para akışı olduğunun altının çizilmesidir. Burada bir parantez açıp şunu da belirtmek gerekir; Trump, Kaşıkçı’dan bizden sadece oturma izni var diyerek Suudi Arabistan ile gerginliği tırmandırmıyor ama konu FETÖ’ye geldiği zaman, müttefik olarak saydığı Türkiye, 15 Temmuz’daki hain darbe girişiminin sorumlusu olan bu teröristi istediğinde onun ABD’den oturma izni olduğunu ve yasal olarak orada kalmaya devam ettiğini belirterek konuyu tamamen kendine göre yorumluyor. Bu tutumda da bu konudaki çifte standartı gösteriyor.

 

“Kaşıkçı Konusundan Hareketle ABD, Suudi Arabistan ile İlişkileri Kökten Değişmez”

 

Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan Konsolosluğu’na girişi belli ama çıkışı belli değil. Türkiye’ye Suudi Arabistan’dan gelen 15 kişilik bir timden söz ediliyor. Türk konsolosluk çalışanlarına o gün izin verildiğinden bahsediliyor. Bunları yan yana koyduğumuz zaman zaten hayatta kalma şansı ile ilgili umutlar zaten neredeyse sıfır. Bu olayın nasıl çözüleceğine ilişkin kurulan inceleme ekibinin raporları yayınlandıktan sonra daha etraflı olarak konu değerlendirilebilir. Şu anda uluslararası alanda bazı tepkiler var. Örneğin, birçok uluslararası şirket Çöldeki Davos olarak bilinen Riyad’daki zirvede katılımlarını da iptal etti. Yalnız bu olay Suudi Arabistan’ın ifade özgürlüğü gibi konulardaki ilk yaşadığı sorun değil. Suudi Arabistan’da benzer konular her zaman bir problemdi ama bu uluslararası alana Suudi Arabistan’ın çok parası olduğundan ötürü yansımıyor. Kaşıkçı konusundan hareketle, ABD’nin Suudi Arabistan’a ilişkilerini kökten değiştirecek bir hamle yapacağını düşünmüyorum.