PKK’lı seçkinler batılı dostlarının da yardımıyla düne kadar Türkiye’den kopardıkları nispeten küçük lokmalarla yetiniyorlardı. Gördükleri uluslararası destek sayesinde küçük de olsa kesintisiz adımlarla ilerlemeye alıştırılmışlardı. PKK, batının diplomasi ve istihbarat merkezlerinde hazırlanan program dahilinde koordine ve işbirliği içinde gelişme kaydediyordu.

 

Bu uyumun temelinde PKK’nın yurt içinde uygulamaya geçirdiği hemen her faaliyetin geçmişinde batıda yapılan ön hazırlıkları yatmaktadır. Türkiye’de yeni olarak değerlendirilen bir PKK çıkışı, aslında “atölye çalışması” batıda daha önce yapılmış bir projenin yurt içindeki uygulamasıdır. Örneğin iki binli yılların başında Türkiye’de fırtınalar koparan PKK’lıların Kürtçe yer isimlerinin kullanılması taleplerinin zemini batıda hazırlandı. Anadilde eğitim taleplerinin gerekçeleri batının doğu araştırmaları enstitülerinde belirlendi. Ondan sonra yurt içine havale edildi ve “em zımanê xwe dıxwazin-dilimizi istiyoruz” kampanyaları düzenlendi. Aynı şekilde yıllarca Alevilerin geçmişleri, günlük hayatları, inançları ve devletle ilişkileri didik didik edildi. Dernekler kurduruldu ve yeterince olgunlaştırıldıktan sonra yurt içinde Dersim soykırımı yalanı ortaya atıldı. AK’nin, AP’nin hazırladıkları Türkiye raporlarında, Lozan’da attıkları imzalarını bir kenara ittiler ve Fener patriği ekümenik, Kürtler azınlık sayıldı.

 

Etnik-terörist Kürtçü hareket artık uluslararası hukukta kendisine azınlık yeri açmaya çalışıyor. Bu konudaki delice hayallerini Sudan, Ömer el Beşir ve Ruanda’nın uluslararası mahkemede yargılanmaları, AİHM, Uluslararası Ceza Mahkemeleri, Uluslararası Adalet Divanı, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi (Russell Mahkemeleri), BM’in insanlığa karşı işlenen suçların maddeleri, Kürt soykırımı süslüyor. Ne var ki hayalin gerçek olmasına bir adım kaldığı inancıyla yaşadıkları mutluluklarını bir tek Lozan bozuyor. Paris’te, San Remo’da şeklen de olsa elde ettikleri azınlık statüsünü tekrar kazanmalarının önünde sadece Lozan engeli bulunuyor. 

 

Batı zaten yıllar öncesinden işi bitirmiş olduğu halde Kürt halkını Türkiye’de azınlık olarak kabul ettirmek kolay değil. Bunun farkında oldukları için Türkiye’yi ve Türkleri ürkütmeden dikkatle ilerlemenin öneminin bilincinde olarak davranıyorlar. Bu nedenle azınlık statüsünü elde etmenin en az gürültü koparan yolu olan anadille eğitim ayrıcalığının anayasada yer almasını sağlamaya çalışıyorlar.

 

Kürt Halkının Azınlık Olarak Kabulünün Sözde Gerekçeleri

 

Ermeniler zaman içerisinde soykırım iftiralarına yeni içerikler kazandırdılar. İcat ettikleri “continous genocide-devam eden soykırım” iddiasıyla 1915 olaylarının ötesine gittiler. Bu iddiayla sözde soykırımın 1915’le sınırlı olmadığı, söz konusu tarihten çok önceleri de uygulandığı öne sürüldü. Etkilerinin devam ettiği iddiasıyla Naziler tarafından meşru bir gerekçe olarak kabul edildiği ve bu haliyle Yahudi soykırımına temel oluşturduğu yalanı kullanıldı. Bu yeni yalanlarını da Nürnberg Mahkemeleri’nde alınan kararlarla hukuki anlamda delillendirdiler. Bir kez daha tekrarlayalım; Ermeniler soykırım yalanlarını etkilerinin devam ettiği iddiasıyla büyütüp, uluslararası hukukla sağlamlaştırdılar.

 

PKK’nın ilk günlerinden itibaren Ermenistan ile Lübnan ve diaspora Ermenilerinden gördüğü desteği hatırlayalım. ÖCALAN’ın yakalanmasına kadar pek fazla öne çıkarılmayan Ermeni desteği, bu gelişmeden sonra ortalık yerde sergilenmeye başladı. PKK’nın çok şey borçlu olduğu Ermenilerin en ciddi desteği soykırım konusunda görülmektedir. Ermeni icadı olan “devam eden soykırım” PKK’nın da kullanımına sunuldu.

 

Dersim isyanını bastırmak için gerçekleştirilen askeri harekâtı soykırım yalanına dönüştüren PKK, bu “devam eden soykırım” tanımını bugünkü Kürt soykırımı yalanları için dayanak olarak almaktadır. Gerek evveliyatının olması ve gerekse uluslararası hukuka girmiş bulunması nedenlerinden dolayı getirisi büyük olacak bu tanımın etnik-terör Kürtçüler tarafından sahiplenilmesi hiç şaşırtıcı değildir.

 

Dersim ve diğer Kürtçü isyanların sonuçlarını kullanan PKK, soykırım olarak iddia ettiği bu olayların etkilerinin hâlâ devam ettiği yalanına sarılıyor. Bu yalanın temel dayanağı olarak Kürt halkına uygulanan asimilasyonun, Türkleştirme ve –buraya dikkat- İslamlaştırma uygulamalarının kesintisiz devam ettiğini öne sürüyor. İsyanlar sırasında Türkiye’nin insanlığa karşı suç işlediği ve bu suçu halen sürdürdüğünü iddia ediyor. Yalanını anadilde eğitim hakkından mahrum olduklarıyla kanıtlamaya çalışıyor.

 

Türkiye’nin PKK terörüyle mücadelesinin batı tarafından artık karşılıklı şiddet sarmalına dönüşmüş sonu olmayan bir çatışma olarak kabul edildiği bir gerçektir. Tam anlamıyla kasıtlı olan bu değerlendirmenin son örneği Uluslararası Kriz Grubu’nun (ICG) raporudur. Batı artık PKK’yı Türkiye’ye muhatap görmektedir. Bu durumdan şımaran İmralı ve Kandil, askeri operasyonları soykırım olarak ilan etmektedir. Her türlü olayı Kürt halkının soykırımı olarak dünyaya duyuran PKK, Uludere’deki büyük hatayı da aynı şekle büründürdü. Hiç huzur bulmayan bir bölgede yaşamanın ve kaçakçılığın hem halk hem de devlet tarafından yasal bir meslek olarak kabul edilmesinin günahını genç canlarıyla ödeyenler, terör örgütünün malzemesi haline getirildi. Onlar da soykırımın kurbanları olarak istismar edildi. Tıpkı Paris’te Orly katliamının sorumluları olan Ermeni teröristlerin bırakılıp Türkiye’nin soykırım suçlamasıyla yargılanmasında olduğu gibi hudut köylerimizin sorunları bırakılıp bu defa Kürt soykırımı suçlamaları kullanıldı.   

 

Terörist kışkırtmalarıyla yaratılan toplumsal kargaşayla mücadele sivil halka karşı yapılan baskı olarak niteleniyor. Geçmişte boşaltılan köylerin Kürtlerin baskı altına alındığı yalanına dönüştürülüyor. Doğrusuyla, eğrisiyle PKK’ya karşı yürütülen mücadelenin bir parçası olan bu gelişmeler, BM’in hükümleri çerçevesine alınarak Kürt ulusal varlığına ve özgürlüğüne kast eden ırkçı bir tutum olarak gösteriliyor. Yalanların arasında; Lozan’la birlikte Kürtlük adına ne varsa ortadan kaldırılmaya çalışıldığı iddiası sıkıştırılıyor. Soykırım yalanları kültürel, siyasi, coğrafi şeklinde çeşitlendiriliyor. PKK’lı çevrelerden yükselen soykırım yalanları Brüksel’de, Strasbourg’da AP ve AK’nin koridorlarında karşılık buluyor.

 

KCK temel ilkelerinden biri; “Kürt sorununun demokratik çözümünü gerçekleştirerek, Kürt kimliğinin her düzeyde kabulünü ve Kürt dilinin, edebiyatının, sanatının ve kültürünün gelişimini sağlamak. Anadili öğrenme, konuşma ve anadilde eğitim yapma özgürlüğünü esas almak, tüm kültürlerin, dillerin eşitliğini ve geliştirilmesini benimsemek”dir. KCK’nın bu ilkesi, BM’in ulusal azınlıkların hak ve özgürlüklerinin korunması ilkesiyle bütünleştiriliyor.         

 

Anadille eğitimden, kültürel ve dini serbestliklerden mahrum olmak ve soykırım olarak nitelenen askeri operasyonların insanlığa karşı işlenen suçlar olarak kabul edilmesi için çaba gösteriliyor. Yani “devam eden soykırım” olarak başta BM sonra da Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve diğerleri Türkiye’ye karşı harekete geçmeye zorlanıyor.

 

Kürt halkının azınlık olarak kabulü için gerekli niteliklere sahip olduğu öne sürülüyor. Dil bu kanıtların en önemlisi, Batının yardımıyla bir Kürt yazım dili dünyaya sunuluyor. Yine aynı şekilde Kürtlere tarih yazılıyor. Yıllardır sınırları belirlenmiş bir “Kürdistan” haritası elden ele dolaşıyor.

 

Azınlık Olarak Kabulü İçin Bulunulan Girişim ve Diğer Faaliyetler

 

Sudan’ın devlet başkanının ve Ruandalı görevlilerin yargılanmalarından cesaret bulan PKK çevreleri Dersim isyanının bastırılması sırasında ve sonrasında alınan önlemlerin “devam eden soykırım” olduğu iddiasıyla UCM’ye başvurmaya hazırlanıyorlar. Öne sürdükleri gerekçelerde azınlık haklarına işaret ederek haklılıklarını kanıtlamaya çalışıyorlar. Bırakalım geçmiştekileri, günümüzün devlet ve hükümet üyeleriyle görevlileri sorumlu tutuluyorlar.

 

Ermeni yalanlarının uluslararası kabul görmesinden yola çıkarak diğer azınlıklara ait olduğunu ileri sürdükleri sözde Keldani, Pontus soykırımlarını sözde Kürt soykırımıyla bir arada ele alıp, BM İnsan Hakları Komisyonu’na sunacaklarını belirtiyorlar.

 

Bu girişimlerin tümü çeşitli unvanlarla terör bölgesine gelip, araştırma yaptığını öne süren batılı heyetlerce destekleniyor. Bu heyetler örgüt çevreleriyle yaptıkları görüşmelerde soykırım yalanlarına esas oluşturan bilgilerle ülkelerine dönüyorlar. Kürt halkını zaten azınlık olarak kabul eden ülkelerinin politikacıları aracılığıyla Kürt soykırım yalanlarına siyasi destek sağlanıyor.

 

Uluslararası ölçekte yürütülen Kürt azınlık yaratma ve soykırım çalışmalarının 2011’de yoğunlaştığını görüyoruz. Bu kapsamda Ermenistan/Erivan’da “Zaza Halkı: Tarih, Dil, Kültür, Kimlik” başlığı altında batıda isim yapmış birçok bilim adamına konferans verdirdiler.

 

Amerika/Tennessee/Nashville’de kurulu “Amerikan Kürt Konseyi” de bu akımın dışında kalmadı. Eyalet üniveristesinde “Birinci Yıllık Kürt Soykırım Konferansı” düzenledi. Özetle terörle mücadele Kürtlerin köylerinin yıkılması, dillerinin ev kültürlerinin yasaklanması, kimyasal silahların kullanılması, etnik temizliğin de yer aldığı insanlık suçunun işlendiği devam eden soykırıma maruz bırakıldığı yalanları birbiri ardına sıralandı.

 

Avrupa Parlamentosu’nda (AP), “74. Yılında Dersim Gerçeği ile Tarih, Siyaset ve Hukuk Üçgeninde Yüzleşme” başlıklı konferans düzenlendi. Davetli akademisyen, tarihçi ve gazetecilere bu konuları tartışma görevi verildi.

 

Almanya’nın Berlin Eyalet Parlamentosu’ndaki konferansta; 1937-1938 Dersim “katliamını” uluslararası yargıya götürmenin gerekçeleri ve hukuk süreci ele alındı. Bu konudaki dayanaklarının BM “ Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Konvansiyonu”na göre sıralanması tartışıldı. Uluslararası yargılamaya yönelik girişimleri gerçekleştirmekle görevli bir hukuk ve tarih komisyonu kurulmasına karar verildi.

 

Aynı doğrultuda Hamburg’da “Dersim Soykırımı Anma Günü” gerçekleştirildi.

 

Ayrı bir millet olmanın özelliklerinin tamamını bünyesinde toplayan anadilin anayasaya girmesi halinde Kürt halkının azınlık olmasının hukuki süreci başlamış olacaktır. Bu sürecin başlaması önce Kürt sonra da Asuri, Pontus, Laz, Çerkes soykırım yalanlarına hukuk temeli oluşturacaktır. Yakın geçmişimizde hazırlıksız bir şekilde Ermeni soykırım yalanlarına yakalandık. Ve bugün Ermeniler dünyanın büyük bir bölümüne yalanlarını kabul ettirmiş bulunuyorlar. Aklımızı başımıza toplamazsak onları aynı yoldan ilerleyerek üzerimize gelen söz konusu soykırım yalanları izleyecektir. Tehdidi görüp, harekete geçmezsek, fazla sayılmayacak bir gelecekte ülkesini, devletini seven Türk, Kürt, Zaza, Karadenizli, Çerkes, Asurî başını önünde tutmaya mahkûm yaşayacaktır.