PKK’nın Kürtçe anadiliyle eğitimdeki ısrarının varacağı son nokta budur. Masum görünen ve Kürtlerin hatta gerçeklerden uzak düşünenlerin bile gönüllerine hitap eden anadil isteğinde dillendirilmeyen hedef budur.

 

PKK’lıların ve diğer Kürtçüler kendilerini azınlık olarak kabul ettirmek için hiçbir şeyi unutmuyorlar. Etnik ayırım varmış gibi göstermek bunun en etkili yolu. Öteki olmadıkları halde kendi kendilerini ötekileştiriyorlar.

 

Öyle olsa bile iddiaları toplum bilimlerinin hiçbir bölümüne girmiyor. Çatışma Halindeki Etnik Gruplar kitabının yazarı Donald L. Horowitz, toplumdaki etnik yapıyı birincisi hiyerarşik, ikincisi paralel yapı olarak iki şekilde ifade ediyor. Adında da belli olduğu üzere hiyerarşik yapıda alt ile üst arasında dikine bir ilişki varken, diğerinde karşılıklı ilişki bulunduğunu söylüyor. Türkle Kürt arasında ille bir çatışma olduğu iddiasındakilere göre bu ilişki dikine işliyor. Çatışma iddialarının temel dayanağı budur.

 

Bu iddiaların gerçek dışı olduğunu anlatmaya çalışmak bile gereksizdir. Hiçbir zaman Türkle Kürdün çatışması olmamıştır. Birkaç asırdan beri olan, Kürtçünün Türkle çatışma yaratmaya çalışmasıdır. Bıkmadan yorulmadan bu ısrarlarında inat ediyorlar.

 

Sevr’den önce Avrupa’nın siyasi merkezlerinde yapılan toplantılara Ermeni ayrılıkçılarla birlikte katılan Kürtçüler kendilerinde de bağımsızlık verilmesi için çaba gösterdiler. Bu konuda Ermeni ayrılıkçıların temsilcisi Bogos Paşa’dan da destek gördüler.

 

Elde ettikleri Sevr Anlaşması metninde 3. Bölümde “Kürdistan” başlığı altında sıralanan 62, 63 ve 64. maddelerde belirtildi. Kendilerinin peygamber soyundan geldiklerini iddia edenler, ayrılıkçı Hıristiyanlarla bir arada anılmaktan hiç utanç ve azap duymadılar.

 

Ancak bu vatanın evlatlarının hainliğe hoşgörüsüzlüğünü ve Ata’sını hesaba katmadılar. Bedelini aldatılmakla ödediler. Sırtlarını sıvazlayanlar Lozan’da onları görmemezlikten geldi. Hesaplarını bir başka ihanet dönemine ertelemek zorunda kaldılar.

 

Sofralarına hep meze oldukları Batı, 1995 yılından itibaren PKK ve diğer Kürtçüler ile azınlık ifadelerini sıkça bir arada kullanmaya başladı. Giderek artan bir tempoyla arsızlaşarak Kürtlerin azınlık olduklarını öne sürdüler. Her azınlık kelimesinin arkasına Kürtçeyi ve Kürt kültürünü eklemeyi hiç unutmadılar. Azınlık ile Kürtçeyi bir araya getirerek ezberlere yerleştirdiler.

 

Çünkü biliyorlardı ki, Kürtçe olmadan Kürtler Türklerden koparılamayacaktır. Kürtçe olmadan Kürtler azınlık olamayacaktır. Kürtçe asırlardır yürütülen hareketin başarı anahtarıdır.

 

Bir zamanlar istemeyerek imza koydukları uluslararası antlaşma ellerini kollarını bağlıyor. Bu bağdan kurtulmanın en çıkar yolu onu delmektir. Bunun içinse Kürtlerin azınlık olarak kabulünü zorlamaktır. İşte bu stratejinin anahtar unsuru ise Kürtçenin anadil olarak topluma mal edilmesidir.

 

Başarmaları halinde Lozan Antlaşması’nın 3. Bölümünün “Azınlıkların Korunması” başlığı altında bulunan 39. , 41. ve 42. maddelerin delinmesi anlamına gelecektir.

 

39. maddenin ilgili paragrafında: “Herhangi bir Türk uyruğunun gerek özel gerekse ticaret ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır. Devletin resmi dili bulunmasına rağmen Türkçeden başka bir dili konuşan, Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır.”

 

41. madde: “Genel (kamusal) eğitim konusunda, Türk Hükümeti, Müslüman olmayan uyrukların önemli bir oranda oturmakta oldukları il ve ilçelerde bu Türk uyrukların çocuklarına ilkokullarda anadilleriyle öğretimde bulunmasını sağlamak bakımından, uygun düşen kolaylıkları gösterecektir. Bu hüküm Türk Hükümetinin, söz konusu okullarda Türk dilinin öğrenimini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır. Müslüman-olmayan azınlıklara mensup Türk uyruklarının önemli bir oranda bulundukları il ve ilçelerde, söz konusu azınlıklar, devlet bütçesi, belediye bütçesi, öteki bütçelerce, eğitim, din ya da hayır işlerine genel gelirlerden sağlanabilecek paralardan yararlanmaya ve pay ayrılmasına hak gözetirliğe uygun ölçülerde katılacaklardır.

                                                                                    

Bu paralar, ilgili kurumların yetkili kurumlarına teslim edilecektir.”

 

42. maddenin ilgili paragrafında: “Türk Hükümeti, söz konusu azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve öteki din kurumlarına tam bir koruma sağlamayı yükümlenir.” denilmektedir.

 

Bunlar elde edecek PKK’nın ve diğer Kürtçülerin “Demokratik Toplumu” diğer bir ifadeyle “Özerk Kürdistan’ı” inşa etmelerinin önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Aksine “Özerk Kürdistan” uluslararası hukukun zorladığı bir yaptırım olacaktır.

 

Daha da acısı, PKK’lılara ait mezarlıkların, “şehitliklerin” korunmasını Türk askeriyle polisi yapacaktır.