Almanya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un uzunca bir zamandır beklenen istifası son otuz yılın neoliberal/küresel dünyasında artık açıkça demokrasi kültürünü tehdit eden ve vakayı adiye haline gelen yolsuzluk kültürünü bir kez daha tartışma gündemine taşımıştır. Almanya’daki Türk toplumuna karşı sempatisiyle de tanınan Wulff’un Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı olduğu sırada bir dostundan aldığı krediyi usulünce Eyalet Parlamentosu’na bildirmemiş olması, bu hatasını örtbas etmek için de telaşla çok tirajlı Bild Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Diekmann’ı tehdit ettiğinin kamuoyuna yansıması ile patlak veren skandal, başka usulsüzlüklerin de var olduğu iddiasıyla Hannover savcısının cumhurbaşkanının dokunulmazlığının kaldırılmasını talep etmesi üzerine istifayla sonuçlandı. Bu istifa hiç kuşkusuz günümüzün neo-liberal dünyasında miktarı ve nüfuzu artan paranın demokratik kurumları ne denli tehdit ettiğinin yeni bir örneği olarak da algılanabilir.

 

Yine tartışma konusu olan bir diğer önemli husus da siyasetin etik değerleri ile hukukun üstünlüğü ilkesinin bu tehdide karşı gerçekten yeterince güçlü olup olmadığıdır. Başka bir deyişle, demokrasi ve hukuk değerlerinin,  maddiyatın ve kişisel çıkarın ezici ve sinsi iktidarına karşı düzeni ve toplumu savunabilecek konumunu koruyabilecek durumda olup olmadığıdır. Nepotizmin ve haksız kazanç kültürünün (ülkemizdeki tanımıyla köşeyi dönme yaklaşımının) zengin yoksul her ülkede neredeyse olağan hale geldiği bu çağda ulvi değerlerle düzenin korunması, hukukun üstünlüğünün geçerli kılınması ve gözü kararanlara karşı nasıl önlem alınacağı gibi hususların hukukçuları ve siyaset bilimcileri ziyadesiyle meşgul etmesi gerekmektedir.

 

Bu soruların yanıtlarını vermek kolay olmamakla birlikte, Almanya Federal Cumhuriyeti’nde yaşanan son olay ülkede demokratik hukuk devleti değerleri ile siyasal etik kurallarının işlemekte olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, haksız çıkar ve buna bağlı usulsüzlük olgusunun devletin zirvesine kadar taşınmış olması da bir o kadar düşündürücüdür. Zira Almanya gibi parlamenter demokrasi ile yönetilen ülkelerde cumhurbaşkanlığı makamı günlük siyasetten ve bir takım ucuz çıkar ilişkilerinden arınmış olmak durumundadır. Veya toplum genel olarak bunu böyle algılamaktadır. Cumhurbaşkanları o makama seçildiklerinde artık toplumun tümünün saygı duyduğu, benimsediği ve devleti bütünüyle temsil eden sembol kişilik haline gelmektedirler. Bu algıyı zedeleyen her davranış toplumun demokrasiye, hukuk devletine ve ülke bütünlüğüne olan inanç ve bağlılığını zedeleyebilmektedir. Wulff’un istifası hasarın büyümemesi açısından mutlaka yararlı olmuştur. Henüz hasarın hangi boyutlara ulaştığı bilinmemekle birlikte,  bu istifanın Almanya’da mevcut demokratik kültürün çizgi dışına çıkanı her kim olursa olsun sistemde tutmayacağını göstermesi açısından önemli olduğu düşünülmektedir.

İşin demokrasi, hukuk devleti ve siyasal etik açısından bu şekilde değerlendirilmesinin ardından neo-liberalizmin/küreselleşmenin günümüzde hemen her ülkede ortaya çıkan etkisi üzerinde durulmalıdır. Öteden beri Almanya’daki düzene muhalif olarak bilinen yazarlardan Jürgen Roth’un, 2006’da yayınlanan “Almanya Aşireti. Politikacıların, Üst Düzey Yöneticilerin ve Hukukun İnsafsız Ağı” başlıklı kitabında ileri sürülenler durumun bilinenden daha da vahim olduğunu göstermektedir. Almanya’yı her şeye rağmen farklı kılan ise, birçok ülkede bu türden olayların bir yoldan örtbas edilmesine karşılık Alman kamuoyunun aleniyete dökülmesi halinde hukuk düzenine kayıtsız şartsız sahip çıkma geleneğidir. Kamuoyuna yansımayanlar hakkında ise yapılacak bir şey bulunmamaktadır. Denetim mekanizmalarının iyi işletilmesi tabiatıyla siyaset kurumuna düşmektedir. Ne var ki, birçok durumda siyaset kurumunun süregelen usulsüzlüklere bizzat yol açtığı, engellemek bir yana, neredeyse özendirdiği görülmektedir. Siyasetin işleyebilmesi için vazgeçilmemesi gereken etik değer ve kuralların, açıkça söylemeseler bile, artık modasının geçmiş olduğunu düşünenlerin veya bu şekilde davrananların olduğu ülkelerde vahim gelişmelere, hatta demokratik düzenin ciddi yaralar almasına şaşırmamak gerekmektedir.

 

Almanya son sınavdan başarıyla çıkmıştır. Siyasi partilerin üzerinde anlaşmış oldukları bildirilen yeni cumhurbaşkanı adayı J. Gauck’un da sistemin aldığı yarayı tedavi edecek bir kişiliği olduğu anlaşılmaktadır. Fakat mevcut düzenin yeni Wulfflar çıkarmayacağı konusunda hiçbir güvence olmadığı da unutulmamalıdır.