Oldukça uzun bir geçmişi olduğu halde yeni bir konuymuş gibi son günlerde üzerinde çok konuşulan özelde Alman vakıfları, genelde vakıf faaliyetlerinin ne oldukları konusunda bazı alıntılarla farklı bir bakış getirmenin yararının olacağı değerlendirilmektedir.*

          

“Özellikle; azınlık ve etnik topluluklar konularında yaptıkları araştırmalar nedeniyle faaliyetleri rahatsızlık yaratan Alman vakıflarının çalışma izinlerinin bulunmadığı konusu, buna örnektir. Bu konuyla ilgili olarak televizyonda yapılan bir programda; Konrad Adenauer Vakfı temsilcisi Hazine Müsteşarlığı'ndan ve DPT'den alınma izinlerinin bulunduğunu açıkladı. Ancak karşılığında Vakıflar Genel Müdürlüğü, söz konusu iznin alınmış olmasının yasal bir geçerliliğinin bulunmadığını belirti. Devamla; yerli ve yabancı vakıfların Türkiye'de bulunmalarını ve faaliyet izinlerini düzenleme yetkisinin yalnız kendilerinde olduğunu, bu durumda nereden olursa olsun alındığı öne sürülen iznin yasal olarak geçerliliğinin olmadığını bildirdi. [1]”

           

“Casusluk yaptıkları iddiasıyla Alman vakıflarının aleyhinde açılan davanın görüldüğü 04 Mart 2003 tarihinden hemen bir gün önce Ankara'ya gelen Alman İçişleri Bakanı Otto SCHILY, PKK/KADEK'in ülkesinde yasaklandığını açıkladı. Ertesi gün yapılan duruşmada yeterli kanıt bulunmadığı gerekçesiyle Alman Vakıflarının beraatına karar verildi.[2]“

          

“Alman vakıfları 2000'li yıllarda ülkemizdeki etnisite, dil kültür konularında düzenledikleri etkinlikler için yıllık ortalama 1,5 ile 2,5 milyar mark harcamışlardır.[3]”

          

Buradan sonra bakış açımızı biraz genişletiyoruz:

          

“O günlerin başkanı Bill CLINTON; teröristin eline silah geçmesini önlemeyi hedefleyen Ottawa Anti-Personel Mayınları Sözleşmesini imzalamayı ret ederken, kendisinden sonraki başkan BUSH, terörizme meydan okuyordu. "Terörizmi kollayan veya destek veren hangi ülke olursa olsun ABD'ye hasım rejim olarak değerlendirilecektir!" diyordu. Birinin terörizmin işini yapmasına engel olmayı ret ederken, diğerinin terörizme savaş açması karmaşık gibi görünebilir. Oysa neden gayet basitti… Amerika'nın patronları hafif silahların ticaretini denetim altına alacak bu sözleşmeyi Ulusal Silah Derneği-National Rifle Association'nin hoşuna gitmediği için imzala(ma)yı ret etmişlerdi. Silah ihraca(atı)nın ulusların insan hakları ve demokrasi ihlalleriyle bağlantılı olarak pazarlık konusu yapılmasına şiddetle karşı çıkıyorlardı.[4]

          

İlk anda kulağa hoş gelen sözlerin sahibi de, silahı yapan da, satan da, Cenova (Cenevre) ve Ottowa Sözleşmelerini ortaya attığı halde imzalamaktan kaçınan da bizzat batının kendisidir. Bunlardan ayrıca, içi boş insan hakları ve demokrasi vaadleri de batıya aittir. Gerçeği görmek için fazla uzağa gitmeye gerek yoktur. Saddam’ın tuttukları elini bırakıp yere düşmesinden önce yaptıkları ticarete bakmak yeterlidir.

          

Hala gerçeği görmeyenler için dünya ticaretiyle ilgili bir gerçeğe göz atmakta yarar bulunmaktadır; Dünyaya şekil veren Çok Uluslu Şirketler büyük ölçüde Kuzey Amerika, AB ve Japonya'dan oluşan üç bölgede bulunmaktadırlar. Dünyadaki 500 Çok Uluslu Şirketin 441'i bu bölgededir ve küresel olarak üç tane güçlü bölgesel ticaret ve yatırım bloğu oluşturmuşlardır. Söz konusu 500 Çok Uluslu Şirketin yıllık toplam satışı 11 trilyon dolar olup, 35 milyon kişiye iş sağlamaktadırlar.

          

Bu muazzam gücün pek çok think-tank, araştırma merkezi, vakıf ve istihbarat teşkilatlarıyla işbirliği bulunmaktadır. Bu işbirliğinin amacı muktedir olduklarını ellerinden kaçırmamak, merkezi konumlarını sürdürmektir. Bu ticaret ve finans tekellerinin küreselleşme içerisinde; yurtsuz, vatansız, kimliksiz ve ulusal bayraksız bir dünya yaratarak kendi imparatorluklarını kurmak istedikleri, dünya ekonomik haritasını kendi çıkarlarına göre yeniden şekillendirmeye çalıştıkları konusunda pek çok tez bulunmaktadır.[5]”

          

“Batılı vakıflar, siyasi partiler, kiliseler, belediyeler ve HDÖ'lerin (STÖ) yerel muhataplarıyla kurdukları doğrudan ilişkilerle devlet by-pass edilerek işlevsiz hale getirilmek istenmektedir. Eğitim, kültür, sanat kullanılarak toplum bilinci yok edilmeye, yerine birey ve alt kimlik bilinci konulmaya çalışılmaktadır.”

          

“Batılı araştırmacılar Türkiye'de yaptıklarına benzer bir etnik esaslı bir araştırmayı yasak olduğu için kendi ülkelerinde yapamazlar. Örneğin çeşitli isimler altında ülkemizde faaliyet gösteren vakıfları akıllarına gelen her konuda, her yerde rahatlıkla etnik araştırma yapan Almanların kendi ülkelerinde bunu yapmaları yasaktır. Yapamazlar… İspanya'da, Belçika'da, Fransa'da da aynı yasak vardır. İtalya'da ise yalnızca yabancılar için serbesttir.[6]              Fransa’da olduğu gibi, değil böyle bir araştırmanın yapılması, tartışılması bile ülkeyi karıştırmaya yeter.”

 

* “Kürt Sorunu” mu Yoksa Örtülü Operasyon mu? Diplomasi ve İstihbarat Eliyle Kürt Toplum Mühendisliği isimli kitabımızdan

 

Dipnotlar

 

[1] İlkhaber, 08.10.2001 “Konrad bilmecesi çözüldü” (web)

[2] Akşam, 05 mart 2003 “Vakıflara jet beraat kararı” (web)

[3] Alman Derin Devleti, Truva Zafer GÜLER s. 79

[4] The Age Of War Lynne Reinner Publishers Gabriel KOLKO s. 81

[5] 21. Yüzyılda Güvenlik ve İstihbarat Alfa Dr. S. YILMAZ s. 539

[6] 20minutes 31.01.2007 “En-Europe-des-legislation-differentes” (web)