Uzun süreden beri Türkiye’nin gündeminde olmasına rağmen Ankara tarafından kabul edilmeyen Akdeniz Boru Hattı Projesi (Medstream) Rusya ve İsrail tarafından uygulanan sıkı enerji diplomasi neticesinde Ankara tarafından kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bu hat aslında yeni bir hat değildir. Daha önce Rusya’nın Türkiye’ye sunduğu Mavi Akım 2 hattının bir başka versiyonu niteliğindedir.

 

İsrail’e uzanan hat 2004 yılında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyareti sırasında gündeme gelmişti. Ardından Başkan Putin’in 28-29 Nisan 2005 tarihinde İsrail’e yaptığı ziyaret esnasında ele alınmış ve Rusya ile İsrail arasında bu konuda bir mutabakat sağlanmıştır. Putin’in ardından 1-2 Mayıs 2005 tarihinde İsrail’e bir ziyarette bulunan Başbakan Erdoğan’ın ziyareti esnasında da yine aynı konu gündeme getirilmiştir. Sonrasında da müteakip defalar çeşitli vesilelerle bir araya gelen liderlerin ve enerji bürokratlarının gündeminde bu boru hattı hep yer almıştır.

 

Bu konuda ilk somut adım Şubat 2006’da Gazprom Başkanı Aleksey Miller’in, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler ile bir araya gelmesi esnasında konunun ayrıntıları şekillenmiştir. Bu görüşmede Rus doğalgazının Mavi Akım aracılığıyla Türkiye üzerinden İsrail'e, Orta Doğu ülkelerine, hatta Yunanistan'a ve İtalya’nın güneyine ulaştırılması imkânlarını görüşülmüştür. Gazprom basın bürosundan yapılan açıklamaya göre, söz konusu görüşmelerde ayrıca, bu projelerin gerçekleştirilmesi için ortak şirketler kurulması konusu da masaya yatırılmıştır. Ancak o dönemde Türkiye’nin bazı çekincelerinin bulunması bu projenin hayata geçmesine engel olmuştur. Şunun oldukça net bir şekilde altının çizilmesi gerekmektedir. Bu proje Türkiye’nin gerçekleştirmeye çalıştığı ve Rusya ile İsrail’i ikna ederek gerçekleştirdiği bir proje değildir. Tam tersine, Türkiye’nin yapmak istemediği ve Rusya ile İsrail tarafından yapılması istenen bir projedir.

 

Türkiye’nin hangi çekinceleri vardı ve ne değişti de şimdi Türkiye bu projeye evet diyecek bir konuma geldi?

 

Öncelikle Türkiye’nin çekincelerine değinmek gerekir. Türkiye’nin başlıca çekincesi Eşkalon ve Hayfa’nın bölgedeki petrol dağıtımında alacağı rolün Ceyhan limanının önemini azaltabileceği ihtimalidir. Bu ihtimali giderecek herhangi bir gelişmenin olmadığı ve/veya basına yansımadığı görülmektedir. Daha önce Rusya tarafından Mavi Akım 2 Hattı önerildiğinde bu hattın bir ucunun da İsrail’e uzatılması teklif edildiğinde bizzat Enerji Bakanlığının yaptığı açıklamalarda bu hattın kabul edilmemesinin bir sebebi olarak da (Diğer sebep Nabucco’ya alternatif olmasıydı) yukarıda ifade edilen endişeler dile getirilmişti. Peki, şimdi ne oldu da Türkiye bu konuda fikir değiştirdi? Türkiye’nin endişeleri giderildi mi? Yoksa projenin ana üstlenicisi ve Rus petrolü olmadan adeta ölü doğabilecek Samsun-Ceyhan Hattı’nın temelini atan Çalık Grubu’nun hükümet nezdindeki girişimleri mi etkili oldu?

 

Bir diğer endişe konusu Irak petrolleridir. Bilindiği gibi Irak petrollerinden başlangıçta Türkiye’ye hiçbir açık kapı bırakılmamıştı. İlk açıklanan listede Türkiye’nin esamesi bile okunmuyordu. Ancak daha sonra ABD ve İsrail’in devreye girmesiyle (Akdeniz Boru Hattı Projesiyle paralel yaşanan gelişmeler) Türkiye de Irak’ta petrol işine girebilecek ülkeler listesine alındı. Daha da önemlisi Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı Projesi için İsrail’e akacak Irak petrolünün tehdit potansiyeli taşımasıdır. Kürt bölgesinden geçen ve başına her an bir şeylerin gelme ihtimali yüksek olan bu boru hattının İsrail ile rakip olması ve İsrail’in Irak’ta ve özellikle de Kürtler üzerindeki etkisi dikkate alındığında Türkiye’de bazı çevrelerin taşıdığı endişelerin haklılığı ortaya çıkmaktadır.

 

Kerkük Yumurtalık Hattı’na alternatif olarak geliştirilecek olan Kerkük-Hayfa Petrol Boru Hattı İsrail devletinin 1948 yılında kurulmasından sonra faaliyetini durdurmuştu. Düşük kapasiteli olan bu hattın son dönemlerde kapasitesinin genişletilerek devreye alınması ciddi bir şekilde tartışılmaktadır. Bu hattın açılması durumunda Ceyhan limanının önemi azalacağı gibi Kuzey’deki Kürtlerin Türkiye’ye olan bağımlılığında da bir azalma ortaya çıkacak ve Kürt unsurların daha bağımsız hareket etmeleri sözkonusu olabilecektir.

 

Görüldüğü gibi, İsrail’in bölgede bir petrol ve doğalgaz dağıtıcısı konuma yükselmesi bazı sakıncaları ortaya çıkarabilir. Bu sebeple bahsi geçen Med Stream Boru Hattı’nın pazarlıkları yapılırken ifade edilen bu hususların mutlaka dikkate alınması gerekmektedir. Bir diğer önemli husus da şirket çıkarlarının ülke çıkarlarının önüne geçmesi gibi bir duruma müsaade edilmemesi gerekir.

 

Türkiye’nin Doğu-Batı enerji koridoru olma amaçlarından sonra şimdi de Kuzey-Güney enerji köprüsü olması çabaları açısında bu önemli bir proje sayılabilir. Ancak tekrar etmekte fayda var ki o da bu projenin pazarlıklarının iyi yapılması gereğidir.

 

Med Stream Çoklu Boru Hattı Projesi yukarıda da değinildiği gibi yeni olan bir proje değildir. Projenin lobi çalışmaları çok uzun süre önce başlatılmıştır. Bu çerçevede çeşitli ziyaretler gerçekleştirilmiştir. Türkiye-İsrail-Rusya-Azerbaycan-Irak-Hindistan-İtalya ve ABD arasında yoğun bir şekilde geçen görüşmelerde projenin detayları görüşülmüş, ülkelerin ve şirketlerin çıkarları koordine edilmeye çalışılmıştır.

 

Bu çerçevede Türk Çalık Grubu ile İtalyan Eni arasında bir konsorsiyum kurularak Samsun-Ceyhan arasından yıllık kapasitesi yaklaşık 40-60 milyon ton olan bir boru hattının temeli atılmıştır. Bu projeye Hindistan Petrol Şirketi’de ortak olmak istemektedir. Bu şirketin Ceyhan’da rafineri kurma projesi de bulunmaktadır. Samsun-Ceyhan’a ortak olmak isteyen bir başka şirket olarak da Japon Mitsubishi'nin ismi ön plana çıkmaktadır. Son olarak bu projeyle ilgilenen şirket Rus enerji devi Gazprom’un petrol şirketi Gazpromneft olmuştur. Petrol sahasında aktif rol üstlenmek isteyen bu şirket adına en son açıklama Gazprom'un Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Alexander Medvedev’den geldi. Türkiye ziyaretinde Medvedev bu projeyle ilgilenebileceklerini ifade etmiştir. Yalnız Gazprom’un yurtdışı projeleri ilgilendiğinde prensip olarak son tüketiciye ulaşma yönlü ve girişilen ortaklıklarda söz sahibi çoğunluklu hisseye sahip olmaya yönelik bir politika izlendiği anlaşılmaktadır. Gazprom’un ayrıca Türkiye’de yer altı doğalgaz deposu ve gaz satışı konuları ile de ilgilendiklerini de unutmamak gerekir.

 

Medvedev’in ardından gizlice Türkiye’ye gelen Gazprom Yönetim Kurulu Başkanı ve Başbakan Yardımcısı (eski başbakan) Viktor Zubkov Türkiye’ye gelerek benzer görüşmeler yürütmüştür. Hatırlatmak gerekir ki, üst düzey yürütülen bu ziyaretlerde altyapısı tamamlanacak bu projelerin Devlet Başkanı Dmitri Medvedev’in (veya Başbakan Vladimir Putin’in) beklenen Türkiye ziyaretleri esnasında son noktanın konulacağı şekilde hazırlanmaktadır.

 

Med Stream Çoklu Boru Hattı Projesi ile neler yapılmak istenmektedir. Bu projenin detaylarına bakıldığı zaman iki ülkeyi Akdeniz’in altından birbirine bağlayacak yaklaşık 5 ayrı boru hattı birleşiminden oluşan bir proje karşımıza çıkmaktadır. Bu proje ile Ham petrol, doğalgaz, elektrik, su ve fiber optik kablo iletişim hatlarından oluşan bir komünikasyon ağının örülmesi hedeflenmektedir. Burada ilginç olan nokta bu hat ile sadece İsrail ile Türkiye birbirine bağlanmayacak aynı zamanda İsrail başta Azerbaycan olmak üzere (bu ülkenin dış ticaretinde İsrail 2. sıradadır) Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri de İsrail ile Türkiye üzerinden birbirine bağlanacaktır. İsrail’in Azerbaycan ile bu ülkenin petrol ve gazının alınması konusunda anlaştığı, Kazakistan ve diğer ülkelerle de görüşmeleri sürdürdüğü bilinmektedir.

 

Med Stream projesi çerçevesinde yapılan fizibilite çalışmalarında, enerji koridorunun 450 km uzunluğundaki İskenderun Körfezindeki Ceyhan Limanı ile İsrail’in Kuzeyinde bulunan Hayfa limanı arasına döşenmesi planlanmıştır. Türkiye’den İsrail’e tedarik edilecek olan ham petrol (senede 20-50 milyon ton), doğalgaz (4-10 BCM), elektrik (4,200 MW) ve su (400-1,000 milyon metreküp senede) miktarındadır. Projenin 2010 senesinde tamamlanması beklenmektedir. Döşenecek boru hattı sayısına ve tedarik edilecek malzemelere göre proje maliyeti 2-4.5 milyar dolar arasında değişecektir.

 

Bu projeyle BTC’den de petrol alınması planlanmaktadır. BTC ve Samsun-Ceyhan ile alınacak olan petrol ile Şahdeniz-Erzurum ve Mavi Akım Hatlarından alınacak doğalgazın  denizden yapılacak bir boru hattıyla İsrail'in Aşkelon Limanı'na oradan da İsrail'in Kızıldeniz'deki Eylat Limanı'na bağlanması öngörülmektedir. Bu vesileyle Eylat'tan ilk kez Rus petrolü Asya'ya ulaşacaktır. Rusya'nın en büyük sorunu Japonya, Hindistan ve Çin gibi muazzam petrol tüketen ülkelere petrolünü satamamaktı. Batıya boru hatları var ama doğuya çok pahalıya geldiği için yok. Süveyş by-pass ediliyor.

 

Bu projeyle enerji gereksinimini tam olarak karşılayamayan Avrupa’nın yanı sıra İsrail, Hindistan, Japonya, Çin ve diğer Uzakdoğu ülkelerinin ihtiyaçları da karşılanmak istenmektedir. Şimdi Türkiye’nin yönü Avrupa’dan kısmen bu ülkelere çekilmesiyle acaba Avrupa pazarı tamamıyla Rusya’ya mı kalıyor gibi bir soru da gündeme gelmektedir. Akdeniz Birliği Projesi çerçevesinde Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin de bu projeye sıcak baktığı ve hatta yaklaşık 6.6 milyon Avro değerindeki ön fizibilite çalışması için Çalık Grubuna destek verebileceği bildirilmektedir. Bu durumda AB karşısında elinde neredeyse tek koz olan Enerji temin etme aracı da AB yerine Uzakdoğu’ya doğru yönelmektedir.

 

İsrail’in ilgilendiği bir başka proje olan su taşımacılığı konusuna da değinmek gerekmektedir. Zira küresel ısınma çağında en stratejik madde konumuna gelen suyu bilindiği gibi daha önce büyük balonlarla İsrail’e taşınması gündemdeydi. Bu olabilir bir projeydi ve herhangi bir sorumluluk altına girilmiyordu. Zira istenmediği anda maliyeti ve altyapı yatırımı fazla olmayan bu su balonlarından vazgeçilebilirdi. Oysa şimdi bir boru hattının yapılması düşünülüyor. Bu ciddi anlamda Türkiye’yi bir sorumluluk altına sokmaktadır. Hal böyle olunca da Türkiye’de su sıkıntısının had safhaya çıktığı ve iyileşmesine dair en ufak bir beklentinin de olmadığı bu durumda Türkiye’nin su boru hattı projesini iki defa düşünmesi gerekir.

 

Gaz Fiyatları

 

Bir soru üzerine Gazprom Başkan Yardımcısı Türkiye’ye satılan gaz fiyatlarının Avrupa fiyatları seviyesinde olduğunu ifade etmiştir. Durum eğer ifade edildiği gibiyse bu demektir ki, Türkiye pahalı gaz almaktadır. Hem de Avrupa fiyatlarının üzerinde.

 

Neden mi?

 

Nedenini şu şekilde izah edebiliriz. Rusya’nın tek bir gaz ihraç fiyatı yoktur. Rusya eski Sovyet Cumhuriyetlerinin bazılarına genel ortalamanın altında (Beyaz Rusya örneğinde olduğu gibi bazen çok altında) gaz satabilmektedir. Bu durum Gazprom yetkililerinin en çok maruz kaldıkları soruların başında gelmektedir. Gazprom yetkililerinin bu durumda verdikleri çok açık ve net bir bilgi vardır. O da şudur: Doğalgaz fiyatlarının belirlenmesinde bir çok atken bulunmasına rağmen bu etkenlerin en güçlülerinden birisi gaz satılan ülkelerin mesafesi ve bu ülkelere gaz satılırken kaç ülkeden geçtiği ve neticesinde kaç ülkeye geçiş parası ödendiği gibi hususlar bulunmaktadır. Eski SSCB ülkeleri Rusya’ya yakın olduğu ve geçiş parası ödenmediği için bu ülkelere satılan gaz fiyatı doğal olarak düşük kalmaktadır. Evet mantık bu. Şimdi bu mantığa göre değerlendirdiğimizde Gazprom’un Avrupa’daki müşterilerinin neredeyse hepsi uzak mesafededir ve bu ülkelere doğrudan bağlantı yoktur. En az bir ve bazen birkaç ülkeye geçiş parası ödenmektedir. Bu mantıkla devam ettiğimizde dolayısıyla da Avrupa ülkelerine satılan gaz fiyatı diğer ülkelerin üzerindendir. Buraya kadar her şey normal sanırım.

 

Şimdi gelelim Türkiye’ye satılan gazın fiyatına. Yukarıdaki mantığı aynen olduğu gibi devam ettirdiğimizde karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır. Türkiye Beyaz Rusya kadar Yakın olmasa da en azından İtalya, Almanya, Fransa kadar uzak değildir. Türkiye Rusya’dan aldığı doğalgaz miktarı içerisinde küçük bir miktarı karşılayan Batı hattını bir kenara koyduğumuzda Rusya’dan herhangi bir geçiş ülkesi olmadan doğrudan Karadeniz’in dibinden geçen Mavi Akım hattından gaz almaktadır. Dolayısıyla herhangi bir ülkeye geçiş parası da vermemektedir. Hal böyle iken Türkiye’nin Avrupa ortalamasının altında bir fiyatla gaz alması gerekmez mi? Gerekir. Zira Gazprom’un satış mantığı bunu gerektirir. Peki öyleyse Gazprom’un en yetkilisinin ağzından da ifade edildiği gibi Türkiye neden Avrupa fiyatları üzerinden gaz almaktadır. Bazı iddialara göre ise bu ortalamanın üzerinde bir fiyatla gaz almaktadır.

 

Burada özellikle ısrarla vurguladığımız husus şudur. Biz Uluslar arası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi TÜRKSAM olarak uzun bir süredir Enerji Bakanlığı’nın “Enerji Stratejisi”nin yanlış olduğunu ifade ediyorduk. Bu konudaki düşüncelerimizi en son Ankara’da yapılan ve Enerji Bakanlığımızın da düzenleyicileri arasında olduğu enerji konulu bir konferansta açıkça ifade etmiştik. Bu çerçevede düşüncelerimizi aşağıdaki başlıklar altında sıralamıştık. Bize göre: Bölgede Rusya ile rekabet edilerek bir yerlere gelinemeyeceğini, bu rekabetin ister istemez başka alanlara sıçrayacağını, bundan her iki ülkenin kayıpla çıkacağını ve diğer bölge dışı ülkelerin kazançlı çıkacağını, doğalgazda olduğu gibi Avrupa’nın Türkiye’yi Rusya’ya desteklemediğini ve desteklemeyeceğini, Avrupa ülkelerinin her birinin Nabucco Projesine rağmen Rusya ile yeni anlaşmalar imzalamak için sıraya girdiğini, Rusya’nın Nabucco hattına davet edilmesi gerektiğini, bölgedeki bütün projeleri bir bütün olarak düşünmek gerektiğini, Mavi Akım 2 hattının kabul edilmesinin Samsun-Ceyhan ile pazarlık yapılarak düşünülmesi gerektiğini, İsrail’e uzanacak boru hattının ancak KKTC’den geçmesi şartı ile kabul edilmesi gerektiğini, bu durumun KKTC’nin ihtiyaçlarını karşılayacağı gibi bağımsızlığını da güçlendireceğini (gerçi son gelişmelerden sonra KKTC’nin bağımsızlığı konusunda hükümetin ve Talat’ın tutumunun endişe yarattığını ifade etmek gerekir), İsrail’in Eşkalon limanının Ceyhan’a rakip olma ihtimalini, İsrail’in Irak petrol ve gazını da Türkiye yerine kendi üzerinden akıtmaya çalıştığını bu ve benzeri hususlara dikkat edilmesi gerektiğini ifade etmiş, bu konuda raporlar yazmış, Türksam resmi internet sitesinde makaleler yayınlamış ve katıldığımız çeşitli medya kuruluşlarında değerlendirmelerde bulunarak ilgililerin dikkatini bu hususa dikkatlerini çekmeye çalışmıştık.

 

Gelinen noktada; Enerji Bakanı Hilmi Güler’in Rusya’yı Nabucco’ya davet ettiğini görmekten mutlu olduğumuzu ifade etmek isteriz. Samsun-Ceyhan’a yönelik Rusya ilgisini de olumlu addedebiliriz. Ancak İsrail’e uzanan boru hatlarının KKTC’ye uğramadan götürülmesi ve İsrail’in hem Irak’taki niyetleri ve hem de Ceyhan’a rakip olma konusundaki endişelerimizin giderilemediği görülmektedir. Bir diğer önemli husus da bu konuda bütün bu pazarlıkların ardında Çalık Şirketi’nin bulunması, Türkiye’nin bu konularda karar değiştirmesinde hükümete yakın olan bu şirketin etkili olduğu ve burada ülke çıkarları ile ilgili şirketin çıkarlarının bu pazarlıklarda hangi oranda örtüştürüldüğünün bilinmediği anlaşılmaktadır.