Türkiye’nin en yüksek zirvesi olan Ağrı Dağı geçtiğimiz hafta Ermenilerin bayrak tacizi sebebiyle ulusal basının gündemine girdi. Arazisinin yüzde 70’inden fazlası Iğdır ili sınırları içerisinde olduğu halde yıllardır isim benzerliği sebebiyle Ağrı ilimiz tarafından sahiplenilen Ağrı Dağı maalesef bu ilimiz yönetimi tarafından yeterince ilgi görmemiş ve adeta sahipsiz bir hazine olarak yanıbaşımızda duruvermiştir. Oysa tek başına Nuh’un Gemisi efsanesi bile Ağrı Dağı’nı eşsiz kılmaktadır. Bu dağ büyük Nuh’un Gemisi efsanesi ve eşsiz kayak ve dağcılık potansiyeli ile aslında yeterince kullanılamayan bir potansiyel değerimizdir.

 

Ağrı Dağı ayrıca stratejik bir ehemmiyete de sahiptir. Türkiye’nin en doğu ucunda adeta bir fethedilemez kale gibi durmaktadır. Ancak Ağrı Dağı art niyetli bazı komşularımızın yıllardır bitmek tükenmek bilmeyen isteklerine de göğüs germek durumunda kalmıştır. Bir taraftan PKK terör örgütünün saldırıları, diğer taraftan ise Ermenilerin Ağrı’ya sahip çıkma girişimleri Ağrı dağının potansiyelinin kullanılması önündeki en önemli engellerin başında gelmiştir. Ve elbette ki, basiretsiz ve vurdum duymaz bürokratlarımızın etkisiz ve yetkisiz davranışları da cabası…

 

Dost ve kardeş Azerbaycan’ın topraklarını işgal ettikleri halde “sıfır sorun” politikası diye ayaklarına kadar gittiğimiz Ermeniler geçtiğimiz hafta izinsiz bir şekilde çıktıkları Ağrı Dağı’na Ermenistan bayrağı ve Dağlık Karabağ’a ait olduğu ileri sürülen bir bez parçası dikmişlerdir. Bunu da utanmadan ve sıkılmadan internetten yayınlamışlardır.

 

Erivan’da hala birçok ürünün markası olan Ağrı Dağı (Ararat) aynı zamanda Ermenistan’ın resmi armasını da oluşturmaktadır. Bu açık bir şekilde Türkiye’den toprak talebidir. Geçtiğimiz haftaki girişim ise bu taleplerin adeta dışavurumudur. Peki, ama Türkiye’de bu tür provakatif eylemlere nasıl izin verilmektedir. Her isteyen gelip bu milli değerimize her türlü paçavrayı asma serbestisine sahip midir? Maalesef ki, durum bunu göstermektedir. Ağrı Dağı’da yaşanan bu büyük skandal aslında onun tırmanış güzergahları ile alakalıdır.

 

Bilindiği gibi Ağrı Dağı’na tırmanış için dört güzergah mevcuttur. Bunlardan birisi Iğdır Aralık’tan yapılmaktadır. Bu bölge askeri bölgedir ve buradan sınırlı tırmanışa izin verilmektedir. Diğer iki tırmanış güzergahı da yine Iğdır’dan yapılabilmektedir. Bu iki güzergahta da bir sorun bulunmamaktadır. Zira bu güzergahlar Iğdırlı dağcıların ve yetkililerin tam kontrolü altındadır. Ancak dördüncü güzergah (Ermenilerin de çıktığı güzergahtır) Doğu Beyazıt’tandır. Bu bölgede maalesef tam bir devlet kontrolü yoktur. Her isteyen ücreti mukabilinde buradaki yerel dağcılar ile anlaşıp istediğini yapabilmektedir. Ağrıya kaçak tırmanışların tamamına yakını da bu bölgeden yapılmaktadır. Bu bölgeden yapılan izinsiz ve kontrolsüz tırmanış ülke milli güvenliğini ciddi bir tehlikeye sokmaktadır.

 

Ermenilerin resimlerini yayınladıkları Ermeni Asbarez Gazetesi’ndeki şu not ise hayli düşündürücüdür: “Ağrı’ya gitmek isteyenler şunu bilmelidirler ki, bölgede Kürt nüfusu çoğunluktadır. Kürtler, Türk hükümetini ya da izinleri çok ciddiye almamaktadırlar. Parasını verdiğiniz takdirde her türlü işi yapabilirsiniz” Görüldüğü gibi bu not ülkemizdeki ciddi durumu gözler önüne sermektedir. Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin Ermenistan ile imzaladığı protokolleri “sessiz diplomasi” ile hayata geçirmeye çalıştığı, bu çerçevede 19 Eylül 2010 tarihinde Van’daki Akdamar Anıt Müzesi’nin ibadete açılacağı ve sonrasında da çeşitli vesilelerle Ermenilerin Türkiye’ye özellikle de Ağrı Dağı’na yoğun bir şekilde sportif ve turistik ziyaretler yapacağı beklenmelidir. Bu halde yukarıda bahsi geçen ve benzeri nitelikteki provakatif eylemlere de hazırlıklı olunması gerekmektedir.