Afrika’nın Dünya Jeopolitiğinde Yükselen Önemi ve Kıtada Artan Yatırımlar

 

2000 yılından günümüze kadar geçen zaman Afrika’yı oldukça olumlu etkiledi dersek sanırım yanılmayız. Bu etki öncelikle makro ekonomik düzeyde gerçekleşti, daha sonra da siyasete geçiş yaptı. 2000 yılında Afrika içi yapılan ticaret hacmi 30 milyar dolarken, bu sayı 2017 sonunda 193 milyar dolara çıktı. Hidro olmayan yenilenebilir enerji kaynakları Afrika ülkelerinin toplam enerji kullanımına 2000 yılında yüzde 1.3’lük bir katkı sağlarken, 2017 yılının sonunda bu oran yüzde 5.3’e çıktı. 2003-2013 yılları arasında en hızlı büyüyen ilk on ülke arasında altı tane Afrika ülkesi yer aldı. 2005 yılından beri toplamda 36 ülke iş yapılabilirlik konusunda önemli kolaylaştırıcı hamleler yaptılar. 1991-1999 yılları arasında Afrika ülkelerinde kayıt dışı ekonomi ortalama gayrisafi milli hasılanın (GSMH) yüzde 45’ini oluştururken, 2000-2017 sonunda ortalama GSMH’nin yüzde 37’sini oluşturmaya başladı. 2000 yılından itibaren kıtaya giren yabancı likidite 2010 yılından itibaren ilk defa 100 milyar doların üstüne çıktı, 2017 yılı sonunda 193 milyar dolara ulaştı. 2000-2015 yılları arasında özellikle Kenya’da, Ruanda’da ve Etiyopya’daki internet kullanıcı sayısı ile mobil telefon kullanıcı sayısı ortalama yüzde 45 arttı, Kongo Demokratik Cumhuriyeti 2012 yılında ilk defa yerli yapımı cep telefonu üretmeye başladı. 2010 ve 2017 yılları arasında Afrika’daki üst orta sınıfın toplam nüfusa oranı yüzde23 arttı. 45 ülke 2000-2015 yılları arasında ortalama yüzde 4’lük büyüme gösterdi. 2011- 2015 yılları arasında ise müthiş bir ekonomik büyüme oranı yakalandı. Bu yıllar arasında Etiyopya yüzde 8, Mozambik yüzde 7.7, Tanzanya yüzde 7.2, Kongo Cumhuriyeti yüzde 7.1, Gana yüzde 7, Zambiya yüzde 6.9, Nijerya ise yüzde 6.8 büyüme gösterdi. Bunların yanında Fildişi Sahili bir yılda yüzde 6.2’lik büyüme oranı yakaladı. Sadece Nijerya 2000-2016 yılları arasında, 2009 yılı hariç, ortalama dünya büyümesini ikiye katladı.  2010-2025 yılları arasında ortalama yüzde 40’lık büyüme beklenen Afrika şehirleri 2005 yılından itibaren altyapısal sorunlarını çözmeye başladı. Yılda ortalama 25 milyar dolarlık dış yatırımıyla Çin Afrika pazarında ulaştırma, gayrimenkul, enerji, metalurji ve teknoloji sektörlerinde liderleşti, bu sektörlerde büyük atılımlar gerçekleşti. Çin’in doğrudan dış yatırımları Brezilya ve Hindistan gibi ülkeleri harekete geçirdi, 2017 yılında 55 milyar dolarlık bir doğrudan dış yatırım sağlandı. Mineral rezervlerinin 1/3’ü, petrol rezervlerinin 1/10’u, elmas rezervlerinin 2/3’ünün bulunduğu Afrika kıtası bu ekonomik gelişimini 2011 Arap Baharı’ndan sonra siyasete de taşımaya başladı. Gambiya’da, Angola’da, Zimbabve’de, Güney Afrika’da uzun yıllardır Cumhurbaşkanlığı yapan isimler seçimlerle koltuklarını terk ettiler. Sierra Leone’da, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde, Togo’da, halk yine uzun yıllardır cumhurbaşkanlığı görevi yürüten isimler üzerinde görevi bırakmaları yönünde büyük baskı kurmuş durumda. 2015 yılında toplam kıta nüfusunun 612 milyonluk bölümü yarı ya da tamamen özgür rejimler altında yaşarken, 379 milyonluk özgür olmayan rejimler altında yaşayan bölümü neredeyse ikiye katlamış durumda.  2000 yılında sıtmaya karı cibinlik altında uyuyan çocuk sayısı toplam çocuk nüfusunun yüzde 92unu oluştururken, bu sayı 2016 sonunda yüzde 42’ye çıktı. Ekonomik ve siyaset alanındaki bu gelişim örneklerini arttırmak tabii ki de olanaklı. Afrika kıtası günden güne, en azından makro düzeyde, gelişim gösteriyor.

 

Türkiye’nin Afrika Açılımı

 

Türkiye 1998 yılında çizdiği Afrika Açılım Planı’nda oldukça ilerleme kaydetti ve planı da başarıyla uyguluyor. Unutmamak gerekir ki, 1998 yılında çizilen “Afrika Açılım Planı” Türkiye’nin kağıda döküp uyguladığı ilk dış politika planı. Atılacak adımların diplomatik, siyasi, ekonomik ve kültürel boyutlarının çizildiği bu plan 2002 yılından itibaren hayata geçirildi. Birkaç örnek vermek gerekirse, 1923-1998 yılları arasında yılda Afrika kıtasında birer tane Türkiye büyükelçiliği açılmışken, 2009 yılında iki, 2010 yılında altı, 2011 yılında dört, 2012 yılında sekiz, 2013 ve 2014 yıllarında dört, 2016 yılında üç tane açıldı. 2018 yılı için de dört ülkede Büyükelçilik açma işlemleri tamamlanmak üzere. Yine, örneğin 1923-1998 yılları arasında Afrika ülkelerine yapılan Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı düzeyindeki resmi ziyaretlerin sayısı sadece 4’ken, bu sayı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mart 2018’deki gezileriyle 47’ye çıktı.

 

Ekonomik alanda ise 1998 yılında 600 milyon dolar olan dış ticaret hacmi 2017 sonunda 7 milyar dolara çıktı. 1998 – 1999 akademik yılında toplam 25 farklı ülkeden Afrikalı öğrenci Türkiye’deki üniversitelerde burslu olarak okurken, 2016-2017 yılında bu sayı 472’ye çıktı. Tüm bunlar Afrika’ya açılım Planı’nın, en azından planda yazan maddelere göre, başarılı olduğunu gösteriyor. Ne var ki, Afrika’ya açılım planında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ekonomi çevrelerinden, akademiden, sivil toplum örgütlerinden yeterli desteği alamadığını düşünüyorum. Türkiye’nin Afrika açılımı şu anda Erdoğan’ın aktörlüğünde ilerliyor ve gelişiyor bana kalırsa, devlet dışı aktörlerin Afrika açılımda daha fazla rol oynaması gerektiğine inanıyorum. Ekonomik aktörlerin Afrika’da başarılı işler yapabileceğini, ancak bunun için yeterli sabra ve hoşgörüye sahip olmadığını akademiye katılmadan önceki iş hayatımda görmüştüm. Bunun hala bir parça da olsa devam etmesi üzücü.

 

Akademide ise durum daha ciddi. Hayatında bir tane bile Afrika ülkesine gitmemiş insanlar, Afrika tarihi, sömürgecilik tarihi, post-kolonyalizm teorisi bilgisine sahip olmadan, İngilizce, Fransızca, Portekizce, Swahilice, ya da bir yerli dil bilmeden Afrika uzmanı olduklarını iddia ediyorlar. Zaten Afrika uzmanı da olunmaz, Afrika’da bir ülkenin ya da bir bölgenin uzmanı olunur. Toplamda 54 tane ülke bulunan Afrika kıtasında her ülkeyi bilmek ve dolayısıyla “Afrika uzmanı” olduğunu iddia etmek ne kadar doğru olabilir? Bir de toplamda altı tane üniversitede yer alan Afrika Çalışmaları Merkezlerinin birçoğu aktif olarak herhangi bir girişimde bulunmuyorlar. Sivil toplum örgütleri ise Afrika’ya yardımı genelde kurban derisi veya eti göndererek, ya da nedense sadece katarakt ameliyatı yaparak sağlamaya çalışıyorlar. Afrika’da sadece katarakt yok, ebola, sıtma, Batı Nil virüsü, elephantiasis, nehir körlüğü denilen Onchocerca Volculus gibi öldürücü hastalıklar var. Rus bilim adamları ebola için aşı geliştirirken sadece kataraktla uğraşmak yetersiz kalıyor. Tüm bunlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrika’ya gösterdiği öneme eşlik edemiyor ne yazık ki… Bu bağlamda Afrika’ya açılımın özellikle devlet dışı aktörler tarafından yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyorum. Tıpkı ünlü fotoğrafçı Robert Capa’nın “Fotoğrafınız yeterince iyi değilse, ona yeterince yakın değilsiniz demektir “demesi gibi, Türk akademisinin, ekonomik aktörlerinin ve sivil toplum örgütlerinin Afrika’ya daha yakın olması gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir yakınlığın Erdoğan’ın gösterdiği yakınlıkla birleşirse Türkiye için son derece olumlu olacağını da biliyorum.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrika’daki Son Ziyaretlerinin Türkiye Açısından Anlamı

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 26 Şubat – 2 Mart 2018 arasındaki Mali, Cezayir, Moritanya ve Senegal gezisini 1998 Afrika Açılım Planı’nın karşılıklı resmi ziyaretlerin artması konusunu işleyen diplomatik bileşeninin bir parçası olarak algılamak gerekiyor. Erdoğan’ın Cezayir’e ve Senegal’e ilk ziyareti değildi bu. Mali’ye daha önce 2006’da ve 2014’te, Senegal’e ise 2013’te ve 2016’da gitmişti. Mali’ye ve Moritanya’ya ise ilk defa gitti Erdoğan. Mali’de Türk şirketler tarafından kurulacak bir metrobüs projesinden söz etti ki, kendisi daha önce de Gana gezisinde bir belediye otobüsü hibesi projesini gündeme getirmişti. Senegal’de ve Moritanya’da ise FETÖ bağlantılı okulların kapatılmasının önemine vurgu yaptı. İki ülke içinde özellikle Senegal Maarif Vakfı’nın kuracağı okulları açısından bir model oluşturmaktadır. Moritanya da ise uzun süredir dile getirdiği Dünya beşten büyüktür sözüne vurgu yaparak yenidünyada Türkiye’nin Afrika ile birlikte yürümek istediğini söyledi.

 

Erdoğan’ın bu gezisinin ikinci noktası da hemen hemen önceki gezilerinde olduğu gibi yine kalabalık bir iş adamı heyetine yer vermesiydi. Asında iş adamları Türkiye’nin Afrika ülkelerine olan dış politikasında kilit rol oynuyorlar.  Erdoğan’ın hemen hemen tüm Afrika gezilerinde yer alıyorlar. Bu son gezi gösteriyor ki, Erdoğan’ın Afrika turları yakın dönemde de devam edecek. Bence etmeli de zaten.

 

Ne var ki, Erdoğan’ın kendi ülkelerine gelişlerini coşkuyla karşılayan Afrika ülkeleri de Türkiye’nin bu Afrika Açılımı’na doyurucu bir cevap vermeli. Örneğin oldukça pahalı olan vize ücretleri ya indirilmeli ya da vizeler tamamen kaldırılmalı. Üstelik alınan vize ücretlerinin pek çok Afrika ülkesinde Cumhurbaşkanlarının doğrudan cebine gittiği de göz önünde bulundurulursa.  Bunun dışında Ankara’daki büyükelçilikler ya da diğer şehirlerdeki fahri Konsolosluklar ülkelerini daha çok tanıtmalılar ve o ülkeleri bilen personelle çalışmalılar. Pek çok Frankofon Afrika ülkesinin büyükelçiliklerinde çalışan idari asistanlar o ülkeleri bilmiyorlar, sadece Fransızca bildikleri için oralarda görev alıyorlar. Bu da doğaldır ki o ülke ve Türkiye arasındaki diyaloğun, en azından büyükelçilik düzeyinde, sınırlı kalmasına neden oluyor. Dediğim gibi, “Türkiye’nin Afrika Açılımı”, “Afrika’nın Türkiye Açılımı” tarafından dengelenmeli, karşılıklılık ilkesi hayata geçirilmeli. Türkiye’nin devlet düzeyinde Afrika’ya gösterdiği ilgiyi henüz Afrika ülkeleri Türkiye’ye gösterebilmiş değil. Ancak bu konuda gerekli adımların atıldığına da eminim. 

 

*Volkan İpek

Yardımcı Doçent Doktor

Yeditepe Üniversitesi / İngilizce Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü