Bir NATO üyesi olan Türkiye Kasım 2009’un ilk haftasında ISAF’ın komutasını devralmıştır. NATO’nun barış ve güvenliği sağlamak maksadıyla, 11 Eylül 2001 terörist saldırısından sonra 2001 yılında Afganistan’da görevlendirilen ve yaklaşık 8 senedir görev yapmakta olan ISAF kuvvetlerine Türkiye’nin ikinci dönem komutanlığı oldukça krıtik bir geçiş dönemine rastlamaktadır. NATO, Afganistan’da bugüne kadar uygulamış olduğu stratejinin başarısız olduğu konusunda değerlendirmeler yaparak, yeni strateji arayışları içine girmiştir.

 

NATO’nun 1991 tarihinde Roma Zirvesi ile kabul edilen “Yeni Stratejik Konsept” çerçevesi kapsamında uygulamaya konulan Afganistan’a müdahalesi, NATO Daimi Konseyi’nin 11 Eylül saldırısından sonra NATO anlaşmasının 5 nci maddesini işleme koyması ve saldırının bütün NATO ülkelerine yapıldığının kabul edildiğinin ilan ile başlamıştır. BM tarafından da desteklenen bu kararı Türkiye 5 Ekim 2001’de onayladığını ilan etmiştir. 10 Ekim 2001’de 722 sayılı TBMM kararı ile hükümete verilen “ TSK’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerinin Türkiye’de bulundurulması konusunda sınırsız ve süresiz yetki” çerçevesinde Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (ISAF) yapısında başlangıçta 267 kişilik bir personel ile yer almıştır. BM görevlendirmesi altında  başlatılan harekat Ağustos 2003’te NATO’nun harekat komutasını devredilmiştir.

 

ISAF’ın görevi; Afgan hükümetine ülkede etkinliği sağlamak için yardım, güvenlik ve istikrarın sağlanması için harekat icra etmek ve Afgan ordusunun ve halkın yapılanmasına eğitim ve teçhizat desteği sağlamak şeklinde belirlenmiştir. İlk olarak, 11 Eylül saldırılarına tepki olarak oluşturulan 30 bin kişilik güç, Taliban yönetiminin devrilmesinin ardından direnişe geçen örgüte karşı operasyonlarını sürdürmektedir.

 

2009 içinde Taliban’ın terörist harekatının ivmesinin artması ve ISAF kuvvetlerinin Afgan halkından gerekli desteği görememesi Afganistan’da uygulanan stratejinin gözden geçirilmesi gereğini gözler önüne sermiştir. Bu maksatla, geçen yaz ABD Başkanı Barak Obama tarafından atanan General Stanley A. McChrystal bir çalışma yapmış ve bunu Başkan Obama’ya sunmayı müteakip, Ekim 2009’da NATO Savunma Bakanlarına sunmuş ve gerekli desteği almaya muaffak olmuştur[i]. Bu incelemede evvelce uygulanmakta olan stratejinin esasların, yeni stratejinin getirdiklerini incelemeye çalışarak, Türkiye’nin hangi rolü üslenebileceğini değerlendirmeye çalışacağız.

 

Bugüne Kadar Uygulanmakta Olan Strateji; Karşı Terörizm Stratejisi (counter-terrorism strategy)

 

Bu güne kadar uygulanan strateji, ABD Başkan Yardımcısı Josept R. Biden Jr. tarafından geliştirilen “Taliban ve El-Kaide ile ilişkili teröristlerin yakalanmasını veya ortadan kaldırılmasını” öngören “Karşı Terörizm Stratejisi (counter-terrorism strategy)[ii]” olarak isimlendirilen uygulama olarak belirlenmiştir. Anılan strateji yapılan terörist harekata karşı uygulanmakta olan, reaksiyonist, pasif ve hükümete polislik yapmayı esas alan bir yaklaşım tarzı olarak nitelendirilebilir. Taliban’ın hükümetten tasfiyesi sonrasında kurulan yeni hükümetin işlerliği ve istikrarı sivil tedbirlerlegüçlendirilmeye ve yerleştirilmeye çalışılırken, NATO kuvvetlerin hedefinin potansiyel terörism tehdidi içeren bölgelerde polis kuvvetini icra ederek, istikrar ve güvenliği tesis ve idame ettirmek olduğu ifade edilebilir. Burada ihtiyaç duyulan kuvvetler daha ziyade özel harekat yapabilecek şekilde üst düzey eğitim almış, özel harp kuvvetleri olarak ifade edilmektedir[iii]. Karşı terörism harekatında sivil halk ile teröristler arasındaki ayrım tam olarak belirlenemediğinden, Afgan halkının zaman zaman ISAF kuvvetleri tarafından istenmeden de olsa hedef alınarak kayıplar vermesi gibi istenmeyen durumlar ortaya çıkmıştır. Nitekim, McChrystal göreve gelir gelmez ilk işi sivil halkın zayiatına neden olan hava bombardımanlarını durdurmak olmuştur. Sivil halkın bu şekilde zayiatlar vermesi, halkın NATO kuvvetlerine olan inancında ve desteğinde ciddi bir azalma sonucunu beraberinde getirmiştir. Sivil halkın desteğinden yoksun olan dış güçlerin başarı şansının oldukça düşük olduğu ISAF’ın bu gün geldiği nokta ile teyid edilmiş olmaktadır.

 

Yeni Strateji; Ayaklanmalara Karşı Harekat Stratejisi

 

Stratejinin özünde Taliban[iv] ve El-Kaide yandaşları tarafından başlangıçtan bu güne kadar yapılan harekatın algılanmasının değişiminin yattığını görmekteyiz. ABD ve NATO kuvvetlerinin Afganistan’daki en üst düzey komutanı olan Gen. McCrystal olaya daha geniş kapsamlı olarak bakmayı tercih etmiştir. Batı’nın Afganistan’da iki önemli görevi yerine getirmekte kararlı olduğu düşünülmektedir. Birincisi, demokratik, insan haklarına ve hukuka saygılı bir hükümet oluşturmak, ikincisi ise; bu hükümetin varlığına karşı çıkan ve uluslar arası terörizmle işbirliği yapan aşırı uçları askeri harekat ile ortadan kaldırmaktır. Birinci işlevin daha ziyade siyasi sivil otoriteler tarafından yönetildiğini değerlendirerek bir kenara bırakırsak, McChrystal’in belirlediği stratejinin esas olarak ikinci işleve yani askeri harekata odaklandığını söyleyebiliriz. Ona göre Hükümet ve NATO kuvetlerine karşı yapılan her türlü direniş, “meşru yönetime karşı yapılan bir ayaklanma” gibi algılanmalıdır. Terörizmde ayaklanmanın vasıtalarından birisi olarak mütalaa edilmelidir. Ortaya çıkan bir ayaklanmanın halkın desteği olmadan başarı kazanması mümkün değildir. Bu nedenle Afganistan’da uygulanacak strateji sadece terörizme karşı harekat olarak algılanmayarak, daha geniş kapsamlı “Ayaklanmalara Karşı Harekat, (counter-insurgency)” stratejisi olarak ele alınmalıdır. Ayaklanmalara karşı harekat stratejisinin temelinde hem askeri harekat, hemde askeri harekat sonrasında işgal edilen bölgede uygulanacak sivil faaliyetler yatmaktadır. Genel olarak bu stratejinin aşağıdaki aşamaları içerdiği belirtilebilir;

 

Birinci safhaAskeri harekatın uygulanmasıdır. Potansiyel tehdide karşı uygulanacak taarruzi harekat planlaması ve uygulanması; Bu safhada harp halindeki gibi hasmın konuşlandığı veya güçlü olduğu ve ele geçirilmesi halinde onun karşı koyma iradesini kıracak hedef bölgeleri saptanarak, askeri harekat icra edilir ve hedefler ele geçirilir.

 

İkinci Safha Ele geçen bölgelerin işgali ve hasım tehdidin temizlenmesi safhasıdır; Bölgeler silahlı kuvvetler tarafından fiziki olarak işgal edilir ve tehdidin kalıntılarının temizlenmesi için istihbarat faaliyetleri ve askeri harekat sürdürülür. Bu safhada bir kısım birliklerin işgal edilen şehir ve kasabalara konuşlandırılarak, orada otoriteyi tesis etmesi gerekir. Bu bakımdan ileri harekata devam edecek ve sıcak çatışmaya girecek kuvvetlerin yanında, bu bölgelerde görev alacak ilave kuvvete ihtiyaç vardır.

 

Üçüncü safha, bölgede bulunan sivil halkın kontrolü ve halkın desteğinin sağlanması için sivil asker işbirliği faaliyetlerinin icrasıdır; Bölgeye konuşlandırılan birlikler halkın kendilerine müzahir hale gelmesi için, yerli halkı tanıyan, kültür ve yaşam tarzlarını bilen sivil ve asker uzmanlar vasıtasıyla bir takım faaliyetlerde bulunulur. Bunların içinde Aşiret reisleri, halkın saygı gösterdiği üst düzey kişilerle irtibatın sağlanması ve işbirliği faaliyetleri son derece önem kazanmaktadır. Bu suretle gerekli istihbarat temin edilerek, aşırı uçlara müzahir olan, yardım veren kişi ve toplulukların açığa çıkması sağlanabilir. Diğer taraftan, halkın ihtiyacı olan altyapı ve eğitim faaliyetlerinin tesisi halkın takdirine şayan olarak, taraf değiştirmesine ve ayaklanmacıları desteklemekten uzaklaşmasına neden olabilir.Bütün bu faaliyetler hassas bir şekilde hazırlanmış psikolojik harp ve propaganda ile desteklenmelidir.Yapılan bütün faaliyetlerin içeriğinde terörizme karşı yapılan her türlü harekat yer almaktadır.

 

Bütün bu faaliyetlerle öncelikle mevcut hükümet ve kurumlarının güçlendirilmesi ve dolayısıyla halkın mevcut meşru hükümete güveninin ve desteğinin sağlanması, Taliban ve El-Kaide’nin halkla ilişkisinin kesilmesi, başkaldıranların yerleşim ve üs bölgelerinin halkında desteği ile kontrol altına alınması, halkın ISAF’a ve hükümetin meşru kuvvetlerine karşı güveninin ve desteğinin tesisi ve terörizme karşı harekat olarak ele alınmıştır.[v]

 

Kabile ve İslam kültürü içinde şekillenen Afgan halkının sosyal, ekonomik, kültürel ve politik gereksinimlerinin gerektiği gibi anlaşılmasının başarı için en önemli faktör olduğu belirtilen staratejinin iki önemli ayağı bulunmaktadır. Birincisi, Afgan hükümetinin sağlam temellere oturtularak, yönetimin halkın desteklediği ve güvendiği bir konuma getirilmesidir ki bu tamamen sivil halkla ilişkiler kapsamındaki faaliyetleri içermektedir. Bu kapsamda, kararlı ve güçlü bir yönetimin tesisi ile muhtemelen Taliban’a istemeyerek de olsa katılmış olanlar geri dönerek normal yaşamlarına katılmak isteyeceklerdir[vi]. Bunun yanında hükümetin kendisini koruyacağına inanan ve belirli bir refaha kavuşan halk Taliban’ın zorlamalarına karşı koyacak ve gerekli desteği vermekten vazgeçecektir. Dolayısıyla, Taliban veya El-Kaide’nin sivil halk üzerindeki etkisi eriyecektir. Bütün bunların doğal sonucu olarak, gerekli halk desteğinden mahrum olan Taliban ve El-Kaide örgütlerinde çözülmelerin kaçınılmaz olduğu beklenmektedir. Diğeri ise; ayaklanan örgütlerin terörizm tehdidine karşı silahlı çatışmaya yönelik olarak, ISAF tarafından yapılacak askeri harekatlardır. Bu harekatta temel husus, Irak’ta Irak kuvvetlerine karşı yapılan harekatta olduğu gibi, halen Taliban tarafından kontrol edilen bölgelerin alınarak, elde tutulmasının sağlanması ve yavaş, yavaş Afgan Kuvvetlerine devrinin gerçekleştirilmesidir[vii]. General McChrsytal bu hedefi gerçekleştirebilmek için 40.000 ilave asker talebinde bulunmuştur. Bu kuvvetlerle Taliban ile savaşacak, kilit bölge ve şehirleri işgal ederek, kontrol altında tutacak ve bu arada Afgan kuvvetlerinin eğitimini tamamlayacaktır. Bu şekilde yapılan harekat ile Taliban güçlerinin bölge halkı üzerindeki kontrol ve etkinliği sona erdirilmiş ve meşru hükümet otoritesi işlevsel hale getirilmiş olacaktır. İleri safhada hakimiyetin Afgan güçlerine devri ise, ISAF kuvvetlerinin halk tarafından işgalci bir güç olarak görülmeyip, kendilerinin refah ve istikrarı için bulunduğu, zamanı gelince gideceği konusunda halkta bir güven ve rahatlaması sağlaması beklenebilir. Halkın destek ve güvenini elde eden ISAF ve hükümet kuvvetlerinin, halkın desteğinden yoksun olan terörist güçlere karşı yapılacak harekatta gerekli istihbaratın eldesi ve gizliliğin sağlanması açısından başarı şansının yüksek olduğu ifade edilebilir.

 

Afganistan’da Mevcut Tehdidin Boyutu

 

Aşağıdaki örgütler ve hedefleri değerlendirildiğinde bunların uyguladıkları konseptlerin basit bir terörist hareket olarak nitelendirilmesinin mümkün olamıyacağı, ülkenin meşru otoritesine karşı ayaklanarak, faaliyet gösterdikleri ve El-Kaide ile son derece koordineli çalıştıkları hususu çıkarılabilir[viii]. Taliban’ın Afganistan’da gücü ele geçirmesi halinde El-Kaide’yi kontrol altına almanın mümkün olamayacağı vurgulanabilir. Çünkü El-Kaide ile özellikle Taliban ve Haqqani grubunun yakın işbirliği mevcuttur. Birbirlerine her türlü istihbaratı, güvenli bölge ve yiyeceği, müşterek harekat imkanlarını sunmakta oldukları söylenebilir. Belirtilen bu grupların uluslar arası bir tehdit olan El-Kaide ile yakın işbirliği, potansiyel tehdidi sadece Afganistan ve Pakistan’la sınırlı bir tehdit olmaktan çıkarıp, uluslararası boyutlara taşıdığı ifade edilebilir.

 

Afganistan’a yönelik üç farklı fraksiyona mensup ayaklanma örgütü belirlenmektedir[ix]. Birincisi, 11 Eylül 2001’de Afganistan’dan Pakistan’ın Quetta şehrine kaçan Mullah Ömer’in liderlik ettiği Quetta Taliban Şurasıdır. Mullah Ömer, Afganistan İslami Emirliği adı altında alternatif bir hükümet kurmuş ve mevcut hükümetin zayıflığından istifade etmeye çalışmaktadır. Bir çok vilayette gölge valiler tayin etmiştir. Onların icraatlarını takip ederek, devamlı yenileri ile değiştirmektedir. Kontrol ettikleri bölgede şeriat kurallarını uygulamak için gerekli sistemi kurmuşlardır. Kandahar bölgesinde kontrol ve etkinlikleri hayli yüksek olan örgüt, zorla vergi, işçi ve savaşcı toplama işlemi yapmaktadır. Mevcut yozlaşmış hükümete, ISAF kuvvetlerine, her türlü cinayete ve mahalli güç odaklarına karşı güvenliği tesis ettiklerini ve aynı zamanda Afgan ve müslüman kimliğini yabancı işgaline karşı koruduklarını iddia etmektedir.

 

İkincisi Güneydoğu Afganistan’da aktif olan Haqqani (Hakkani) örgütüdür. İnsan gücü ve finansmanını Körfez Arap ülkelerinden ve Pakistan’dan sağlamaktadır. El-Kaide ve Pakistan’da konuşlu diğer başkaldıran gruplarla ilişki içindedir. Özellikle, El-Kaide ile irtibatı artmakta olan bu örgütün Afganistan’da başarı kazanması, Afgan topraklarının aşırı uçlar için yine güvenli bir bölge (safe-havens) haline gelmesine neden olabileceği değerlendirilmektedir.

 

Üçüncü örgüt ise; Hizbe-İslami Gulbuddin’dir. Pakistan’da olduğu kadar, üç Afgan vilayetinde de konuşlanmış olan bu örgüt eski mücahit komutan Gulbuddin Hekmatyar tarafından yönetilmektedir. Hedefi gelecekte kurulacak bir Taliban hükümetinde belirleyici bir rol almaktır. Doğu’da kaçakcılık yollarını ve maden bölgelerini kontrol altına alma yollarını aramaktadır.

 

Bütün bu örgütler finansmanlarını her ne kadar uyuşturucu üretim ve satışından sağlıyorlarsa da bu imkanın kesilmesi halinde, diğer kaynaklara dayalı olarak faaliyetlerine devam edeceği değerlendirilmektedir. Bunun içinde askeri yaptırımların dışında diğer enstrümanların kullanılarak her türlü kaynağın kesilmesine çalışılması zorunluluk olarak görülmektedir.

 

Bütün bunların yanında ayaklanmaların asıl olarak Pakistan’da bulunan ve El-Kaide ve diğer aşırı gruplarla irtibat halinde olan üst kademeli liderler tarafından idare edildiği ve yılanın başının Pakistan’da olduğu kıymetlendirilmesi yapılmaktadır.

 

ABD Başkanı Obama’nın Açıkladığı Strateji Neler Getirmektedir

 

ABD Başkanı Barak Obama’nın West Point Askeri Akademisi’nde açıklamış olduğu yeni stratejinin esaslarının McChyrstal’in teklifi ile uyum içinde olduğunu görmekteyiz[x]. Obama belirlenen stratejik harekat konseptine onay vermiş ve ilave olarak harekatın 18 ay gibi bir süre içinde bitirilmesi ile ilgili sınırlamayı getirmiştir. Arzu edilen asker sayısına yakın, 30.000 askerin (daha sonra 4000 asker daha ilave edilmiştir) 2010 başından itibaren sevk edileceğini açıklamış ve ABD askerlerinin 2011 Haziran ayından itibaren Afganistan’dan çekilerek sorumluluğun Afgan güvenlik güçlerine devredileceğini ifade etmiştir. Bunun için Afgan silahlı kuvvetleri ile, polis gücünün bu süre içinde gerekli yeterliliği sağlayacak şekilde eğitilmesi ve sayısının arttırılması gereği üzerinde durmuştur. Ancak, çekilme sonrasında dahi Afganistan’a gerekli yardım ve danışmanlığın sağlanacağını ifade etmiştir. Başkan Obama bunu ABD’nin tek başına yüklenmesinin mümkün olmadığını söyleyerek, olumlu baktıkları yeni strateji uygulaması kapsamında NATO müttefiklerinden muharip güce katkıda bulunmalarını talep etmiştir. Uygulanacak harekatın yalnız Afgan toprakları ile sınırlı olmadığını belirterek, Taliban ve El-Kaide’nin belinin kırılması için bu unsurların Pakistan’ın Swat ve Güney Veziristan bölgelerindeki güvenli bölgelerinin Pakistan hükümeti ile işbirliği içinde yok edilmesi gereği üzerinde hassasiyetle durduğunu söyleyebiliriz. Bütün bunlara ilave olarak, Afganistan’da halkın güven duyduğu demokratik ve insan haklarına saygılı bir hükümetin tesisi için BM ile birlikte sivil bir strateji uygulaması içine girileceğinin sözünü vermiştir. Bütün bu hususlar Afganistan ve Pakistan’da daha yüksek yoğunluklu bir çatışma ortamının oluşacağı ve ele geçirilen bölgelerin kontrol altına alınabilmesi için NATO ve Afgan kuvvetlerinin konuşlanması gereğini gözler önüne sermektedir. Bu nedenle, ilave kuvvet takviyesi gerektiği yaklaşımının doğru bir değerlendirme olduğu söylenebilir. Bundan sonra, psikolojik harekatla koordineli sivil asker işbirliği harekatı uygulaması ile halkın desteğinin kazanılması süreci gündeme gelmektedir.

 

4 Ekim’de sona eren NATO zirvesinde 25 ülke toplam 7000 asker gönderme kararı almıştır.

 

Türkiye’nin Üslenebileceği Görevler

 

Türk Dışİşleri Bakanlığı ABD Başkanı Obama’nın açıklamasını destekleyen ancak, müttefiklerin muharip asker katkısında bulunması talebini teenni ile karşılamıştır. Türkiye ABD’nin yeni stratejisi kapsamında önem verilen, öncelikle NATO kuvvetlerinin ve meşru Afgan hükümetinin halkın güven ve desteğini kazanması husunun son derece önemli olduğunu 02 Aralık 2009 tarihinde yapmış olduğu 225 no’lu açıklamasında vurgulamıştır.[xi]

 

Bu arada, ABD Büyükelçisi James Jeffrey, ABD Başkanı Baracak Obama'nın son Afganistan stratejisi çerçevesinde diğer müttefik ülkelerin yanı sıra Türkiye'den de ek katkı beklediklerini ve bu katkının ekonomik, sivil ve askeri alanlarda olabileceğine işaret ederek, buna asker göndermenin dahil olduğunu açıklamıştır[xii]. Türkiye’den görev tanımında da esneklik beklediklerini ifade eden J. Jeffrey, bu ifadesiyle gönderilen askerlerin gerektiğinde sıcak çatışmaya girmeleri konusunda bir görev tanımlamasının getirilmesini ima ettiği değerlendirilmektedir. Bu konunun, Başbakan Erdoğan'ın ABD ziyareti sırasında da gündemde olacağını söylemiştir.

 

Ancak, Başbakan Erdoğan’ın ziyareti öncesi yapılan NATO Dışişleri Bakanları Toplantısının ardından basın toplantısı düzenleyen Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu NATO'nun Afganistan'daki operasyonu çerçevesinde Kabil Bölge Komutanlığını geçen ay bir yıl süreliğine yeniden devralan Türkiye'nin bu kapsamda Afganistan'da normalde 700'ün üzerinde bulunan asker sayısına 1000 ilave yaptığını hatırlatarak, Türkiye'nin Afgan güçlerinin eğitimi için ek kuvvet göndereceğini ancak, bunların muharip güçlere katılmayacağını açıklamıştır[xiii]. Eğitim için gönderilecek unsurlardan biri askeri güç eğitim timi, diğer ikisi ise polis egitim timi niteliğinde olacağı belitilmiştir. Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu “Afganistan’daki bütün etnik grupların katıldığı bir Afgan ulusal ordusunun oluşmasının Afganistan’ın geleceği açısından da bölgenin geleceği açısından da büyük öneme haiz olduğunu düşünüyoruz. O bakımdan da bundan sonra bu alandaki çalışmalarımızı yoğunlaştıracağız.[xiv]” şeklindeki açıklamasıyla Türkiye’nin katkısının nasıl olacağı konusuna açıklık getirmiştir.

 

Gerçekte de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün açıklamasında vurguladığı gibi, Türkiye'nin muharip güç göndermesi durumunda, Taliban dahil herkesin saygı duyduğu gücün ortadan kalkması tehlikesi son derece açıktır.

 

Burada Türkiye'nin yaklaşımı ve ağırlığı Afgan güçlerinin eğitimine vermesi Obama'nın yeni stratejisiyle örtüşmektedir. Bu suretle Türkiye, yeni stratejinin de önemli bir parçası ve uluslararası gücün çekilmeye başlamasının da şartlarından biri olan Afgan ordusunun kendi ayakları üzerinde durur hale gelmesine büyük önem verdiğini göstermektedir. Bu doğrultuda Türkiye’nin yukarıda belirtilen ayaklanmaya karşı koyma harekatının iki ve üçüncü safhalarında görev almasının daha doğru bir yaklaşım olabileceği değerlendirilmektedir.

 

Bu görüş doğrultusunda, Sivil halkla ve siyasilerle ve hatta ayrılıkçı unsurlarla diyalog kurabilecek aynı kültür, din ve tarihi altyapıya sahip tek NATO ülkesi Türkiye’dir. Bu bakımdan NATO’nun ve bu paralelde ABD’nin sivil halk ile yakınlaşması, ülkenin her kesiminden insanları anlaması ve onları bir şekilde ikna ederek, belirli bir amaç etrafında birleştirebilecek tek ülke Türkiye olarak gözükmektedir. NATO’nun bu imkanı boşa harcamaması temenni edilmektedir. Ele geçirilen bölge, şehir ve kasabalardaki Afgan halkına belirli bir program dahilinde alt yapı tesisi sağlanması, psikolojik harp ve propaganda uygulanması, halkla ilişkiler ve tanıtım faaliyetlerini icra etmede en büyük yardım Türkiye vasıtasıyla sağlanabilir.

 

Konuya bu açıdan bakıldığında, Türkiye iki önemli noktada kullanılabilir. Birincisi, Askeri ve polis gücün eğitilmesi için Türk gücünden faydalanılması meselesidir. Bu husus aynı dini inancı paylaşmanın getirdiği algılamalar ile son derece kolay iletişimle belirli bir alt yapının oluşturulması gerçekleştirilebilir. Bir diğeri ise; Taliban’dan ele geçirilen şehir ve kasabalarda bölgenin kontrolünün sağlanması ve taliban’ın etkisinin en aza indirilerek, halkın hükümet yanlısı tavır almasının gerçekleştirilmesi için Türk potansiyel gücü uzlaşma vasıtası olarak kullanılabilir. Diğer bir değişle, Türk kuvvetlerinin, ileri hatlarda sıcak çatışmalara sokulmaktan ziyade -ki böyle olduğu takdirde Afganistanda halk arasında olumlu olan Türk imajının kaybedilmesi riski oldukça yüksektir- işgal edilen bölgelerde şehir ve kasabalarda harekatın ikinci ve üçüncü safhalarına yönelik kontrol ve murakabe görevi alarak, halkla bütünleşecek ve halkın gereksinimlerini ve ihtiyaçlarını yakın ilişki tesis etmek suretiyle belirleyecek, sivil asker işbirliğini tesis edecek bir misyon üslenmesi akla son derece uygun gelmektedir.

 

Arzu edilen husus, ABD’nin ve dolayısıyla NATO’nun Türkiye’ye fiilen sıcak çatışmaya girmesi yönünde baskı uygulamaktan ziyade, makul olan görevleri üslenmesini sağlayarak, Türkiye’nin yetenek ve yetkinliğinden faydalanılmasını temin etmesidir.

 

Dipnotlar

 

[i] Thom Shanker, “NATO Defense Ministers Endorse Wider Afghan Effort”, The New York Times, October 24, 2009,

 

[ii] Counter-terrorism strategy, http://security.homeoffice.gov.uk/counter-terrorism-strategy/

 

[iii] Joe Biden's Middle East Policy, Aug 23 2008, http://middleeast.about.com/od/usmideastpolicy/a/me080823a.htm

 

[iv] “Taliban” ifadesi “Afganistan’da Mevcut Tehdidin Boyutu” bölümünde belirtilen her üç grubu içeren genel bir ifade olarak kullanılmıştır.

[v] http://en.wikipedia.org/wiki/Insurgency,

 

[vi] Samantha L. Quigley, Clinton Cites Civilian Effort as Vital in Afghanistan, Clinton Cites Civilian Effort as Vital in Afghanistan, http://www.defenselink.mil/news/newsarticle.aspx?id=56905

 

[vii] Jon Kyl, éGeneral McChrystal’s Strategy for Victory”, Real Clear Politics, October 15, 2009

[viii] AGE 6

 

[ix] Bob Woodward, “McChrystal: More Forces or Mission Failure”, The Washington Post, September 21, 2009

 

[x] The Way Forward in Afghanistan and Pakistan, Remarks of U.S. President Barack Obama at the West Point military academy, as prepared for delivery, Foreign Policy, December 2, 2009

 

[xi] No: 225, 02 Aralık 2009, ABD Başkanı Obama’nın Afganistan'a İlişkin Açıklamaları Hk. http://www.mfa.gov.tr/no_-225_-03-aralik-2009_-abd-baskani-obama_nin-afganistan_a-iliskin-aciklamalari-hk_.tr.mfa

 

[xii] ABD Türkiye'den hem asker hem esneklik istedi, http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/12/02/abd.turkiyeden.hem.asker.hem.esneklik.istedi/553852.0/index.html

[xiii]

 

[xiv] Güven Özalp, Türkiye Muharip Güç Vermedi, 04/12/2009, http://www.voanews.com/turkish/2009-12-04-voa19.cfm