ABD’nin görevden el çektirilen General McChrystal tarafından uygulamaya konulan yeni Afgan stratejisinden beklenen verimin alınamadığı görülmektedir.

 

ABD tarafından Başkan Obama’nın yönetime gelişi ile birlikte Afganistan’daki başarısızlığın nasıl başarıya çevrileceği konusu ciddi bir şekilde araştırılmaya başlamış ve bölgede yıllardır görev yapan General McChrystal’in hazırlamış olduğu “ayaklanmalara karşı koyma harekâtı” nı esas alan stratejisinin uygulanması kararı alınmıştır. Anılan strateji önce NATO makamlarına sunularak katılımcı ülkelerin onayları alınmış, sonra ABD Başkanı Obama’nın onayı ile gerçekleştirilmesi yönünde harekete geçilmiştir.

 

General McChrystal Başkan Obama tarafından iyi tanınan bir asker değildi. Ancak, tecrübesi nedeniyle kendisinden bu şekilde bir çalışma yapması istenmişti. Ortaya koyduğu strateji, Afgan halkının kazanılması yönünde bir takım uygulamalar getirmesi ve belirli bir süre sonunda ABD ve NATO güçlerinin ülkeden çekilmesine olanak tanıması nedeniyle, kabul edilmiş ve kendisine komuta etme sorumluluğu verilmişti.

 

Uygulanan Stratejinin Nihai Hedefi

 

Ortaya konulan yeni stratejinin esasını, öncelikle meşru Afgan yönetimin halk tarafından desteklenmesinin sağlanması teşkil etmektedir. Bunun için öncelikle, Afgan halkının ABD, NATO ve Afgan hükümetine güveninin sağlanması gerekmektedir. Bunu sağlamak için “Taliban’ın hâkim olduğu ve gölge yönetimler kurmuş olduğu özellikle, güney kesimdeki bölgenin temizlenmesi ve oralara hükümet güçlerinin yerleşmesi ve kontrolü ele geçirmesi şarttır. Bunu sağlamak için, bu bölgede geniş kapsamlı bir harekâta ihtiyaç duyulmaktadır” denilmekte ve buna uygun bir planlama ile askeri harekât yapılması düşünülmekteydi. Ortaya konulan stratejiye uygun olarak, mevcut koalisyon kuvvetlerine ilave personel takviyesi yapılması talep edilmiştir. NATO Genel Sekreteri’nin de desteklediği bu talep büyük ölçüde ABD tarafından, sınırlı ölçüde ise, diğer katılımcı ülkeler tarafından karşılanmıştır.

 

Bu arada stratejinin önemli girdilerinden birisi olarak, Afgan halkı içinde sivil ölümlerin önlenmesi için, hava taarruzu (uçak ve helikopterlerle yapılan operasyonlar) ile topçu ve havan gibi ağır silahların kullanılmasına ciddi sınırlamalar getirilmiştir. Aslında sivil halk zayiatının önlenmesi suretiyle halkta koalisyon güçlerinin kendilerine karşı olmadıkları imajını vermek için alınan bu karar, Taliban’ı cesaretlendiren, ancak, Koalisyon güçlerinde bezginlik yaratan bir hal almıştır. Bunun nedeni hakkında, eskiden Taliban ile yapılan çarpışmalarda hava ve topçu desteği sonunda çatışmaların kısa zamanda ateş üstünlüğü nedeniyle sona ermesini sağlarken, şimdi çatışmaların 5-6 saat gibi uzun bir süreye inhisar ederek, Koalisyon güçlerini ciddi zayiat tehdidi altına girmesi olduğu şeklinde açıklamalar vardır. Artık, çarpışan askerler, “bu kararı veren yetkililer hiç bu şekilde bir çatışmaya girdiler mi? Gelsinler kendileri çatışsınlar şeklinde” itirazlarını yüksek sesle dile getirmeye başlamışlardır. Bir asker, “çatışma sırasında hava desteği istedik, kimse kulak asmadı, eskiden 1-2 saat süren çatışmalar, şimdi 5-6 saat sürüyor, sıkıntıdayız demiştir”. Bu söylemler Başkan Obama’nın kulağına kadar gitmiştir.

 

Bütün bu planlamalar uygulamaya konulmuştur. Bunun da ötesinde Afgan halkının hükümet ile ilişkisini sağlamak ve belirli bir güven ortamını oluşturmak için “PeaceJirga” denilen Afgan Şurası dahi toplanmaya çalışılmıştır. Afganistan’da bulunan etnik grup liderlerinin oluşturduğu 1600 delegenin katılmasının öngörüldüğü Şura’ya Taliban ve onunla işbirliği içinde olan liderler de çağrılmıştır. Bir nevi ihtiyarlar heyeti olan bu Şura’da alınan kararlar bağlayıcı olarak nitelendirilmektedir. Afganistan Başkanı Hamit Karzai Şura’da yaptığı konuşmada; “bu ülke bizim, beni destekleyin, barışı sağlayarak, Koalisyon güçlerinin bir an evvel ülkemizden çıkmasını sağlayalım ve kendi ülkemizi kendimiz yönetelim” demiştir.

 

Ancak, toplantının çekirdeğini teşkil eden Taliban Liderleri bu şuraya katılmayacaklarını ilan etmişlerdir. Gerekçeleri, ABD güdümünde olan ve çeşitli yolsuzluklara katılan hükümet ile görüşmeye girmeyecekleri şeklindeydi. Hatta,Karzai konuşurken, Taliban tarafından toplantı çadırına yakın yerlerde muhtelif canlı bomba patlamaları gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, ana katılımcı Taliban temsilcilerinden yoksun olan ve büyük umutlar beslenen “Barış Şurası” başlangıcında kadük olmuş ve sonuçsuz kalmıştır.

 

Bu arada geçtiğimiz hafta içinde yeni stratejinin sahibi olan General McChrystal’in Başkan Obama ile anlaşmazlığı nedeniyle görevden alınarak, yerine General David Petraeus’un atanması yeni bir safhanın başladığının habercisi olmuştur.

 

Her ne kadar Başkan Obama, yapılan değişikliğin uygulanmakta olan stratejide bir değişiklik getirmeyeceğini söylese de, Taliban’ın algılamasının bu şekilde olmadığı, onların moralini arttırıcı etki yarattığı anlaşılmaktadır.

 

Son zamanlarda Taliban’ın direnişinin arttığını görmekteyiz ve Taliban bütün söylemlerinde Koalisyon güçleri ve mevcut hükümetle hiçbir zaman müzakereye girmeyeceklerini açık bir şekilde ifade etmektedir.

 

Taliban’ı bu şekilde davranmaya iten nedenleri aşağıdaki gibi özetlemek mümkündür:

 

·Stratejinin nihai hedefinin 2011 sonunda, Koalisyon güçleri ve ABD’nin sorumluluğu Afgan güçlerine bırakarak çekilmek olduğu başlangıçta verilen bir iyi niyet mesajı olarak görülse dahi, Taliban’da “biz direnişimizi ne kadar güçlü olarak sürdürürsek, o kadar başarılı oluruz. Nasıl olsa eninde sonunda çıkıp gidecekler” intibaının kuvvetlenmesine neden olmuştur. Nitekim ABD Senatosu’nda General David Petraeus’a sorulan “çekilmeyi destekleyip, desteklemediği” konusundaki soruya zorlukla yanıt verebildiği ifade edilmektedir.

·Hükümete bağlı Afgan ordusu ve polis teşkilatının yetiştirilmesi konusunda çeşitli zafiyetlerin olduğu medyada yer almaktadır. Bu husus çekilme sırasında yeteri kadar güçlü olmayan bir yapı bırakılmasını gündeme getirmekte ve Taliban’a moral veren bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

·Sivil halkı koruma maksatlı olarak getirilen hava ve topçu ateş desteği konusundaki sınırlamalar, Koalisyon güçlerini zora sokmakla birlikte, araziyi çok iyi bilen ve halk arasına karışabilen Taliban yanlılarına avantaj sağlamış ve daha dirayetli çatışmalar yapabilmelerinin önünü açmıştır. Bu suretle, “yabancılarla başa baş mücadele ediyoruz. Biz kendi ülkemiz için çarpışıyoruz, sonunda gidecek olan onlar” diyebilmektedirler.

·Arka arkaya yapılan askeri harekâtlar ve barış girişimleri sonunda belirli bir başarı elde edilememişken yapılan komuta değişikliği, Taliban tarafından kendi lehlerine bir yargı oluşmasına neden oluşturmuştur. Komutanın başarısızlıktan dolayı alındığı ve kendilerinin mücadeleye devam edecekleri söylemini kullanmaktalar.

·Bu güne kadar yapılan yeni strateji uygulamalarında Afgan halkının güveninin gerçekte kazanılamadığının Taliban tarafından bilinmesi, örgütün daha katı bir tutum içine girmesine sebep olup ve uzlaşmaz tavrında elini güçlendirmektedir. 

·Afgan siyasetçilerin ülke dışına yüksek miktarda para aktardığı haberlerinin ardından, Amerika ile Afganistan hükümeti arasındaki yolsuzluk geriliminin yeniden tırmanması ve ABD Temsilciler Meclisi'ne bağlı bir komisyonun, Afgan hükümetine yapılan mali yardımda 4 milyar dolar kesintiye gitme kararı vermesi, halkın hükümete olan güveninin etkilenmesine ve dolayısıyla Taliban’ın güçlenmesine neden olmaktadır.

 

Bütün bu gelişmelere rağmen ABD ve Koalisyon güçlerinin Taliban ile müzakere etmenin faydalı olabileceği açıklamalarına karşılık, örgüt ülkedeki yabancı güçlerle de, Afgan hükümetiyle de müzakere niyeti olmadığını duyurmaktadır. Taliban sözcüsü ZabiullahMücahid’in bir aracı vasıtasıyla BBC'ye yaptığı açıklamada, mücadelede üstünlüğün kendilerinde olduğunu ve zafer kazanacaklarına emin olduklarını ifade etmiştir. ABD ve müttefiklerinin Afganistan'dan çekilmeyi düşündüğünü gösteren işaretlerin kendilerini daha da cesaretlendirdiğini dile getirmiştir.

 

Yapılan açıklamada; “Yabancı güçler ülkeden çekilene kadar ne Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai ile ne de yabancılarla konuşmayız. Bu savaşı kazanmakta olduğumuza inanıyoruz. Üstünlük bizdeyken, yabancı askerler çekilmeyi düşünürken ve düşmanlarımızın saflarında ayrışmalar yaşanırken neden müzakere edelim ki?” denilmektedir. Bu ayrışmanın sebebinin gerçekleştirilen komuta değişikliği olduğu düşünülmektedir.

 

Değerlendirme

 

Mevcut stratejinin uygulanmasındaki nihai hedefe yönelik, meşru Afgan hükümetine halkın güveninin sağlanması hususunda 2010’un ortalarına gelinmesine rağmen bir gelişme kaydedilemediği görülmektedir. Üstüne üslük, Taliban’ın daha fazla kendisine güven sağladığı hususu gündeme gelmektedir.

 

Yukarıdaki açıklamalarda her ne kadar propaganda kokusu seziliyorsa da uygulanmakta olan stratejinin başarılabilmesi için gözden geçirilmesi ve bir takım yeni tedbirlerin alınması gerektiği aşikârdır.

 

Bu tedbirlerden ilki, hükümetteki yolsuzlukların önlenmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu şekilde bir müdahale ile halkın güvendiği yöneticilerin idareye getirilmesi olumlu bir adım olarak görülmektedir. Bu konuda, Taliban’a yakın mercilerin yardımının alınması faydalı bir yaklaşım olabilir. Türkiye’nin bu konuda girişimlerinin olduğu bilinmektedir. Ancak, başarı şansının oradaki havayı koklayanlarca değerlendirilmesi elzemdir.

 

Afganistan’da da çözüme sağlıklı bir şekilde ulaşmanın yolunun siyasi müzakere olduğu artık kabul edilmelidir. Taliban’ın bir şekilde müzakere masasına oturtularak, onun isteklerinin veya çekincelerinin ne olduğunun bilinmesi ve buna göre bir yol haritası belirlenmelidir. Nasıl bize dönerek, “sizin sorununuz için çözüm siyasidir” deniliyorsa, Afganistan için de ABD ve Koalisyon güçlerinin askeri harekâttan ziyade, siyasi çözüme yönelik bir strateji uygulama getirmesinin şart olduğu görülmektedir. Aksi takdirde, burası Vietnam gibi ABD ve Koalisyon güçlerinin bir şey elde edemeden çabaladıkları ve zorunlu olarak geri çekildikleri bir hezimet olacaktır.