Cemal Kaşıkçı olayı ile ilgili neredeyse her gün farklı söylenti ve iddialar dile getiriliyor. Peki, bunların hangileri doğru hangileri uydurma? Kaşıkçı olayı, uluslararası kamuoyunda ve özellikle Batı’da büyük bir yankı uyandırdı. Suudi Arabistan yönetimi Batılı liderler tarafından sert eleştirilere maruz kaldı ama bu eleştirilerin henüz somut bir sonucu olmadı. Peki olacak mı?

 

Konuyla ilgili Sputnik’ten Amur Gadjiev’e konuşan TÜRKSAM Genel Sekreteri Ahmet Gencehan Babiş, şu değerlendirmelerde bulundu.

 

Olaya ilişkin pek çok söylenti ve iddia söz konusu. Bu konuda sizin görüşünüz nedir?

 

“Bu eylemin ne şekilde gerçekleştiği, kurulan araştırma ve inceleme komisyonunun nihai raporunda belirlenip açıklanacak. Ama söz konusu olayla ilgili şu ana kadar yapılan açıklamalara, sinyallere, ipuçlarına baktığımız zaman bunun anlık bir provokasyondan ziyade planlı ve organize bir şekilde işlenen bir eylem olduğu karşımıza çıkıyor. Öte yandan bazı adli tıp uzmanlarının Suudi Arabistan’dan geldiği gibi bazı tespitler var. Ama yine de olay hakkında derinlemesine bir değerlendirme yapmak için, komisyon tarafından yerine getirilen incelemeleri içeren nihai raporu görmek daha isabetli olacaktır.”

 

Bu olay uluslararası kamuoyunda ve özellikle Batı’da büyük bir yankı uyandırdı ve Suudi Arabistan yönetimi Batılı liderler tarafından sert eleştirilere maruz kaldı. Peki sizce bu eleştirilerin somut bir sonucu olacak mı?

 

”Batılı medyada bu olayla ilgili çok ciddi bir tepki söz konusu. Gerek Trump’ın gerek Macron’un bazı açıklamaları, Suudi Arabistan’ın bir bedel ödeyeceğine ilişkin bazı demeçleri barındırıyor. Ama bunların ne kadarı hayata geçirilebileceği soru işareti. Çünkü ABD ve Suudi Arabistan arasında son süreçte artık çok üst noktalara çıkan bazı ticari anlaşmalar var. Özellikle silah konusunda Trump’ın son Riyad ziyareti ve sonraki süreçte 100 milyar doları geçen bir anlaşma hayata geçirildi. Halihazırda Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Doğu politikası, İran’a karşı Körfez ülkelerini ve başta da Suudi Arabistan’ı önceleyen bir politika barındırmakta. Tabi ki, Trump yönetiminin İsrail ile olan yakın bağlantılarının da bunda etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla söylem olarak evet, bir tepki var, ama bu söylem reel politikaya dönecek mi – büyük bir soru işareti.

 

Öte yandan Suudi Arabistan, gerek insan hakları gerek özgürlükler noktasında ciddi sıkıntıları olan bir ülke. Yalnız bu, uluslararası kamuoyunun gündemine çok fazla gelmiyor. Çünkü Suudi Arabistan, belli ticari anlaşmalarıyla bunları tabiri caizse tazmin edecek şeyler yapıyor. Bu yolla bu kısıtlamaları ve bunlar üzerindeki baskıları engellemeye çalışıyor.

 

Hatta bir basın toplantısında Donald Trump, Cemal Kaşıkçı’nın Amerikan vatandaşı olmadığını, sadece ABD’nin ikamet iznine sahip olduğunu, olayın da Amerika’da değil Türkiye’de işlendiğini söyleyerek olayın doğrudan ABD’yi ilgilenmediğini ima eden ifadelerde bulundu. Bu konuda Amerika’nın çifte standartlı tutumu söz konusu. Çünkü bir taraftan Amerika, Cemal Kaşıkçı noktasında “sadece ikamet izni var” gibi bir ton benimsiyor. Diğer taraftan ise, mevzu Fethullah Gülen’in iadesi olunca, onun ikamet izninin kendisi için bir kalkan olarak kullanılması gibi bir durumu söz konusu.

 

Kaşıkçı olayı Türkiye’de gerçekleşti ama 15 Temmuz darbe girişimi de Türkiye’de oldu ve Fethullah Gülen’in de ABD’de sadece bir ikamet izni var. Kaldı ki ABD’nin, bir müttefik olarak Türkiye’ye Fethullah Gülen’i iade etmesi, ABD ile Türkiye arasında azalan güvenin inşası açısından ilk adım olacaktı fakat şu anda bununla alakalı bir emare yok. Aslında bu durum ABD’nin ikamet izni ve ikili ilişkiler konusunda çifte standartlı politikaları benimsediğine dair açık göstergesidir”.