ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, pazartesi günü açıklama yaparak hükümetin FKÖ’nün Vaşington’daki ofisinin kapatılması için talimat verdiğini ifade etti. Nauert, bu kararın, önceden uyarı yapmalarına rağmen Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) “İsrail ile doğrudan ve anlamlı müzakerelerde” bulunacağına dair bir bulgunun olmaması nedeniyle alındığını kaydetti. FKÖ Vaşington Ofisi’nin başındaki Hüsam Zomlot, Ramallah’ta gazetecilere yaptığı açıklamada Trump yönetiminin kararını eleştirerek kararın, “İşgal altındaki Filistin topraklarında İsrail’in insanlığa karşı işlediği suçlardan ve savaş suçlarından korumak için” alındığını belirtti. Türkiye’den de ABD’nin kararına tepki gecikmedi.

 

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, açıklamasında “ABD yönetiminin hukuksuz Kudüs kararı, Filistinli mültecilere bütçe desteğini kesmesi ve FKÖ ofisini kapatması, “tarafsız arabulucu” iddiasının tamamen çöktüğünü gösteriyor. Filistin halkını yok sayan hiçbir politika, plan başarılı olamayacaktır. Türkiye Filistin’in yanındadır.” Sözlerini belirtti. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy ise FKÖ Temsilciliği’nin kapatılması kararına ilişkin bir soruya şu cevabı verdi; “Vaşington’da yerleşik Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Temsilciliği’nin kapatılması kararı endişe vericidir” diye cevap verdi. Aksoy ayrıca “Türkiye haklı davasında Filistin halkının yanında yer almaya ve Filistin meselesine adil ve kalıcı bir çözüm bulunması yönündeki uluslararası çabaları desteklemeye devam edecektir.” ifadelerini kullandı.

 

TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, FKÖ Temsilciliği’nin kapatılmasının sebep ve sonuçlarını TRT Radyo Haber’de yayınlanan Radyo Ajandası programında değerlendirdi.

 

“ABD’deki FKÖ Temsilciliği’nin Kapatılmasına Giden Yol…”

 

ABD’de Donald Trump’ın başa geldiği günden bu yana Filistin’e yönelik bu tarz kararların hayata geçirilmeye başlandığını görüyoruz. FKÖ temsilciliğinin kapatılmasına ilişkin karar tek başına bir karar değil, bir arka planı ve yakın tarihte yaşadığımız benzer olayların sonucunda hayata geçirilmiş bir karar. Daha önce Trump’ın Kudüs’ü başknet olarak tanıma kararı dünyada büyğk tartışmalara yol açmıştı. Tam da 15 Mayıs 2018 tarihinde (15 Mayıs 1948 İsrail devletinin kurulmasından ötürü, 15 Mayıs günü Filistinlilerin “nekbe” (felaket) olarak tanımladığı bir gün) ABD Büyükelçiliği’nin açılışı yapıldı. Filistinlilerin buna tepki gösterilerine de son derece ağır şekilde karşılık verdiğini gördük. Bu görüntüler, dünya kamuoyunun vicdanını yaralayan görüntüler olarak tarihe geçti. Aslında ABD’nin büyükelçiliğini Kudüs’e taşıyacağına ilişkin karar 1995 yılında çıkan bir karardı; ama Amerikan başkanlarının Donald Trump’a kadar buna onay vermediğini görüyoruz. Trump zaten seçim kampanyası döneminde de bunu imzalayacağını belirtmişti ve karara imzasını da attı. Öte yandan İsrail de bunlardan güç alarak Yahudi Ulus Devlet Yasası’nı kabul etti.

 

“Filistin’e Şantaj Malzemesi”

 

FKÖ Temsilciliği’nin kapatılma kararı önemli bir gelişme ve ABD burada aslında Filistin’in tanınmadığına ilişkin bir mesaj verme gayreti içerisinde… Bu da İsrail – Filistin arasındaki barış görüşmelerinde eşitsiz bir ortamın habercisi oluyor. Bu tür hamleler, Filistin’i müzakere masasına oturtmak için zorlamak adına yapılıyor. Dolayısıyla bir bakıma şantaj malzemesi…

 

“Trump’ın Filistin’e Karşı ‘Para’ Kozu”

 

Bunun yanı sıra Filistin konusunda da Trump’ın başka ülkelere yönelik uyguladığı politikaların bir yansımasını görüyoruz. Birçok yerde mali yardımların kesilmesine ilişkin kararların bir yansıması da Filistin’i zorda bırakmak adına burada uygulanıyor. Birleşmiş Milletler (BM) bünyesi altında kurulan Filistinli Mültecilere Yardım Ajansı’na vereceği 65 milyon dolarlık yardım askıya alındı. Gazze ve Batı Şeria’ya 200 milyon dolarlık bir yardım paketi iptal edildi. Doğu Kudüs’te çoğunlukla Filistinlilerin tedavi gördüğü 6 hastaneye vereceği 25 milyon doları da ABD’nin artık göndermeyeceği açıklandı. Yahudilerin Roş Aşana ve Yom Kippur gibi kutsal günlerin öncesinde İsrailli kanaat önderleriyle yaptığı tele konferansta Trump, daha önceki müzakerecilere para konusunun hiç ABD tarafından kullanıp kullanılmadığını sorduğunu ifade etti ve onların kendisine bunun bir nezaketsizlik olarak görüleceğinden dolayı kullanılmadığını söylediğini belirtti. Trump bunun üzerinde cevabının ise “asıl nezaketsizlik müzakere masaya gelmemektir, dolayısıyla para faktörünü kullanmakta bir problem yok” olduğu vurguladı. Ayrıca, Trump’ın İsrail ile bu denli samimi ilişkiler geliştirmesinde kendi kişisel irtibatları da kayda değer bir önem taşıyor. Damadının mensup olduğu Kuchner ailesinin İsrail ile ciddi ilişkileri söz konusu… Bunun ötesinde İsrail’in ABD içerisinde sadece bu dönem değil bundan önceki Amerikan başkanları döneminde de yıllardır kökleşmiş ve güçlü bir İsrail lobisinin olduğunu ve bunun etkisinin Trump yönetimi üzerinde hayli fazla olduğunu gözlemliyoruz.

 

FKÖ Temsilciliği’nin Kapatılmasının Sonuçları”

 

ABD’nin FKÖ Temsilciliği’ni kapatmasının sonuçlarına baktığımız zaman şunları söyleyebiliriz;

– Önceki dönemlerde ABD’nin tarafsız olmadığı bilinse de bu kararla birlikte İsrail – Filistin arasındaki görüşmelerde arabuluculuk vasfı böyle bir karardan sonra çok daha fazla tartışılır hale geldi ve en azından Trump dönemi için bir sonuç vermeyecek.

– Filistinlilerin de dile getirdiği iki devletli çözüm konusu da böylece çıkmaza girdi.

– ABD tarafından gerek BM bünyesinde yapılan yardımların kesilmesi gerekse de Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) ilişkin yapılan açıklamalar dış politikada insani duyarlılığın ihmal edildiğini ve uluslararası hukukun yok sayıldığını da gösterdi. Bu konunun Filistin konusuyla alakası şu; FKÖ’nün Temsilciliği’nin kapatılmasındaki bir sebep de Filistin’in İsrail’in yaptığı katliamlara yönelik mahkemeye yaptığı başvuru… Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, UCM ile ilgili “Bizim için ölüdür” tarzı bir ifade de kullanmıştı.

 

“Filistin Konusunda Türkiye’nin Desteklenmesi Gerekiyor”

 

Bu noktada, az önce belirtilen ABD’nin kesilen mali yardımları devletler nezdinde değerlendirildiğinde büyük meblağlar olarak karşımıza çıkmıyor. Özellikle İslam dünyasının bir araya geldiğinde bunları karşılaması çok zor değil. Uluslararası alanda Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Dışişleri Bakanlığı Sözcümüz Hami Aksoy’un bu konuyla ilgili açıklamaları ışığında ve önceki girişimleri de değerlendirildiğinde en hassas tavrı Türkiye’nin gösterdiğini görüyoruz. Filistin konusunda Türkiye’nin çabalarının artık desteklenmesi gerekiyor.