ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıkların Kontrolü Ofisi (OFAC) ABD Başkanı Donald Trump’ın talimatıyla Amerikalı din adamı Pastör Andrew Brunson’ın tutukluğunda kilit rol oynadıklarını gerekçe göstererek Adalet Bakanı Abdulhamit Gül ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu yaptırım listesine koydu. Washington’dan gelen bu hamleye Ankara “Hiçbir amaca hizmet etmeyecek bu saldırgan tutumun karşılığı gecikmeksizin aynıyla verilecektir” ifadesiyle tepki gösterdi. Adalet Bakanı Gül ile İçişleri Bakanı Soylu, ABD’de Küresel Magnitsky Yasası olarak anılan yasa kapsamında hakkında yaptırım kararı çıkartılan ilk Türk yetkililer oldu. OFAC tarafından alınan karara göre bakanlar Gül ve Soylu ABD’deki mal varlıklarına el konulması öngörülüyor. Bu kararla, ABD vatandaşlarının Gül ve Soylu ile ticaret yapması da yasaklanmış oldu. ABD Hazine Bakanlığı açıklamasında, Adalet Bakanı Gül ve İçişleri Bakanı Soylu için şu ifadeler kullanıldı: “Bu yetkililer, ciddi insan hakları ihlallerinde sorumluluğu bulunan Türk hükümetine bağlı kurumlarda lider konumda görev yapıyor. Türkiye’nin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, mensupları ciddi insan hakları ihlallerine müdahil olan bir yapının liderleri olarak 13818 sayılı başkanlık kararnamesi uyarınca yaptırım listesine eklenmiştir.”

 

İçişleri Bakanı Soylu Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Amerika’da bir malımız var; Fetö. Onu da orada bırakmayız, Alacağız!” ifadeleriyle tepki gösterdi. Adalet Bakanı Gül ise “Benim bu topraklarda yaşamak ve bu topraklarda ölmek dışında bir düşüm olmadı. ABD’de veya Türkiye dışında herhangi bir ülkede ne bir dikili ağacım, ne bir tek kuruş param da yoktur. Nasip olursa belki bir gün memleketim Gaziantep’te küçük bir zeytinlik alırım.” Şeklinde bir paylaşımda bulundu.

 

TÜRKSAM Genel Sekreteri  A. Gencehan Babiş, KRT ekranlarında Aslı Kurtuluş ile Gün İzi ve TRT Radyo Haber’de Bahadır Şerif Onaran Elif Yeriğ ve Erhan Yardımcı tarafından hazırlanan Radyo Ajandası programında ABD’nin Türk bakanlara yönelik yaptırım kararını değerlendirdi.

 

Gencehan Babiş’in değerlendirmelerinden bazı satır başları şöyle…

 

“ABD Başkanları Önceden Mektup Yazarlardı, Şimdi Tweet Atıyorlar”

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Hazine Bakanlığı üzerinden aldığı bu yaptırım kararı, Türkiye açısından kabul edilemez bir durum ve ABD eğer Türkiye’yi böyle yaptırımlarla ve bu tarz bir tehdit diliyle kendilerine göre “yola getireceğine” inanıyorsa Türk milleti buna boyun eğmeyecektir. Bununla alakalı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden (TBMM) de grubu bulunan dört parti tarafından bugün sabah saatlerinde yapılan ortak bir açıklama geldi. Bunlar ülkemize yönelmiş olan tehdit diline karşı birlik ve beraberliği göstermesi bakımından önemli gelişmelerdir. Türkiye ve ABD arasında yaptırımlarla ilgili benzer süreçler daha önce de yaşanmıştı. Tarihte bu çerçevede hatırlanacak konulardan biri; Johnson Mektubu vasıtasıyla Türkiye’ye verilen ültimatomdu. Yakın tarihte Afrin Operasyonu’nda ABD’nin çok istekli olmadığını gördük, Irak’a yapılan sınır ötesi operasyonlarla ilgili ABD’nin gönüllü olmadığını birçok Amerikan yetkiliden dinledik. Eskiden Amerikan başkanları mektup yazardı, şimdi tweet atıyorlar. Ne var ki, Türkiye’nin bunlar karşısında tepkisiz kalması mümkün değildir.

 

“Soylu ve Gül’e Yaptırım Kararının İçi Boş”

 

Yaptırımla ilgili daha detaylı bir analiz için biraz içeriğine bakmak lazım. Amerika Birleşik Devletleri’nde hangi yasalardan böyle bir yaptırım kararı alındığını incelemek gerekiyor. Bu noktada karşımıza “Magnitsky Yasası” çıkıyor. Bu, yolsuzluklarla ilgili bir soruşturma yürüten Sergei Magnitsky isimli bir avukatın 2009’da Moskova’da tutukluyken ölümü sonrasında ABD’de 2012 yılında kabul edilen bir yasadır. Yasa, ifade özgürlüğü vb. konularda ABD’nin bir aksiyon alması noktasında çıkartılan bir düzenlemedir. Yaptırım kararı, Pastör Andrew Brunson’ın iadesiyle ilgili ısrarı sürdürmek amacıyla hayata geçirilen bir hamledir. Yalnız, İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu ve Adalet Bakanımız Sayın Abdülhamit Gül’ün tweetlerinden de anlaşılacağı üzerine, bakanlarımızın Amerika Birleşik Devletleri içerisinde herhangi bir yatırımı veya orayla herhangi bir ticari ilişkisi yok. Dolayısıyla bu yaptırım kararı kendisi ve içeriği açısından sonuç üretecek bir noktada değil. Bununla, Amerika Birleşik Devletleri bir mesaj vermek istiyor ama halihazırda bu yaptırım kararının içi boş diyebiliriz.

 

“Gayrimüslim Grupların Temsilcilerinin Açıklaması ABD’deki Bazı İddiaların Önünü Aldı”

 

Dikkat çekilmesi gereken bir başka husus; son süreçte Türkiye’de dini özgürlüklerin yaşanmasının kısıtlandığıyla ilgili bazı ifadelerin Amerikan basınında daha fazla yer almaya başladığıydı. Türkiye, bu şekilde kodlanmak isteniyordu. Burada önemli bir adım atıldı. Türkiye içerisindeki gayrimüslim dini grupların temsilcileri bir açıklama yaptı ve Türkiye’de kendi dini özgürlüklerini rahatça yaşayabildiklerini söylediler. Bu açıklama ile bu konudaki iddiaların asılsız olduğu ispatlanmış ve önü alınmış oldu.

 

“Türkiye’nin Alternatif Arayışları ABD’yi Sertleştiriyor”

 

Türk – Amerikan ilişkilerinin tek noktası Brunson değil Brunson’ın yanında İran’la ilgili yaptırım kararı, Rusya’yla Türkiye ilişkilerinin farklı bir evreye geçmiş olması, Türkiye’nin Çin’le olan ticari ilişkilerinin son süreçte daha yoğun bir hal almış olması dikkat çeken noktalardır. Brunson süreci ve bakanlarımıza yaptırım kararlarını aslında bunların hepsinin bir sonucu olarak da görüyoruz. Amerikan iç siyaseti açısından ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence üzerinden evanjelist bir baskı grubunun politika yapım süreçlerinde üstünlük kurmaya çalıştığını görüyoruz. ABD yine Brunson’un serbest bırakılması için kampanya yürüten bazı evanjelist sivil toplum kuruluşları da var. Örneğin; “American Centre of Law and Justice” ciddi bir biçimde bununla ilgili kampanyalar yürütüyor ve yaptıkları açıklamada, bütün dünyada kendi kaynaklarını Brunson’un serbest bırakılmasıyla alakalı harekete geçireceklerini ifade ediyor. ABD içerisinde Pence’in çok aktif bir şekilde Brunson davasıyla alakalı süreci götürdüğünü görüyoruz. Öte yandan anketlere bakıldığında Donald Trump’a da destek son süreçte aşağı iner durumdadır. İç siyasette seçimler öncesinde Trump, konumunu bir şekilde dengelemek durumunda ve bunu da kendi tabanına oynayarak yapıyor diyebiliriz. Elbette sadece iç siyaset penceresinden bakılmamalıdır. Türkiye’nin dış politikasında alternatif arayışlarından rahatsız olan ABD üslubunu sertleşerek kendi tarafına çekmeye çalışıyor. Dışişleri Bakanlığımız aklı selim bir duruş sergileyerek kısa sürede sorunun çözümüne odaklanmış durumda. Bu gerçekleşmezse mütekabiliyet gereği Türkiye de ABD’nin yaptırımı kararına benzer bir karar alacaktır.

 

“ABD’den Ekonomik Alanda Manipülatif Hamleler Gelebilir”

 

ABD, Hazine Bakanlığı üzerinden bu kararı aldı. Amerika Birleşik Devletleri daha üst bir perdeden götürmek isteseydi başka şeyler yapabilirdi. Örneğin; büyükelçinin gönderilmesi vs. gibi konular diplomasi hep masada olan daha ağır seçeneklerdir. ABD’nin bu süreci bu noktaya kadar tırmandırabileceğini ve Brunson için Türkiye’yi tamamen bu kadar riske atacağını düşünmüyorum. Yalnız ilerleyen süreç için ekonomik olarak ABD’den bazı manipülatif hareketler gelebilir. Buna hazırlıklı olunmalıdır. Ekonomik alanda konusunda başka yaptırımlar gelebilir.

 

“ABD’ye Pastör Saed Abedini İran’dan Takas Yoluyla Getirilmişti”

 

Daha önce de Brunson meselesine benzer durumlar ABD’nin başına gelmişti. Örneğin; Saed Abedini isimli bir evanjelist pastör İran’da milli güvenlik gerekçesiyle tutuklanmıştı. 2016 yılında ABD ve İran arasında bir yumuşama dönemi olduktan sonra bir mahkum takasıyla ABD’de tutuklu bazı İran vatandaşlarının karşılığında bu pastörü almıştı. Benzer süreçler tabii ki Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye arasında yaşanabilir mi, sorusu akıllara geliyor ama Amerika Birleşik Devletleri bu üslubu devam ettirdiği sürece son derece zor bir süreç karşımızdadır. Siyasi yankıları olan bu gibi davalarda taraflar anlaşırsa bazı takaslar vs. meydana gelebilir fakat ABD’nin bu tehdit dili ve provokatif söylemleri devam ettiği sürece ABD, Türkiye tarafından sonuç alacağını beklememeli. Türkiye, kolilerce evrak gönderdi; ama FETÖ’nün iadesiyle ilgili tatmin edici bir adım atılmadı. ABD, müttefiki Türkiye’nin karşısındaki terör örgütüne TIR’larca silah desteği verdi. Öncelikle ABD, Türkiye’nin “terörist” dediklerini “terör örgütü” olarak tanıyarak adım atmalı ve taraf arasında samimiyet yeniden tesis edilerek güven bunalımı aşılmalıdır.