ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Kuzey Kore’ye yönelttiği “ateş ve öfkeyle karşılaşacaksınız” tehdidinin ardından iki taraf arasındaki gerilim tırmanmıştı. Kuzey Kore, Guam’ın etrafına füzeler fırlatmak için hazırlık yapıldığı şeklinde yanıt vermişti. Trump da daha sonra, Amerikan ordusunun, topraklarına herhangi bir saldırı durumunda “hedefe kilitli ve atışa hazır” olduğunu belirtmişti.

 

Bugün Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un, Guam'ı vurma planı için harekete geçmeden önce ABD'nin faaliyetlerini bir süre daha izleyeceği belirtildi. KNCA haberinde Kim Jong-un'un, "Amerikalılar Kore yarımadası ve çevresindeki tehlikeli eylemlerinde ısrar eder ve bizim ihtiyatlı tavrımızı zorlarsa, daha önce açıklamış olduğumuz gibi önemli kararlar almakta tereddüt etmeyiz" sözlerine yer verildi.

 

ABD’nin son dönem Kuzey Kore’ye ilişkin tutumunu ve iki ülke arasındaki krizin geldiği son durumu A. Gencehan Babiş, TÜRKSAM için değerlendirdi.

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) önceki başkanlarından George W. Bush döneminde ortaya atılan “şer ekseni” kavramı çok tartışılan bir kavram olmuştur. Söz konusu tanımla ilgili olarak ilk akıllara gelen ülkeler; Irak, İran, Kuzey Kore’dir. Irak ve Afganistan operasyonları, ABD tarafından gerçekleştirildikten sonra bu ülkeler “şer ekseni”nden çıkarak merkezi otoriteleri daha da zayıflamış ve istikrarsız devletler olmuş, adeta , terör örgütlerinin kol gezdiği “şer yuvası” haline dönmüştür. Barack H. Obama döneminde buralardan çekilme olmuş, İran, Küba  gibi devletlerle bir anlaşma süreci başlatılmıştır. Obama döneminde, Suriye’deki iç savaşa müdahil olan ABD, burada olayın seyrini değiştirebilecek bir eylemde bulunmamış, her zaman belli bir mesafede kalmayı tercih etmiştir.

 

“Füze”nin ve “Düzen”in Çekişmesi

 

ABD ile Kuzey Kore’nin arasındaki son restleşme, Soğuk Savaş’ın ertelenen bir mücadelesi olarak görülebilir. ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit olarak aldığı Kuzey Kore’nin füze denemelerinden daha geniş bir perspektifte bakıldığında aslında ortada bir de ABD’nin küresel liderliğindeki kapitalist sistem ile ona direnen dünya piyasalarına girmemek için direnen bir devletin de mücadelesi söz konusudur. ABD’nin kurallarını belirlediği küresel yapının demokrasi, serbest piyasa ekonomisi ve insan hakları değerlerine yakın durmayan Kuzey Kore ile verilen mücadelenin aslında geniş çapta incelendiğinde sadece füzenin değil düzenin de karşılıklı çekişmesini barındırdığı anlaşılacaktır.

 

Trump ve Kim Jong Un

 

Donald J. Trump, kampanya döneminde ABD’nin dünyadaki ağırlığının azalmasında şikayetçi olduğunu belirten bir ton benimsemiş ve Obama’ya göre daha reaksiyoner bir dış politikanın ayak sesleri böyle duyulmuştur. Nitekim, 4 Nisan 2017 tarihinde Esad rejiminin İdlib’de kimyasal silah kullanmasından hemen sonra Trump yönetiminin Suriye’ye bir hava operasyonu düzenlemesi bunun pratikteki ilk uygulaması olmuştur. Ardından Kuzey Kore’nin Temmuz ayında iki füze denemesine yine ABD’den gelen üst perdeden açıklamalar krizin kritik boyutlara ulaştığını dünyaya göstermiştir. 2003 senesinde Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’ndan çekilen Kuzey Kore, sonra bir dönem ABD ile anlaşmaya yakınlaşmış; 2008 yılından ABD tarafından terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarılmış; ama iki ülke arasındaki gel-git sona ermemiştir. Kuzey Kore’nin önceki dönemlerde de birçok balistik  füze ve nükleer silah denemesi söz konusu olmuştur. Füze denemelerinin kayda değer bir kısmı daha önce başarısızdır . Kuzey Kore ile iplerin bu denli gerilmesinin bir sebebi de Trump yönetiminin tutumuna ek olarak direk tehdit içeren iki başarılı denemenin art arda gelmesidir.

 

Trump ve Kim Jong Un’un dış politika anlayışları ve karakteristik özelliklerine bakıldığında fevri kararlar alabilecekleri daha önce net şekilde görülmüştür. Trump’ın kararları ABD sistemi içerisinde yumuşatılsa da, Kim Jong Un Kuzey Kore’deki sistemin ta kendisi olduğundan ve Kuzey Kore’nin kapalı yapısından ötürü ne yapacağına ilişkin bir anlaşılmazlık da söz konusudur.

 

“Direk Tehdit”

 

Irak, Suriye gibi ülkelerle karşılaştırıldığında Kuzey Kore ile problemlerin diğerlerinden birtakım farklı boyutları olduğu fark edilmektedir. İlk olarak Kuzey Kore, bir terörist organizasyona verdiği destekle değil direk kendisi ABD’yi tehdit etmektedir. Kuzey Kore’nin füzeleri incelendiğinde Amerikan toprağı sayılan Guam’ın bunların menzili içerisinde kaldığı ve başarılı bir füze atışı ile zarar görebileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, bir ülke bu kadar açık şekilde direk ABD’nin başka bir ülkedeki üssünü ya da askerlerini değil, doğrudan bir ABD toprağını tehdit etmektedir. Yine bu durum, başka bir ülke içerisindeki savaşta Amerikan askerlerini hedef alacak şekilde ortaya çıkmamıştır. Kuzey Kore’nin elindeki füzelere bakıldığında durum da somut olarak anlaşılmaktadır. Kuzey Kore’nin füze menzilleri şu şekildedir;

Hwasong: 1000 km

Nodong: 1300 km

Musudan:  3500 km

Hwasong – 12: 4500 km

Hwasong – 14: 6700 km

Kuzey Kore’ye yaklaşık 3500 km uzaklıkta olan ABD’nin 6 bin askerine ve Andersen Üssü’ne ev sahipliği yapan Guam, Hwasong 12’nin erişim alanı içerisinde kalmaktadır. Buradan kaynaklanan tehdit aynı zamanda daha önceki küresel terör probleminden cihetinden ayrı olarak daha odaklanmış, nükleer boyutu olan ve devlet çatısı altında kurumsallaşmış bir tehdit olarak karşımızdadır.

 

“Yeni Bir Dehşet Dengesi”

 

Irak’ta ABD tarafından kimyasal silahların fabrikası olarak gösterilen yerin daha sonra bir ilaç fabrikası çıkması aslında tehlikenin biraz da göstermelik olduğunu ispatlamış ve çokça eleştirilmiştir. Görüldüğü üzere, önceki yıllarda Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetlerine net olarak engellenememiştir. Verilere bakıldığında, Kuzey Kore’nin elinde 60 civarında nükleer başlık olduğu ifade edildiği görülmektedir. Bu sayı, yaklaşık 6800 nükleer başlığa sahip ABD ile birebir karşılaştığında fersah fersah geridedir. Ne var ki, nükleer silahların yıkıcılığı göz önüne alındığında bunların bir tanesinin bile kullanılması bütün dünya açısından ciddi bir yıkım anlamına gelecektir. İki tarafından da nükleer silahlara sahip olması karşılıklı olarak temkinli olmalarının önemli hususlarından birisi haline gelmiştir. Söz konusu durum da bir nevi Soğuk Savaş sonrasında da yeni bir “dehşet dengesi” olabileceğini düşündürmektedir.

 

ABD’nin bazı ülkelerde özellikle Turuncu Devrimler furyasında olduğu gibi içeriden bir kalkışma yapma olasılığı şu anda son derece zayıftır. Arap Baharı'ndakine benzer faktörlerin kullanılması da şu anda söz konusu değildir. Ülkenin içerisinde mobilize olma durumu son krizde yaklaşık 3,5 milyon kişinin askere başvurması ile ilgili haberler göz önüne alındığından diğer örneklere benzememektedir. Birkaç yıl önce Güney Kore ile olan krizde de 1 milyon Kuzey Korelinin gönüllü askerliğe başvurduğuna ilişkin bilgiler servis edilmiştir. Tabii ki, bu noktada bu sayıların Kuzey Kore yönetimi tarafından abartılııp abartılmadığı da ayrı bir noktadır. Bundaki en büyük etkenlerden birisi; Kuzey Kore’nin sistemidir. Dışa olabildiğince kapalı bir sistemde yaşamaya çalışan Kuzey Kore’ye yönelik uluslararası yaptırımların artırılması Kim Jong Un’un köşeye sıkıştırılması bakımından devreye sokulmuş gözükse de bu nükleer çalışmalar yapan ülkeleri bu bakımdan tamamen durdurmamıştır. Çin, bir denge unsuru olması ve bir arabuluculuk mekanizmasını devreye sokması noktasında akla gelen ilk devlettir. Bu noktada Çin’in bölgedeki ticari faaliyetlerinin belirleyiciliği devreye girmektedir. BM’de Pyongyang’a yaptırım kararını veto etmeyen Çin, öte taraftan ABD’nin tam olarak bölgede etkinliğini artırmaması için Kuzey Kore’yi kendine uzak tutmamaktadır. Nitekim, Kuzey Kore’nin resmi devlet kanalındaki açıklamalara bakıldığında ABD toprağı Guam’a yönelik füze gönderme konusunda kararlı tutumu bırakmış ve ABD’nin tavrını izleyeceğini ifade etmiştir. Bu, Kore tarafından bir geri adım olmakla birlikte gerginliğin tamamen bittiğinin delaleti değildir. Büyük ihtimalle Kuzey Kore ve ABD arasında gizli olarak devam ettiği ifade edilen görüşmelerin bir neticesi olarak bu karar alınmıştır. Ayrıca, Çin’in bu vesileyle denge noktasında olduğu fikri ve buradaki gücü pekişmiştir. Öte yandan, Trump kanadında da sert üslubun sonuç verdiği kanaati güçlenebilecektir.