Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) düzenlediği 5 günlük ziyaretini 21 Mayıs 2013 tarihinde bitirerek Türkiye’ye dönmüştür. ABD ziyaretinin hemen öncesinde Hatay ilinin Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilen kanlı terör saldırısının hemen ertesinde gerçekleştirilen ziyarette birçok konu Suriye meselesinin gölgesinde kalmıştır. Görüşmelerin odak noktası Suriye’de devam eden halk ayaklanması olmuştur. ABD’ye kalabalık bir heyetle giden Erdoğan, resmi görüşmelerde bulunmuş ve ABD’nin önemli sayılan düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nde konuşma yapmıştır. Filistin, Transatlantik Yatırım Ortaklığı ve Irak gibi konuların konuşulduğu görüşmelerde terör konusu fazla gündeme gelmemiştir. Orta Doğu ile ilgili meseleler ziyaretin genel hatlarını çizmiştir. Türkiye ve ABD arasındaki politikaların genel hatlarında bir benzerlik olduğu söylenirken detaylara girildiğinde farklılıklar olduğu da anlaşılmıştır. Erdoğan Washington’dan sonra California’ya geçmiş, San Francisco kentinde Silikon Vadisi’ni gezmiş ve Berkeley Üniversitesi’nin mezuniyet törenine katılmıştır.

 

Suriye’de muhaliflere destek verilmesi yolunda beraber yürüyen Erdoğan ve Obama’nın düzenledikleri ortak basın toplantısında yağmur altında beraber ıslanması ise ABD ziyaretinin en çok konuşulan fotoğrafı arasında yer almıştır. Erdoğan’a Joint Base Andrews Naval Askeri Havaalanı’nda askeri karşılama yapılması, üst düzey misafirlerin konakladığı Blair House’ta kalması Türkiye’de büyük yankı uyandırmıştır. Öte yandan, Obama ile Rose Garden’da yaptıkları basın toplantısındaki konuşmasının ABD televizyon kanallarında yer verilmemesinin üzerinde çok durulmamıştır. Basın toplantısı sırasında Başkan Obama’nın konuştuğu anları Beyaz Saray’a bağlanıp canlı yayınlayan Amerikan haber kanalları söz sırası Erdoğan’a geldiği zaman çeviri yapmak yerine, Beyaz Saray’dan canlı olarak yayınladıkları yayını kesip diğer haber akışlarını yayınlamışlardır. Erdoğan’ın Türkçe konuşmalarını İngilizceye çevirmeyen kanallar, Türk gazetecilerin sorularını bile yayınlamamıştır.[1]

 

Suriye: “Yöntem Farklılığı”

 

Türkiye’nin “Esad’ın gitmesi ve Suriye’nin bu yolla demokratikleşmesi” ile ilgili söylemi ile ABD’nin Suriye konusundaki “demokratik geçiş” önerisi en başta kulağa benzer tercihler olarak görülse de aslında arada yöntemsel bir farklılığın olduğuna işaret etmektedir. Erdoğan ve Obama’nın basın toplantısında bu durum Türkiye’nin uçuşa yasak hava sahası formülüne yönelik Obama’nın Esad’ın gitmesi için herhangi bir sihirli formül (magic formula) olmadığını söylemesiyle taraflar arasında Beşar Esad’ın nasıl gideceğine ilişkin bir mutabakat olmadığını göstermiştir. Türkiye tarafında uçuşa kapalı hava sahasının ve muhaliflere verilecek ağır silahlar gibi yöntemler karşımıza çıkarken, ABD’nin isteğinde siyasi baskı olduğu görülmekte ve yine muhaliflerle birlikte çalışılması ön plana çıkmaktadır.

 

Bu noktada da Rusya’nın ABD tarafına tam anlamıyla çekilmesi baskının artırılmasındaki ana etmenlerden bir tanesi olacaktır. Tunus, Mısır ve Libya’daki iktidarların devrilmesinde görevde olan Dmitry Medvedev’e göre Rusya’nın şu anki Devlet Başkanı Vladimir Putin ile pazarlığın biraz daha çetin geçeceği ve fazla zaman alacağı görülmektedir. Bu noktada Cenevre II Zirvesi, görüşmelerin gidişatı noktasında önemli gözükmektedir. Genel anlamda, Suriye konusunda uluslararası alandaki duruma bakıldığında tüm ülkelerin birbirini izlediği görülmekte ve tek başına hareket etmeyi ABD dahil kimsenin istemediği anlaşılmaktadır. Türkiye de bu bağlamda tek başına Suriye’ye giremeyeceğini bildiği gibi diğer yandan artık tek başına bu işin içerisinden de sıyrılamamaktadır. Sürecin uzaması birçok yönden Türkiye’ye çıkan faturayı ağırlaştırmakta; ama bu durum Türkiye’nin bir an önce müdahale etmesi gerektiği şeklinde de anlaşılmamalıdır. Nitekim, Suriye’nin toprak bütünlüğün Türkiye’nin bütünlüğünü de yakından ilgilendiren bir husustur. Geçmişteki Irak örneğine bakıldığında Suriye’de de benzer şekilde PYD önderliğinde bir Kürt bölgesinin kurulması ihtimali uzun vadede Türkiye açısından sakıncalı bir durum oluşturacaktır.

 

Suriye tarafından bakıldığında ise sürecin uzaması ve uluslararası alanın net bir şey söyleyememesi, Esad’ın kaybettiği üstünlüğünü tekrar kazanmasına yol açmaktadır. Henüz bir yıl öncesinde Esad rejiminin yakın zamanda çökeceğini öngören Alman İstihbarat Teşkilatı Bundesnachrichtendienst (BND), şu anda başının sıkıştığını ve hükümet güçlerinin önemli avantajlar elde ettiğini tahmin etmektedir. [2]

 

Filistin: “Söylem Farklılığı”

 

Başbakan Erdoğan’ın bugüne kadar Filistin konusunda yaptığı açıklamalarda Gazze vurgusunun bulunduğu ve Batı Şeria’ya ise bu kadar atıf yapılmadığı görülmekteydi. Söz konusu durum, Erdoğan’ın ABD ziyaretinde farklılaşmıştır. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Nisan ayının başında Filistin Kurtuluş Örgütü Mahmud Abbas ile görüşmesi sonrası Erdoğan’ın Gazze ziyaretinin ertelenmesine ilişkin açıklanmasından sonra devam eden süreçte ABD tarafından Gazze’ye yapılan ziyaretin Filistin ve İsrail arasındaki barış görüşmelerine olumsuz etki yapacağı ifade edilmiştir. Gazze ziyaretine, Batı Şeria’nın da ilave edilmesiyle Filistin politikasına yeni bir ayar verilmiş, söylemde bir farklılık meydana gelmiştir. Bu durum, Türkiye’nin görüşlerinin ABD’nin politikalarına da yaklaştırılması olarak da nitelendirilebilir.

 

Irak: “Görüş Farklılığı”

 

Türkiye ve ABD arasında anlaşmanın sağlanamadığı bir diğer konu ise Kuzey Irak’la yapılan petrol anlaşmaları ve bu bağlamda merkezi hükümetin Türkiye tarafından bypass edilmesi olmuştur. Türkiye’nin merkezi yönetim ile arasına mesafe koyması bir yandan Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulmasına davetiye çıkarırken ABD’nin çekincesi de Irak Başbakanı Nuri el Maliki’nin İran’a yakınlaşmasıdır. İran’ın Irak hava sahası üzerinden Suriye’ye Esad rejimine silah ulaştırması da göz önüne alındığında Irak’taki problemin Suriye konusuyla bağlantılı olduğu da görülecektir.

 

2003 yılından bu yana bir inceleme yapıldığında, Irak’a müdahale sonrası ülkenin daha da istikrarsızlaştığı görülmektedir. Daha öncesine gidildiğinde Çekiç Güç Harekatı’ndan bu yana gelişmeler, ülkenin giderek ayrışmasına neden olduğu anlaşılacaktır. Dolayısıyla bu durumu da yeni ortaya çıkan bir tartışma olarak görmemek gerekmektedir. Sonuç olarak, iki taraf arasındaki görüş farklılığı giderilememiştir.

 

Ticari Konular

 

ABD ziyaretinin önemli konularından birisi de Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTYO) Anlaşması olmuştur. Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ile ABD arasında gerçekleşecek olan bu anlaşmaya bir şekilde dahil olmak istenmektedir. Yüz civarında iş adamının ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın Başbakan Erdoğan’a eşlik ettiği ziyarette Türkiye ve ABD arasında Yüksek Düzeyli Çalışma Komitesi'nin kurulması karara bağlanmıştır. Avrupa Komisyonu TTYO Başmüzakerecisi Garica Bercero ise kısa süre önce “Türkiye’nin TTYO’ya katılması, pek gerçekçi olmaz”[3] ifadeleriyle Türkiye’nin AB ve ABD’ye bir üçüncü olarak bu sisteme dahil olamayacağını belirtmiştir. Muhtemelen ilerleyen süreçte Türkiye ve AB arasında serbest ticari bölgeye alternatif olan gümrük birliği çözümüne benzer bir şekilde burada da bir ara yol aranacaktır. Diğer yandan, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri arasında ticari ilişkiler incelenirken ABD’nin Türkiye’deki yatırımlarının ABD’deki Türk yatırımlarıyla karşılaştırılamayacak kadar fazla olduğu bilinen bir husustur. 

 

Değerlendirme

 

Irak’ta Kuzey Irak Hükümeti ve Bağdat’taki merkezi hükümet arasındaki anlaşmazlık, Suriye’de Devlet Başkanı Esad ve muhalifler arasında devam eden çatışmalar ve Filistin’de Batı Şeria ve Gazze arasındaki ayrılık konularının ABD’de ziyarette siyasi olarak ele alınan ana gündem maddeleri olduğu görülmüştür. Dolayısıyla, anlaşmazlıkların nasıl aşılacağı konusunda Türkiye’nin her üç bölgede de uzlaştırıcı olmaktan çok net şekilde bir taraf olduğu görülmektedir. Bu bağlamda, Suriye’ye “sihirli bir değnek” ile dokunamayacağını öne süren ABD tarafı İsrail ve Filistin konusunda Türkiye’ye bir bakıma sopa göstermiştir. Taraflar arasında Irak’ta görüş, Suriye’de ise bir yöntem farklılığı gün yüzüne çıkmıştır. İsrail’in sözlü olarak Türkiye’den dilediği özür sonrası ve ABD’den gelen açıklamaların ardından Filistin konusunda bir söylem farklılığı yaşanmıştır.

 

Bazı yerlerde Türk iç politikasına ilişkin mesajların da verildiği ABD ziyaretinde, PKK ile yapılan müzakerelere ve açılım sürecine ABD’nin olumlu baktığı anlaşılmıştır. Başkanlık sistemi ve yeni anayasa ile ilgili açıklamaları da 2014 yılında Türkiye’de 3-8-11 formülü denilen mart, ağustos ve kasım aylarında seçim olabileceği yorumlarını doğurmuştur.

 

Dışişleri Bakanı Ahmet DavutoğluSuriye’ye müdahale seçenekleriniBirleşmiş Milletler (BM) gündemine getirmesi ve BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile görüşmesi sonrası istediğini alamamış, aynı durum ABD ziyaretinde bir defa daha tekrarlanmıştır. ABD ziyaretinin başarılı olup olmadığı sadece Erdoğan’a uygulanan protokol ile değerlendirilmemeli, ziyaretin diplomatik sonuçları da dikkate alınmalıdır.

 

Dipnotlar

 

[1] ABD Televizyonlarının Ayıbı, http://dunya.milliyet.com.tr/abd-televizyonlarinin-ayibi/dunya/detay/1710010/default.htm, Erişim Tarihi: 22 Mayıs 2013.

[2] Syrian Rebels in Trouble: German Intelligence Sees Assad Regaining Hold, http://www.spiegel.de/international/world/german-intelligence-believes-assad-regime-regaining-lost-power-a-901188.html, Erişim Tarihi: 22 Mayıs 2013.

[3] AB: Türkiye’nin AB ABD Serbest Ticaret Anlaşması Müzakerelerine Katılması Gerçekci Değil, http://www.abhaber.com/ozel-haberler/haber/ozel-haberler/ab-turkiye-nin-ab-abd-serbest-ticaret-anlasmasi-muzakerelerine-katilmasi-gercekci-degil-049786, Erişim Tarihi: 22 Mayıs 2013.