Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, Twitter üzerinden paylaştığı mesajında, “Suriye’de aralarında çocuklar ve kadınların da olduğu çok sayıda kişi akılsız bir KİMYASAL saldırıda öldü. Katliam bölgesi Suriye Ordusu tarafından kuşatıldı ve dünya oraya erişemiyor. Putin, Rusya ve İran Hayvan Esad’ı destekledikleri için sorumludur” dedi. Trump ayrıca “kısa süre içinde” Suriye’ye kuvvetli bir yanıt verebileceklerini de duyurdu. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Rus uzmanların ve yardım görevlilerinin bölgeyi ziyaret ettiklerini belirtti. Lavrov düzenlediği basın toplantısında, “Askeri uzmanlarımız bu bölgeyi ziyaret etti… ve sivillere karşı klorin ya da başka kimyasal bir maddenin kullanıldığına dair herhangi bir ize rastlamadı” diye konuştu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Suriye'deki son durumu görüşmek için acil toplandı.

 

TÜRKSAM Genel Sekreteri A. Gencehan Babiş, Trump’ın açıklamaları ve Suriye’deki Amerikan – Rus restleşmesini TRT Radyo Haber’de yayınlanan Elif Yeriğ, Erhan Yardımcı, Fatih Dağdelen ve Bahadır Şerif Onaran'ın hazırladığı Radyo Ajandası programında değerlendirdi.

 

A. Gencehan Babiş’in değerlendirmelerinden öne çıkan başlıklar şöyle….

 

“ABD’nin Kendine Alan Açma Hamlesi”

 

Amerika Birleşik Devletleri’nin bu son açıklamalarından, Duma’daki kimyasal saldırıyı kendine alan açma hamlesi olarak kullanabileceğini görüyoruz. Çünkü Suriye’de artık hava sahasını resmen Rusya eline almış durumda, karada da İran’ın söz geçirdiği milislerin çok etkin olduğu bir pozisyon olduğunu görüyoruz. Aslında burada kimyasal saldırının da kim tarafından yaptığı da tam anlamıyla belli değil. Rusya, Amerika Birleşik Devletleri’nin Esad ise muhaliflerin bir provokasyonu olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunuyor. Irak işgali hatırlandığı zaman ABD’nin kimyasal silah noktasında söylemlerde sicilinin bozuk olduğunu biliyoruz. Ayrıca, kısa süre önce de kimyasal silah kullanımının Salisbury’de çifte ajan olan Skripal’in zehirlenme vakasında da gündeme gelmişti. Skripal olayından sonraki süreci de değerlendirdiğimizde artık özellikle Birleşmiş Milletler içerisinde İngiltere ve Fransa’nın da Amerika Birleşik Devletleri’ne daha net desteğini görüyoruz. Bütün bunlar yeni nesil bir Soğuk Savaş’ın tekrar canlanıp canlanamayacağı ile alakalı tartışmaları da beraberinde getiriyor.

 

“ABD, Suriye’de 2017’deki Operasyonun Benzerini Yapabilir”

 

ABD’nin kimyasal silahların kullanılması noktasındaki tavrını önceki tutumlarıyla birlikte değerlendirdiğimizde bu süreç de daha anlaşılır olabilir kanaatindeyim. 2013’te Suriye konusunda ABD Başkanı Barack Obama bunu bir “kırmızı çizgisi” olarak benimsemişti. Kimyasal silahın kullanıldığı zaman ben Suriye’ye müdahale edeceğini ifade ederek pozisyonunu belli etti. Bu arada G 20 Zirvesi’nde Obama ve Putin bir araya gelmiş ve Putin arabuluculuk yapıp biraz süreci toparlamıştı. Trump’ın Obama’dan sonra henüz başkanlık koltuğuna yeni oturduğu 2017 yılının Nisan ayında, Esad rejimi tarafından kullanıldığı ifade edilen kimyasal saldırıdan sonra sert bir cevap vererek hava operasyonu düzenlemişti. Hava operasyonunu Şayrat Hava Üssü’ne Akdeniz’deki Amerikan destroyerlerden Tomahawk füzesi atılarak düzenlenmişti. Şimdi haberlere baktığımızda Amerikan destroyerlerinin yine Suriye’ye doğru yakınlaştığını görüyoruz. Bu sefer Rusya’nın biraz daha ön alıcı bir pozisyonda devreye girdiğini fark ediyoruz. Geçtiğimiz süre içerisinde yedi tane küçük kimyasal saldırı var ama Amerika Birleşik Devletleri’nin buna net bir tepkisi olmadı. Halihazırdaki durumda Rusya’nın Batı’nın dağınık görüntüsünden de faydalanarak bölgede müdahale alanını genişlettiğini görüyoruz. Önümüzdeki günlerde Amerika Birleşik Devletleri 2017’ye benzer şekilde Şayrat Hava Üssü’ne yapılan havadan bombalamanın benzerini yapabilir.

 

“ABD’nin Operasyonu Suriye’deki Gidişatı Kökten Değiştirmez”

 

ABD’nin Suriye’de bocalayan stratejisinin burada nasıl sonuçlanacağı ile alakalı birçok soru işareti ve tartışma var. Yalnız bunun Suriye’deki gidişata kökten değiştirici şekilde etki edemeyeceğini düşünenlerdenim. Elbette arada bir soğukluk ve çatışma zemini oluşacaktır ama iki büyük gücün burada karşı karşıya gelmesinde bir limitin olduğunu ve daha sonra bu restleşmenin yine belli bir diplomatik çerçeveye indirgeneceğini düşünüyorum.